BASILMIŞ KİTAPLARIM

BASILMIŞ KİTAPLARIM

İÇİNDEKİLER

1 – ANAMUR ‘ 91

2 – ÖRNEK İLÇE ANAMUR – İL OLMAK İSTİYORUZ ; ANAMUR İL OLMALIDIR

3 – ANAMUR YÖRESEL HALK HİKAYELERİ

***********************************************************************************************************************

1 – ANAMUR ‘ 91 ( ÖZET )

******
“Günler geçer ve çalışır şafağın değirmeni
Kim bilir ki kimi, neyi eskittiğini!.. 
Anamur’da eski ile yeni, tarih ile bugün iç-içedir.
******
“… AKDENİZ SULARI BERRAK DENİZ..
Anamur’da deniz “ak’laşır, berraklaşır…
Hiçbir atığın karışmadığı deniz altın kumu, ipek sahili,temiz suyu ile insanı tarihin derinliklerine,temizliklerine, koynuna ulaştırır.
***
ÖNSÖZ
İL OLMAK İSTİYORUZ
Anamur Anadolu Yarımadasının en güney ucunda, 38 bin merkez; 66 bin çevre nüfuslu deniz cephesi 53.600 metre, Toroslara doğru derinliği 110 km. olan 1274 km2 yüzölçümlü şirin bir ilçedir.
Bağlı olduğu İçel Ili’ne 230 km., komşuları Antalya’ya 260 km., Konya’ya 320 km., Karaman’a 200 km., Alanya’ya 140 km., Silifke ilçesine ise 135 km. uzaklıkta, Türkiye’de civar il merkezlerine en uzak ilçe merkezi…
Yavru Vatan Kuzey Kıbrıs Türk Cum-huriyeti’ne ise 75 km. mesafede, Türkiye’nin Kıbrıs’a en yakın noktasıdır.
Yol, su, elektrik problemi yoktur.
Sıhhi içme suyu şebekesi, elektrik şebekesi ve alt-yapının en önemli unsuru olan kanalizasyon şebekesi tamam­lanmıştır.
İlçeye bağlı 40 köyün ilçe merkezi ile bağlantısı mevcuttur.
Bakanlık ve merkezi kuruluşlanmızın bütün birimleri teşekkül etmiş olup, il olduğu takdirde yeterince hizmet verecek kapasiteye sahiptir.
PTT, Gümrük Muhafaza Memurluğu, TEK İşletme Mühendisliği, Devlet Hastane­si, Emniyet Müdürlüğü, Orman İşletme Müdürlüğü, Meteoroloji İstasyon Müdürlüğü, Liman Başkanlığı, Kadastro Müdürlüğü, Turizm – Tanıtma Mü­dürlüğü, Devlet Su İşleri, İlçe Kütüphanesi, Şehir Stadı, Vapur İskelesi, Yat Limanı ve Balıkçı Barınağı, Ziraat Odası, Ticaret ve Sanayi Odası, Resmi ve Özel (8) ayrı banka şubesiyle, Anamur, kamu hizmetlerini il olarak yürütebi­lecek bir alt yapıya sahiptir.
Klâsik ve meslek liselerinin tamamı mevcuttur.
Klâsik Lise, Ticaret Lisesi, Endüstri Meslek Lisesi, Sağlık Meslek Lisesi, Kız Meslek Lisesi ve Îmam-Hatip Lisesi’nden ayrı olarak 4 İlköğretim Okulu, 68 İlkokul, Halk Eğitim Merkezi ve Çıraklık Eğitim Merkezi, ilçenin eğitim yuvalandır…
İlkçağlarda Kilikya’nn bir liman kenti olan Anamur’da Hititler, Asurlar, Romalılar, Bizanslılar, Araplar, Selçuklular, Karaman oğullan, Osmanlı­lar yaşamış…
Anamur’da bütün bu Medeniyetlerden örnekler, izler, kalıntılar var…
Mamure Kalesi, Anamurlum Antik Kenti, Kıral Dairesi, Odeonu Ha­mamı Kafeteryası, Kalınören Antik Kenti, Köşebükü Doğa Mağarası (Buğu Mağarası), Çukurpınar Mağarası, Anamur’un bugününü geçmişe bağlayan ir­tibatlar…
Binlerce yıl sonra bugün, olduğu gibi muhafaza edilen bu tarihi zenginlikler, Anamur halkının geçmişten – geleceğe uzanan zengin kültürü­nün, yetişmişliğinin simgesi, ispatıdır.
Anamur il olduğu takdirde Bozyazı ve Aydıncık ilçeleri ile Anamur’a bağlı Anıtlı Beldesi ve Ermenek ilçesine bağlı Kazancı beldesi halkı, çiftçisinden, esnaf ve tüccarına, Belediye Meclis Üyesinden, Belediye Başkanlarına kadar, Anamur’a bağlanmayı talep etmektedirler.
Bu ilçe ve Merkezler, ekonomik, sağlık, sosyal ve coğrafi açıdan zaten bir bütünlük içerisinde bu­lunmakta olup, çevredeki coğrafî konumu itibariyle dahil edilebilecek ilçe­lerle birlikte, Anamur 250.000 nüfuslu bir il olacaktır.
Anamur’un İl olma çalışmaları 1960′lara dayanır.
30 yıllık özlem, 30 bin yıllık müstakbel geleceği bugünden kucaklamış gibidir.
Bu amaçla ilgili; Beldeleri İlçe, ilçeleri il yapan, Türkiye’ye bir Türkiye daha katan yurt­ta istikrarın, dünyada itibarın sembolü olan CUMHURBAŞKANIMIZ Sayın TURGUT ÖZAL Başbakanlıkları döneminde…
Başbakanımız Sayın Yıldırım AKBULUT, İçel Milletvekilleri, Rüştü Kâzım YÜCELEN, Ali ER ve Ali Rıza YILMAZ refakatindeki, Ankara’ya giden heyetimizi kabullerinde…
Devlet Bakanımız Sayın Mehmet KEÇECİLER, Anamur’u şereflendi­ren ziyaretlerinde yaptıkları sohbetlerde…
İçişleri Bakanımız Sayın Abdülkadir AKSU özel sohbetlerinde…
Milli Savunma Bakanımız Sayın Hüsnü DOĞAN, Tarım Orman ve Köyişleri Bakanı ve Devlet Bakanı olarak Anamur’u şereflendiren ziyaretle­rinde ve yaptıkları kabullerde…
İçel Milletvekili Sayın Ali BOZER Devlet Bakanlığı dönemlerinde, Anamur Hükümet Konağı temel atma törenindeki konuşmalarında…
Başbakanlık Müsteşarımız, Sayın Sabahattin ÇAKMAKOGLU İçel Valiliği döneminde Anamur’a her teşrifinde…
İçel Milletvekili hemşehrimiz, Sayın Rüştü Kâzım YÜCELEN çeşitli konuşmalarında.. Anamur’a ve Anamurluya Anamur’u il yapacakları vaadlerinde bulun­muşlardır.
Coğrafi, ekonomik, sosyal ve stratejik bir çok sebeple il olmak Ana­mur’un şerefi olacaktır.
Şimdiye kadar halka hizmet hakka hizmettir diyen, doğru işleri yapan ve Haktan ayrılmayan BÜYÜKLERİMİZDEN diliyor ve istiyoruz.
İnanıyo­ruz ki İnşallah İl olacağız.
Saygılarımızla.
( ÖNSÖZ  –  son )
“Sen kaç yaşındasın, Söyle bana!.. Kaç yaşında?” ***
TARİHÇE
Anadolu tarih boyu büyük medeniyetlerin beşiği ve odak noktası ol­muştur.
Birçok kültür Anadolu toprağından gelip geçerken kendine ait bir çok eseriyle izler bırakmıştır.
Anamur, üzerinde kurulan medeniyetlerle Anadolu’nun bir parçası ol­muş, eski, yeni çağların eserleri ile dolmuş şirin bir Akdeniz şehri olmayı ta­rih boyunca sürdürmüştür. Anamur’un adı Namur kelimesinden gelmektedir.
Zamanla adı Namu-rium, Anamurium, Anamur olmuştur.
Anamurium kelimesi Lâtin dilinde “Anem burun; Ourium, rüzgâr” anlamına gelmektedir. Bu iki Lâtince keli­menin anlamı tek kelime halinde birleştirildiği zaman RÜZGÂRLI BURUN olmaktadır.
Anamur tarihin ilk devirlerinde Kilikya bölgesinin içinde yer almıştır.
Anadolu tarihi boyunca çeşitli kültürlerin yaşadığı Kilikya bölgesinde günü­müzden binlerce yıl önce Luviler, Arzavaîar, Khkyalılar, Kueler, Kızvatnalı-lar, Selefkozlar, Romalılar, Bizanslılar. Araplar yaşamışlardır.
Türk Devlet­lerinin Anadolu üzerindeki hakimiyetlerinin başlaması ile de Oğuzlar’ın, Sel-çuklu’ların ve Osmanlı’ların hakimiyetine girmiştir.
İlkçağda Anamur Kilikya’mn bir liman şehri idi. Hitit Kralı 4. Tuthali-ya (M.Ö. 1250-1230) zamanında kendisinin himayesine sığınan Mattuvat-ta’ya Anamur’u vermiş, Muttavatta da Hititlerin zayıflamasından yararlana­rak Anamur’dan Afyon’a kadar uzanan bir prenslik kurmuştur.
Daha sonra Anamur İsaria (İzorya) ya katılmış, Romalılar devrinde özellikle ticaret ala­nında gelişmiştir.
Roma İmparatoru Calicula (M.S. 37-41) tarafından Kom-megene Kralı 4. Antiochos’un yönetimine verilmiştir. (Bu prensliğin sınırla­rı Ayaş’tan Konya’ya kadar uzanır).
Anamur’da yapılan kazılardan ve çeşitli yerlerde bulunmuş paralardan, eski eserlerden bu tarihi bilgileri kesin olarak anlıyoruz.
Kral Titus’tan (M.S. 79-81) Valevianus’a (M.S. 253-259) kadar gelip geçmiş Roma İmparatorları­nın resimlerini de bilhassa Anamurium da yapılan kazıların neticesinde çı­kan paralardan görüyoruz.
Romalılardan Bizanslılara geçen Anamur, Bi­zanslılar zamanında yeniden tamir edilmiştir.
Hükumet merkezi Konya olan Selçuklu Hükümdarı Alaaddin Keyku-bat, ünlü kumandanlarından Mübarezeddin Ertokuş Beyi kıyı şeridinin alın­masına memur etmiş ve Ertokuş beyde 1228 yılında Anamur’u zapdetmiştir.
Halk arasında yaygın bir zaptname hikayesi şöyle anlatılmaktadır:
Er­tokuş bey îçel ilinin Gülnar ilçesi üzerinden Anamur’u fethetmeye giderken Gülnar’ın Şıhömer köyünde konaklar.
Köyün ileri gelenlerinden ve köye adı­nı veren Şıhömer Selçuklu kumandanını misafir eder.
Onu ve askerlerini kendi pişirdiği yemekler ve yiyeceklerle doyurur.
Bunda bir hikmeti ilâhi ol­duğunu sezen Kumandan Ertokuş Bey, Şıhömer’e kendisi ile beraber gelme­sini ister.
O da bu daveti kabul eder. “Yalnız ben sizden biraz sonra gelece­ğim, siz şimdilik yolunuza devam edin” der.
Ertokuş bey askerleri ile birlikte yola koyulur.
Fakat Şıhömer kendisine yetişemeyince buna biraz içerler. “Demek bana yalan söyledin” diye düşünür.
Şıhömer ise daha kısa bir yoldan ve süratle Anamur’a gelir.
Bir gecede keçi sürülerinin boynuzlarına çıra (mum) yakıp karadan salar, manda sürüle­rinin boynuna da çıra (mum) yakıp denizden salar.
Anamur Kalesindeki kor­sanlar bunun bir kuşatma olduğunu sanıp hemencecik teslim olurlar.
Kale anahtarını teslim alan Şıhömer geri döner.
Bozyazı ilçesi yakınlarında Sel­çuklu kumandanı Ertokuş beyle karşılaşırlar.
Anamur kalesinin anahtarlarını teslim eder.
Bu duruma daha da şaşıran Ertokuş bey, Şıhömer’e biraz daha saygılı davranır.
Kalenin anahtarını alıp orada konaklar.
Şimdiki Softa kale­sini yaptırır. (Bu kale Bozyazı ilçesinin doğusunda ve yüksekçe bir tepe üze­rindedir).
Kıyıda baş alınması gerekli yerleri ülkeye katar ve gider.
Selçuklulardan sonra Karamanoğullan’nın eline geçen Anamur 1859 yılında Osmanlı idare teşkilâtında müdürlük, 1869 yılında kaymakamlık ol­muştur.
Anamur 1869 yılında Kaymakamlık olarak merkez, bugünkü Nas­rettin köyünde idi. Ancak zamanın beyleri idarenin kendi işlerine karışma­ması için Kaymakamlık merkezini şimdiki Çorak denilen yere taşıttırmışlardır.
Çorak’ta o zaman Rumlar yaşamakta idi.
Ancak Rumların buraları ter-ketmeleri üzerine onlardan kalan bir kilise yıkılarak, bugünkü hükümet mer­kezi inşa edilmiş ve artık Anamur buraya kurulmuştur.
Bu arada idare mer­kezinin Mamure Kalesi yakınlarına taşınması için yapılan girişimler sonuç­suz kalmıştır.
TÜRKLER VE ANAMUR
Türklerin Anamur’a gelişleri 11-12. aşıra dayanır.
Anamur’a yerleşen Türk boylan Oğuzlar’ın Yiva (Yuva) boyuna mensuptur.
Prof.Dr. Faruk Sü­mer, Oğuzlar isimli eserinin 367. sayfasında bu konuyu şöyle açıklar:
“II. Beyazid devrinde İç-İl’deki büyük teşekküllerden biri de Yiva oymağı idi.
Bu oymak İç-îl’deki diğer birçok teşekküller gibi tamamen köylerde yerleşmiş olmakla beraber oymak teşkilatını henüz muhafaza etmektedir.
Bu oy­mağın adı bazen Ytvalı olarak da yazılıyor.
İç-İl Yiv al arının Büyük Yıva ve Küçük Yıva olmak üzere iki büyük kola ayrıldığı görülüyor. Büyük Yıva Kolu eski Gülnar ile Anamur arasındaki Aksaz adlı yörede toplu bir halde yerleşmişlerdir.
Küçük Yıva koîu da yine toplu bir halde Anamur’un kuzey ve batısındaki topraklarda yurt tutmuştur.
Bu ikinci koîa mensup bazı oy­maklar Anamur kasabasında da yerleşmişlerdir.
Ayrıca Büyük Yıva ve Kü­çük Yıva adlı iki köy olup, bu köylerin her ikisi de Küçük Yıva toprağında bulunuyordu.
Bu köylerin kolların başında bulunan ailelerin oturdukları yer­ler olduğu anlaşılıyor.
İkinci Bayezid devrinde Büyük Yıva koluna ait kırk ka­dar köy gösteriliyor ki, bunların bir kısmı adlarını zamanımıza kadar muha­faza etmişlerdir.
Küçük Yıvalar ise Anamur kasabasından başka 14 köyde yerleşmişlerdir.
II. Bayezid devrinde İç-İl bölgesindeki başlıca oymakların taşıdıkları adlar bu oymakların başında bulunan ailelerin de adlarıydı.
Boz-Doğan Oğullan, Turgut-Oğulları, Hoca-Yunus-Oğullan, İğdir-Oğullan, Beğ-Dili Oğullan ve nihayet Yıva-Oğulları.
Yiva-Oğullanndan adlan tesbit edilebilen şahıslar şunlardır:
Hüseyin Beğ, Ali Beğ, Mehmed Beğ, Alâud-din Beğ. Bunlardan Hüseyin Beğ,
Büyük-Yıva köyünde bir cami yaptırmış ve bunun içinde bir vakıf tesis etmiştir.
Yine bunlardan Paşa Beğ Kazancılar Köyünde Ahî Seyyidî adlı bir şeyh adına Zaviye yaptırmıştır.
Alâuddin ve Mehmed adlı Yıva Beğleri de îî. Bayezid devrinde tımar sahibi idiler.
Pîr Ali adlı bir kimsenin de Yıva oğullarının atadan dededen (emen an cedd) kethüdası ol­duğu için avârız-ı divâniye ve tekâlifi örfiyyeden muaf olduğunu da biliyo­ruz.”
Anamur’a gelen Oğuz ailesi Oğuzlann Üç Oklar Boyunun Denizhar, Koluna dayanır. Buradaki halk 1235 yılında Gülnar (Anaypazan) üzerinden gelerek yerleşmiştir.
Bu boy Orta Asya’nın Balkas Gölü kıyılarında bulunan Gülnar isimli bir kasabadan gelmiştir.
Boyun başındaki Yahşi Bey Anado­lu’da Araplar tarafından öldürülür.
Oymağın başına Yahşi Bey’in kızı Gülnar Hatun geçer.
Onun da Larende (Karaman) dolaylarında Arap fedaileri tara­fından öldürülmesi üzerine oymak Göksu’nun batı yakasına Zeyne dolayları­na yerleşir.
Burada kalabalıklaşan ve çevreye sığmayan halk ekonomik şart­ların ve sosyal şartların da gereği olarak Anaypazan’na yerleşir.
Hayvancılı­ğa elverişli olan bu yörede de seneler geçtikçe sıkışma olur.
Bunun neticesi olarak Gülnar Hatun’un ana tarafı (Büyük Keçeli) adıyla Ovacık’a, baba tarafı da Bozdoğan ismiyle Anamur’a yerleşir.
Anamur’a ilk gelen Türkler bunlar­dır.
Bozdoğanlar Anamur’daki Kıbnsiı Firenkleri kovarak yeni gelen başka oymaklarla birleşip Nurebinsaadettin isimli bir zatın riyasetine girdiler.
I. Alaaddin zamanında da burası Karamanoğulları’nın teşekkülüne girdi ve hız­la büyümeye başladı.

Teoman Zeki “İçel Mektubu” sayfa 17 de ve Mustafa Türker “Mer­sin’in Yer Notlan” isimli eserlerinde bu noktalara değinir.

Hatta Gülnar adı­nın Gülnar Hatun’un ismine dayandığı da bu iki yazarca kabullenilir.

Anamur 1804 yılına kadar beyliklerle idare edildi. 1

804′de Osmanlı idare teşkilatında vilayetler meydana getirildiği zaman Mut, Gilindire ve Er­menek’ten teşkil edilen sancağa dahil edilerek Konya’ya bağlanmıştır.

Bu ne­denle Anamur’un kayıt ve tapu işleri Ermenek’te yapılmıştır.

Çünkü o za­manlar bu sancağın merkezi şimdiki Ermenek (Eimanak) idi.

1811 yılında bu sancak Konya’dan alınarak merkezi Silifke olmak üzere ayrılmıştır.

Ana­mur 1859 yılında Nasrettin Köyünde merkez teşkilatı kurulan bir müdürlük, 1869 yılında da Kaymakamlık olmuştur.

Zamanın beyleri işlerine idarecileri karıştırmamak için Kaymakamlığın şimdiki yerine, o zaman Çorak adı ile anılan mevkiye kurulmasını istemiştir.

Hatta Kaymakamlığın Mamure Kalesi’nde kurulması için çalışmalar da yapılmıştır.

Ancak bu çalışmalar gerçek­leşmemiş, Anamur’un merkezi Çorak mevkiine alınmıştır. Yöre halkı Ana­mur merkezine şehir demez, halâ Çorak der.

   

 

** Günler geçer ve çalışır şafağın değirmeni Kim bilir ki kimi,neyi eksiltti***
Anamurda eski ile yeni,tarihle bugün iç-içedir.

***
AKDENİZ SULARI BERRAK DENİZ..

Anamur’da deniz “ak”laşır, berraklaşır… Hiçbir

atığın karışmadığı deniz altın kumu, ipek sahili,

temiz suyu ile insanı tarihin derinliklerine,

temizliklerine, koynuna ulaştırır.

****** COĞRAFİ KONUM

Yurdumuzun 24 No.lu Devlet Karayolu üzerindeki Anamur ilçesi, İçel iline bağlı olup, Mersin’e uzaklığı 230 km.’dir.
İlçe doğuda Gülnar, kuzeyde Konya ilinin Ermenek ilçesi, batıda Antalya ilinin Gazipaşa ilçesi ile çevrili­dir.
Anamur, dar bir kıyı şeridinde kurulu şirin bir merkezi mi zdir.
Bu gü­zel ilçenin güneyini mavilerin en güzelini oluşturan Akdeniz çevreler. A
na­mur Türkiye’mizin, en güney noktalarından birine rastlamakta ve 36 kuzey paraleli Anamur’un 5-6 km. güneyinden geçer. Anamur’un denizden yüksek­liği 20-30 m., denize olan uzaklığı ise 3 km. civarındadır.
Yüzölçümü 2005 kilometrekare’dir.
Göktaş, Yalıevleri, Yeşilyurt, İskele, Esentepe, Güzelyurt, Bahçelievler, Sağlık, Ankara, Fatih, Akdeniz, Bahçe, Saray, Yıldırım Beyazıd, Sultan Alaaddin mahallelerinden oluşan Anamur’un doğu, batı ve kuzeyi dağlarla çevrilidir.
E-24 Devlet karayolu üzerindeki Anamur ilçesinin Mer­sin’e uzaklığı, 230, Silifke’ye 138, Bozyazı’ya 16, Gazipaşa’ya 79, Aydın-cık’a 52, Gülnar’a 86, Mut’a 163, Antalya’ya 260, Alanya’ya 125, Manavgat’a 184, Serik’e 219 km., Ankara’ya 580 km. uzaklıktadır.
Anamur ve çevresi sade bir yapıya sahiptir.
Batısındaki Yalçıdağı ve Karagedik Dağı ile kuzeyindeki Haydar Dağı, doğusundaki Azıtepe, Paleo­zoik rekristalize kalkerlerden meydana gelmiştir.
Bu dağlar ve tepeler arasın­daki dalgalı arazi siyahımsı renkte sissilerden ve ova kısmı ise krater alüv­yonlardan meydana gelmiştir.
Orta Toros Dağlarının Akdeniz’e inen kollan ilçe topraklan içinden geçer.
Bu nedenle arazi arızalı ve dağlıktır.
Torosların kollarından olan ve türlü adlar taşıyan bu dağların başîıcalan şunlardır:
Ala-musa Dağı (2013 m.), Kızıldağ, Kartallı, Koçaş, Naldöken (1754 m.), Kara­gedik (650 m.), Dayılı, Sarnış Dağı (1316 m.), Elmakuz (1654 m.), Yivil Da­ğı (1360 m.), Kaş Dağı (1650 m.).
Toroslar genelinde denize paralel olarak uzanır.
Azıtepe uzantısı ve Karagedik Dağı denize dik olarak gelir.
Karage­dik Dağı’nın denize uzantısı Anamur burnunu oluşturur.
Bu burun Türki­ye’nin en güney burnudur. Kıbrıs’a olan uzaklığı 40 mil’dir.
Anamur burnu üzerinde 1911′de Fransızlar tarafından yapılan 10 saniyede çift beyaz yanan bir fener bulunmaktadır.
Bu fener Orta Akdeniz’de seyreden gemilere yol gösterir.
Anamur köylerinin bir çoğu sarp Toros Dağlarının ve bilhassa Kızıl Dağ’ın yaınaçlan arasında sıkışmış durumdadır.
Buraiar yayla ve dağ köyleri ile doludur.
Bu yamaçları bilhassa alçak kısımlardaki maki toplulukları kap­lar. 500-600 metre civarında ve daha yukarılara doğru zengin ormanlar var­dır.
Bunlar: Çam, ladin, ardıç, köknar gibi iğne yapraklı ağaçların oluşturdu­ğu ormanlardır. Anamur, uzunluğu 175 km., eni ise 90 km. kadar olan arazi üzerinde kurulmuş bir ilçedir. Denizle kasaba arasında uzanan düzlüğe Çorak Ovası adı verilir.
Bu ova batıda Sultan Suyu ile doğudaki Koca Çay’ın (Dragonda) getirdiği alüvyonlardan meydana gelmiştir.
Ovanın oluşmasında denizin çe­kilme etkisi de vardır.
Ovanın üsî toprağı 20-30 cm. kalınlığındaki killi, tınlı, kahverengi, alt kısmı ise kalker oranı fazla olan topraklardan oluşur, bu ne­denle çok verimlidir.
Anamur’da önemli bir göl yoktur.
Sultan Suyu ağzında Balık Lavı Gö­lü, Yarlağan Gölü, Dragonda Çayının doğu kesiminde Kıbrıslı Gölü ile eski­den İskele Gölü adı ile anılan Karagöl gibi bataklıklara rastlanmaktadır.
Bunların birçoğu kurumuş haldedir.
Anamur, Toroslann kıyıya çok yakın ve paralel olarak uzanmasından dolayı diğer şehirlerimize ulaşım yönünden çeşitli güçlüklerle karşılaşmakta­dır.
Anamur’un şimdiki merkezinden 3 km. güneyde 1955 yılında yapılmış bir iskele vardır. Bunun hemen yanında yapımı çok eskilere dayanan bir is­kele kalıntısına da rastlanmaktadır.
Eskiden haftada iki gün bu iskeleye açık­ta demirlemesine rağmen gemiler uğrardı.
Yük ve yolcu taşımacılığına bü­yük katkısı bulunan bu yoi şimdi işlemez haldedir. Anamur daha çok diğer şehirlerimize karayolu ile ulaşım sağlar.
Direk olarak güney illerine ve An­kara, İstanbul gibi şehirlerimize otobüs bağlantısı vardır. Sinop’tan başlayıp Anamur’a kadar uzanan Atatürk Yolu’nun Anamur-Ermenek kısmı da tama­men asfaltlanmış ve trafiğe açılmıştır.
Böylece Anamur İç Anadolu’ya da ulaşımı kolaylıkla sağlamış olur.
Güney trafiği daha sıkışıktır.
E-24 Devlet Karayolu asfalt olup her türlü geçişe açıktır.
Anamur sadece limanın ulaşım imkânlarından gereği gibi yararlanamamaktadır. Gümrük kapısına da sahip olan Anamur limanının işlerliği sağlandığı takdirde daha büyük atılımlara sahne olacaktır.
Anamur ve çevresine Akdeniz iklimi hakimdir.
Bu iklim gereği yazlan kurak ve sıcak, kışlan ılık ve yağışlıdır.
Su buhan ve yağış getiren rüzgarla­ra, aynı zamanda yağış getiren deprasyonlara tamamen açık olan Anamur’da birde Meteoroloji İstasyonu vardır.
Bu istasyonun 1960′da yapmış olduğu ra­satlara göre en yüksek yağış alan ay Şubat ayıdır.
Ortalama değeri 271 mm., en kurak aylan ise Temmuz ve Ağustos aylandır.
Bu aylarda hemen-hemen hiç yağış yoktur.
En sıcak ay ortalaması 27,2°C ile Temmuz ayıdır.
En soğuk ayın ortalaması ise 9°C ile Ocak ayıdır.
Bölgede kar yağışı ve don olayı enderdir.
Dağlık alanda kış ortalaması 9 derece, yaz ortalaması ise 29 dere­cedir.
1980′de 90 gün yağışlı geçmiştir.
1980 de yapılan rasatlara göre ovalık alanda kış ortalaması 12 derece, Ocak ayında ise toplam. 10 gün don olayı yaşanmıştır.
Bu yılın sıcaklık ortalaması yaz aylarına göre 34 derecedir, en sıcak ay 43 derece ile Ağustos ayı olmuştur.
Anamur’un doğusu, batısı ve kuzeyi nispeten yüksek dağlarla çevrili olduğu için kuzeyden geien sert rüzgarları hiç görmez.
Bu coğrafi konum ve hava şartlan nedeniyle Anamur’da bir mikrokiima sahası oluşur. Sözgelimi Anamur’un 60 km. doğusundaki Ovacıkta ve 138 km. doğusundaki Silifki’de muz bitkisi yetişmediği halde Anamur ve çevresinde ünlü Anamur muzu ye­tişmektedir. Kaiadıran köylüleri kendi ihtiyaçlar! olan kahveyi bahçelerinde yetiştirirler.
Hatta ünlü Avakode bitkisi de bu köy çevresinde kolaylıkla ye­tişmektedir.
Dağların Anamur’u çepeçevre çevirmesi ve kuzey rüzgarların­dan korunması mikroklimanın oluşmasına başlıca nedendir.
Her türlü meyve-sebzenin yanında antep fıstığı, fındık, anason gibi kıymetli ürünler Karaağa Köyünde rahatlıkla yetişmektedir.
Bu köydeki insanlarımızın birçoğu geçimini bu yolla temin ediyor.
Anamur, güneybatıdan esen lodosun, yazın geceleri karadan denize ve gün­düzleri denizden karaya doğru esen nemli deniz meltemleri ile öğleden sonra esen kara yelin etkisindedir, ender olarak ta poyraz görülür.
Yerli halk mel­tem rüzgarlarına “Aşağıyel” adını verir.
***
ULAŞIM ve ŞEHİR İÇÎ YOLLARI
E-24 Karayolu üzerinde bulunan Anamur ilçesinin bağlı bulunduğu il merkezine uzaklığı 23ü km.’dir.
Silifke ile Anamur arasındaki yol Toros Dağlarının sarp geçilmez yamaçlarında açılmış derin uçurumları olan bir yoldur.
Silifke 138, Gülnar 84, Gazipaşa ilçesi 80 km. uzaklıktadır. Kıbrıs adası 42 mil mesafededir. 24 Nolu Devlet Karayolu İçel’i Antalya’ya bağlar.
Anamur Antalya arası 260 km.’dir.
Sinop’tan başlayıp Anamur’a kadar uzanan Atatürk Yolu projesinin Anamur bölümü Karaman il sınırına kadar yapılmış olup, asfalttır.
Anamur’dan yurdun bir çok yerine otobüs seferleri vardır.
Şehir içi yollarında düzenleme çalışmaları bitirilmiş, altyapı çalışmala­rı tamamlanan bütün yollar asfaltlanmıştır.
Şehri deniz kenarına, kumsallara ve tarihi yerlere bağlayan bir çok yol açılmıştır.
***
ANAMUR’DA AKARSULAR
a- İlçenin en önemli akarsuyu ANAMUR ÇAYI’ dır.
Bu çay Dragonda ve Kocaçay olarak da söylenir. Kar suları ile beslenir.
Doğduğu yerde kapalı havza ve düdenler mevcuttur.
Çatalyatak, Yellice ve Kızcağız tepelerinden doğar, Akdaniz’e derin bir yatak içinde akar. Çay üzerinde Anamur Regüla­törü vardır. Şehrin ovası sulama kanalları ile sulanır. Hidroelektrik santralı aynı çaydan alınan sularla elektrik üretmektedir.
Çay üzerinde EİE tarafın­dan baraj yapımı ile etüdler tamamlanmak üzeredir.
b- SULTAN SUYU ÇAYI : Karaçukur Köyü ile Saradana hudutları arasında kalan Karaçukur Deresi, Korucak Köyü Deresi, Köşekbükü Deresi, Değir­men Deresi, Kumlu Geçit Deresi veÇiçek Deresi’nin birleşmesi ile meydana gelir.
Sultan adım bir kış mevsiminde coşkun sularının gelinlik kızı allı du­vağı ile alması neticesinde almıştır.
Akdeniz’e dökülür.
c- ANITLI ÇAYI (Kaladıran) da çeşitli derelerin birleşmesi ile meydana gelen ve Kaladıran Köyü’nden denize dökülen bir çaydır.
***
ANAMUR OVASI
1-    Genel Tanıtını : Anamur Ovası Doğu Akdeniz Havzasında yer almakta olup, İçel-Anamur Kazasının Güneydoğu ve Batısında uzanan bir ovadır.
Kuzey ve Batısı Toros Dağlan ile çevrilmiş olan ova, güneyde tamamen denize açıl­maktadır.
Doğuda çok dar bir şerit halinde uzanan ova Anamur Regülatörüyle sınırlanmış olup, brüt sulama sahası 3775 ha.’dır.
Ortalama eğim kuzey­den güneye doğru 4-0 arasında değişmektedir.
2-    Ovanın Fiziksel Özellikleri:
İKLİM : Yörede Akdeniz İklimi hakimdir.
Yıllık ortalama yağış 1000 mm., en yüksek sıcaklık 44 °C, en düşük sıaklık -4,2 °C ortalama sıcaklık isel9°Cdir.
SU : Anamur Ovası sulamasının ana kaynağı Dragon Çayı olup, daimi sarfiyath bir çaydır. Yapılan rasatlara göre Dragon Çayı max. debisi 358 m3/ sn., minimum debisi, 2?20 m3/sn.dir.
Sulama suyunun sınıfı C2 Sİ. dir.
TOPRAK: Ovanın kuzeyinde bulunan topraklar drenaj sorunu bulunma­yan topraklardır.
Taban arazide yer yer tabansuyu bulunmaktadır. T
oprak bünyesi çoğunlukla tmlı, kumlu, tınlı ve kumlu-killi-tınlıdır.
Aynca yer yer killi şiltli killi ve kumlu-killi topraklara da rastlanmaktadır.
Toprak derinliği genel olarak 150 cm. den fazla olup, geçirgenlikleri iyidir.
BİTKİ :  İklim şartlanmn uygun olması ve sulu tarım yapılması nedeniy­le her türlü bitki ziraatine elverişlidir.
***
3-   TESİSLER :
1-   Anamur Regülatörü: 1960-1964 yıllan arasında inşaa edilmiştir.
Regülatör Anamur Kazasına 20 km. kadar mesafede olup, Dragon Çayı üze­ rinde yer almaktadır.
Anamur Regülatörü dolu (beton) gövdelidir.
Dolu sa­ vak uzunluğu 110 m.dir. Sabit gövde suyun savaklandığı 11 göz bulunmak­ tadır. Yıllık ortalama akım 720xl06 m3ltür.
2-       H.E.S.:
Sağ ana kanalın 17+585 km.sinde 1967 yılında kurulmuş­ tur. Yazın sulama suyu fazlası, kışında kanal kapasitesi kadar su verilmekte­ dir. 840 KW. enerji üretme kapasitesi vardır.
3-        Sulama ve Drenaj Tesisleri: Dragon Çayı üzerinde kurulmuş olan regülatör vasıtasıyla sağ ve sol sahil sulama sahasına su götüren ana ka­nallar mevcuttur.
Sağ sahil ana kanalın uzunluğu 31+179 km. olup, kapasite­ si 4,5 m3/sn.dir.
Sol sahil ana kanal uzunluğu 14+435 km. olup, kanalın ka­ pasitesi 0,620 mVsn.dir. 32+635 km. yedek sulama kanalı 41+771 km. tersi­ yer sulama kanalı vardir.
18+500 km. ana drenaj kanalı ile 38+832 km. tersiyer drenaj kanalı mevcuttur.
Taban suyunu düşürmek amacıyla 1 adet drenaj pompa istasyonu mevcuttur.
4-    Sulamanın Genişleme Durumu : Anamur Ovasında sulamanın başlamasıyla birlikte ekimi yapılan her türlü bitki çeşidinde önemli derecede verim artışı olmuştur.
Sulama oranı %87 civarındadır.
5-    Sulamaya Açılan Alan : Anamur Ovası 3775 ha. brüt sulama sahasına sahip olmakla birlikte net sulanabilir sahası 2635 ha.dir.
6-    Ekonomik Potansiyel : Anamur Ovasında sulamanın başlamasıyla birlikte elde edilen ürünler­de büyük değer ve kalite artışı olmuştur.
1989 yılında Ovadaki zirai üretimin parasal değeri 21 milyar 432 milyon TL. olmuştur.
Bu rakamın 43′ünü Yerfıstığı oluşturmaktadır.
SONUÇ
Anamur Ovası;  3775 hektarlık sulanabilen bölümü ile 10.000 hektarlık sulanamayan (susuz tarım yapılan) kısmı ile, sebze yetiştirilmesi ve seracı­lıkta Türkiye’nin yiyecek ihtiyacını büyük çapta karşılayan ve ekonomiye güçlü katkılar sağlayan bir ovadır.
işte bu güçlü ova potansiyelinden ve ekonomik gücünden dolayı il ol­maya lâyık bir ilçedir Anamur…
***
ANAMUR İLÇESİNİN TARIM POTANSİYELİ
İlçemiz Yurdumuzun en güney noktasında, kuzeyi Toros dağlan ile çevrilmiş özel bir mikroklimaya sahip, hareketli tanm topraklan içeren, hat­ta yılda asgari 2 ürün alınabilen cennet köşesi bir yerdir.
Halkın 9O’ı ta­rımdan geçimini sağlar.
Şehirde oturan, ticaretle uğraşan kişilerin bile tanın­la iştigal ettiği, yangelir sağladığı bilinmektedir.
Uğraş olarak en çok narenciye, açıkta ve serada muz, çeşitli meyve, açıkta ve serada sebze, tarla ürünleri, büyükbaş ve küçükbaş hayvanlar ile balıkçılıktır.
1990 yılı itibariyle ekilîş, dikiliş ve üretim durumlan şöyledir :                             
Bitkinin cinsi                                                                    Meyveli Ağaç Sayısı             Üretim (ton)
Limon 35.000

2.625

Portakal 29.980

1.948

Mandalina 3.57i

143

Yenidünya 2.790

106

Muz (Dk) 1.960

7.350

Zeytin 17.560

468

Elma 6.450

387

Erik 10.050

452

Şeftali 18.840

735

İncir 13.265

577

Nar 17.300

606

Badem 56.050

1.962

Keçiboynuzu 15.800

1.043

Üzüm (Bağ) 77.400

619

Çilek (Dk) 71

156

Buğday 89.550 Dk.

16.119

Arpa 25.160 Dk.

3.774

Mısır 2.220 Dk.

710

Nohut 5.44ü Dk.

490

Susam 5.290 Dk.

518

Yerfıstığı 26.250 Dk.

5.775

Taze Bakla 6.680 Dk.

4.008

Taze Bezelye (Araka) 4.050 Dk.

2.349

Domates (Serada) 411 Dk.

2.141

Domates (Alçak tünel) 50 Dk.

275

Hıyar (Serada) 495 Dk.

3.475

Kabak (Serada) 393 Dk.

2.261

Kabak (Alçak tünel) 730 Dk.

2.920

***

HAYVAN VARLIĞI Büyükbaş         21.400 Baş Küçükbaş       79.800 Baş An kovanı       7090 /15.000 kg/bal îpekböceği      73 kutu Yukarıda sözü edilen bitkisel ürünler ile hayvan ve hayvansal ürünler­den ilçemiz ekonomisine yaklaşık 152.800.000.000.- TL. tarımsal girdi sağ­lanmaktadır. Bununla da kalmayıp, iş sahası ve uğraş alanı olarak binlerce aileyi ba­rındırmaktadır.

***

ANAMUR’DA İKLİM VE METEOROLOJİ RASATLARI

Anamur Meteoroloji İstasyon Müdürlüğünce çeşitli rasatlar yapılmakta olup, bunlar aşağıda verilmiştir: Akdeniz iklim kuşağında yer alan Anamur’un kışlan ılık ve yağışlı, yazlan sıcak ve kurak geçer. Günde üçkez 07.00-14.00-21.00 mahalli saatlerinde (h) iklim değerleri alınmakta ve bu değerler büyük cetvellere işlenmektedir. Gerekli işlemler­den sonra her ayın başında Genel Müdürlüğe gönderilmektedir. Bilgisayara geçirilen bu değerler, isteyenlerin bilgisine sunulmaktadır. 3 saatte bir ara sinoptik, 6 saatte bir ana sinoptik ve bu arada kalan sa­atlerde yapılan Acro Rasatları düzenli olarak SSB aiıcı-verici telsiz cihazıyla Adana’ya ulaştırılmaktadır. Türkiye’de ve dünyada her saat yapılan bu rasat­lar ile diğer meteorolojik bilgilerin sağlanmasıyla hava tahmini yapılmakta­dır. 08.00-11.00-14.00-17.00-21.00′de yapılan deniz rasatîan Adana’ya ve­rilmektedir. İskenderun-Anamur, Anamur-Fethi ye arası hava ve deniz tah­min raporu belirtilen saatlerde VHF cihazıyla gemilere, yatlara ve balıkçılara duyurulmaktadır. Anamur’da yetişen meyve, bitki ve sebzelerin fenolojik gelişme safhası tarihleriyle kartlara işlenmekte ve Genel Müdürlüğe gönderilmektedir. Feno­lojik gelişme ile meteorolojik değerler arasındaki bağlantılar incelenmekte­dir. Anamur’un eldeki verilere göre 1933-1989 yılları arasındaki iklim de­ğerleri aşağıda sunulan çizelgede yer almaktadır :

ANAMUR İKLİM DEĞERLERİ

A Y    L A    R
Meteorolojik Elemanın Adı

1

2

3

4

5 6

7

8

9

10

11

12

Aylık Yağış, Toplamı m2/kg (mm)

210.5

162.0

102.9

41.2

24.0 4,6

0.1

0.1

7.8

80.5

113.0

223.3

Günlük F,n Yüksek Yağış ve Günü

118.6

90.5

127.9

69.9

115.2 48.6

3.5

2.8

75.5

168.6

159.5

117.0

Ortalama Sıcaklık °C 11.4 11.4

5.5

16.9

20.7 24.9

27,9

28.1

25.1

21.1

16.7

13.0

En Yüksek Sıcaklık °C

22.5

23.2

27.5

33.3

37.5 41.0

41.4

44.2

39.5

36.6

30.0

24.6

En Düşük Sıcaklık °C

-1.4

-4.7

-0.7

3.4

9.6 12.2

16.5

15.8

12.6

8.2 ■

3.7

0.7

En Yüksek Rüzgar Yönü ve Hızı m/sn.

N 41.4

N 29.2

N 32.6

SW 32.2

NNW 21.5 N 25.5

ssw

20.2

N 20.8

N 22.9

NNW 35.4

NNE 30.4

N 30.5

Orüılama Nisbi Nem %

67

67

64

65

67 64

60

58

58

58

64

68

Deniz Suyu Sıcaklığı

16.6

16.0

16.4

17.3

19.7 22.8

25.9

27.0

26.2

24

21.0

18.4

Açık Günler Sayısı

4.8

4.6

6.6

7.9

11.7 19.2

22.9

23.2

22.3

14.1

8.4

5.2

Kapalı Günler Sayısı

10.3

7.3

5.4

3.0

1.0 0.2

0.1

1.5

3.8

9.6

Güneşleme Süresi Saal

4.4

5.4

7.1

8.4

10.5 12.3

12.4

12.0

10.4

8.2

6.6

5.0

GENEL BİLGİLER :    1.           Günlük en çok yağış miktarı 23.10.1969 tarihinde 168.6 mm. (m /kg) olarak Ölçülmüştür.

  1. Günlük en yüksek sıcaklık 23.7.1952 tarihinde 41.4 ve 8.8.1956 tarihinde 44.2 olarak tcsbiı edilmiştir.
  2. Günlük en düşük sıcaklık 5.2.1950 tarihinde — (eksi) 4.7 °C dir.
  3. Anamur’da en hızlı rüzgar 13.1.1968 tarihinde X (Kuzey) yönünden 41.4 m/sec. (149 km/saai) olarak teshil, edilmiştir.
  4. İstasyon umu/.un deııi/den yüksekliği 3.94 metredir. Enlemi 36°06′ N, boylamı ise 32°50′ E. dir.
  5. Anamur’un hakim rüzgarı NXW (Kuzey-Kuzey-Batı) ve NNE (Kuzey-Ku/x:y-Doğu) dir.

NOTLAR                           :

1.      Yağış miktarları bir gün önceki saal 07.00′den ölçüldüğü günün saat 07.00′sine kadar olan 24 saatlik yağış toplamım ifade etmektedir. Değerler mm. olarak ya- 7ilıdır. m /kg. olarak da geçerlidir.

  1. Rüzgar yönleri (N-Kuzcy), (H-Doğu), (S-Güncy), (W-Batı) İngilizce başlıklıdır.
  2. Rü/gar hısı saniye/metre olarak yazılıdır. Sıcaklık C° derece olarak yazılıdır.
    1. Açık Günler: Semanın tamamı 10.0 olarak kabul edildiğinde 0.0-1.9 bulutlu günlerin sayısıdır. Kapalı (3ünler: Semanın tamamı 10.0 olarak kabul edildiğinde 8.1-10.0 bulutlu günlerin sayısıdır.
  3. Güneşleme süresi: Anamuraat olarak kaç saat güneş görgünü belirtmektedir.

*** “BİR YURDUM VAR SEVİLECEK” Toprağı, insanı, horası, cepkeni ile… “BİR YURDUM VAR SEVİLECEK” Duası, dileği, umudu, rüyası ile… “EN GÜZEL VAKTİ ANADOLUMUN” En güzel yeri yurdumun Yörükler, yiğitler yeri Anamur’um… *** TARİHİ VE DOĞAL YERLERİYLE ANAMUR Anadolu, tarihsel süreç içerisinde Doğu ile Batı arasında devamlı köp­rü görevi yapmış, birbirinden değişik bir çok etnik gurubun yerleşmesine sahne olmuştur. Bunun sonucunda ortaya çıkan Anadolu kültür, sanat ve or­tamı tüm dünya uygarlığının bir sentezini de ortaya çıkarır. Anadolu Uygarlığı içerisinde Anamur ve çevresinde gelişen uygarlık biçiminin çok değişik, ayn bir yeri vardır. Anamur ve çevresinde yükseklikleri 3000 metreye ulaşan Toros Dağ-lan’nın kıyıya çok yaklaştığı ve sarp yamaçlar halinde denize indiği görülür. Bölgede Toros Dağlan üzerinde ve kıyı içlerinde sayısız arkeolojik yerle­şimler yer alır. Tüm bu yerleşimler Anadolu sanatı içerisinde değerlendiril­diğinde değişik özellikler yansıtırlar. Çalışmaların henüz çok sınırlı kaldığı bu bölge, gerçekte çok değerli ve özgün bilgiler verecek niteliklere sahiptir. Anamur’un antik dönemlerdeki adı Anemurium’da İ.Ö. 8. yüzyılda Asurlar’ın, daha sonra Perslerin İ.Ö. 322′de Seleukos’ların eline geçti. İ.Ö. 1. yüzyılda başlayan Roma İmparatorluğumun egemenliği sırasında İmparator Kaligula tarafından Kommagene Kralı IV. Antiochosa verildi. 395′îe Bizans dönemi başladı. Bizans Dönemi eserlerinin yoğunluğu bölgenin uzun süreli olarak Bizans egemenliği altında kaldığını ispatlar. 8. yüzyılda Arap akınla­rının başlaması üzerine uzun bir süre Arap ve Bizanslıların arasında el değiş­tirdi. Bu arada şehir çok tahrip gördü. 11 ve 12. yüzyıllarda Selçukluların, daha sonra Karaman oğulların in egemenliğinde kaldı. Osmanlılara bağlanma­sı 15. yüzyılın ikinci yansına rastlar. 1859 yılında Osmanlı İdari Teşkilatın­da Müdürlük, daha sonra Kaymakamlık olmuştur. Tarihî ve Doğal Yerler : Mamure Kalesi : Anamur il­çesinin 6 km. güneydoğusunda, Si-lifke-Anamur Karayolunun solunda yer almaktadır. Geç Roma Döne­minde yapılmış olan Kale, Anado­lu’da bulunan kaleler içinde en iyi korunmuş örneklerinden birisidir. Sırasıyla Bizans, Arap, Selçuklu dönemlerinde kullanılmış olan kale Karamanoğlu Mahmut Bey zama­nında esaslı bir onanırı görmüş, ku­zeyde ikinci bir kapı açılarak, ona-nm geçirdiğine dair bir kitabe ku­zey duvanna yerleştirilmiştir. Budönemde kale içinde bir sarnıç, cami ve kalenin dışında, yolun sağ kenannda bir hamam yapılmıştır. Kale içinde Roma ve Bizans dönemlerinde yapılmış sarnıç, dükkan ve yapı kalıntıları görülmektedir.

Anamurium Antik Ken­ti : Anamur ilçe merkezinin 7 km. batısında bulunan Türki­ye’nin en güney uç noktası olan Anamur Burnunun hemen kıyı­sında yer almaktadır. Ören yeri­nin bilinen en eski tarihi M.Ö. IV. yüzyıla dayanmakla birlik­te, ayakta olan yapılann MS. 1. yüzyıldan itibaren yapıldığı tes-bit edilmiştir. Uzun yıllardan beri bilimsel amaçlı kazılar ya­pılmakta olan antik kentte daha geç dönemde yapılmış kalesi ile su yollan, su kemerleri, tiyatro, Odeon, Paleestra, hamamlar, kiliseler ve şehrin dağa doğru yamacını kaplayan alanda ise sayılan 35O’ye varan beşik tonozlu iki katlı benzeri örnekleri Anadolu’da bulunmayan yöreye özgü me­zarlar yer almaktadır. Yapı zeminleri çeşitli mozaiklerle süslü olan örenye-rindeki yapılarda bulunan duvarlarda yer yer fireskler vardır.
 Kalın Ören Antik Kenti : Anamur ilçe mer­kezinin 10 km. kuzeybatısında yer alan antik kent, aynı isimle anılan köyün hemen yanında dik bir tepe üzerinde kurulmuştur. Düzgün kesme taşlarla yapıl­mış olan kentin ayakta kalan yapılan güzel bir mi­marlık örneği göstermektedir. Takriben M.S. 1. yüz­yıl ve daha geç dönemlerde iskân edilmiş olan kent­te sarnıçlar, ev ve dükkan yapılan, kilise, yer yer sur duvarları, resmî yapılar ile mezarlık bulunmaktadır.
Pullu Mesire Yeri : Bozyazı ilçe­sinden Anamur’a gelirken karayolunun hemen solunda Anamur ilçesine 7 km. uzaklıkta yer almaktadır. 125 çadırlık kamp alanı ile günübirlik mesire yeri ve doğal plajı bulunmaktadır.
Pullu; deniz, orman ve yaban haya­tının buluştuğu yerdir. Akdeniz’de orman ve denizin böylesine güzel ve armoni meydana getirdiği başka bir yer bulmak mümkün değildir. Pullu’da tipik Ak­deniz iklimi mevcuttur. Yılın herhangi bir ayında kamp yapmak ve yüzmek mümkündür. Pullu’yu eşsiz bir turistik yer yapan çekiciliğine tarihi kalıntılar, doğa ve ik­lim de katkıda bulunmaktadır. Bunun ya-nısıra yaban hayatını izleme, kumsalında uzanıp yatmak ve ormanında yaşama im­kânı Pullu’nun çekiciliğini daha da artır­maktadır.  Dünyada nesli tükenmeye başlayan  deniz kaplumbağalarından Caretta Caretta cinsinin Akdeniz kıyılannda yumurtaJannı bıraktığı bir kaç kumsaldan bi­ri de Puliu’dadır. Bu nedenle de Pullu doğa bilimcilerin, çevre korumacıların ve turistlerin ilgisini büyük ölçüde çekmektedir.
Köşek Bükü Doğal Mağarası : Anamur ilçe merkezinin 14 km. ku­zeybatısında bulunan Ovab.tşı köyünde yer alan mağara 500 m2‘lik bir alanı kapsamaktadır. Nem oranı 80, hava basıncı 762 milibar ve sıcaklığı 18 derece olan mağarada, şifa bölümü, huzur bölümü ve dilek kuyusu olmak üzere üç bölüm yer almaktadır. Astımlı hastalar için iyi geldiği söylenmekte­dir.
Anamur Müzesi : Anadolu’nun en güney uç noktasında yer alan Ana­mur Burnu üzerindeki Antik Anemurium Kentinde Amerikalı ve Kanadalı bilim adamları tarafından 1960 yılların başından itibaren yapılmağa başlanı­lan arkeolojik kazılar Anamur’a bir müze yapma fikrini ortaya çıkarmıştır. Anamur Yalıevleri Mahallesinde tahsis edilen 2630 m2‘lik arsa üzerine 1976 yılında Müze binasının ilk temeli atılmış, inşaat işlemleri 1984-1985 ve 1987 yıllarında sürdürülmüş, bu günkü sergileme aşamasındaki modern binasına kavuşulmuştur. Erken bir tarihte başlayan Anemurium kazılarında ortaya çıkartılan kültür ve tabiat varlıkları, çevre müzelerden, Alanya ve Silifke Müzelerinde bulunan Anamur menşeli eserler Müzeye getirilmiş, Anamur halkının yeni müzesine büyük bir duyarlılıkla getirdiği eserlerin sayısıda yoğunluk kaza­nınca müze deposundaki eser sayısı sergileme aşamasına gelmiştir. Kalende-ris kazılarında açığa çıkartılan eserler Müzeye gelmeye başlamış, eser sayısı 11.000 civarına ulaşmıştır. Anamur Müzesinde bir müdür, bir sanat tarihçi, iki arkeolog, bir me­mur ve üç bekçi, bir hizmetli mevcuttur.
Buğu Mağarası (Buğu Deliği) : Şehir merkezinin kuzeyinde 1500 metre uzaklıkta sarkıt-dikitleri ile ilginçtir.
Akcami : İlçe merkezinde halen ibadete açık bir camidir. Karaman-oğullan devrinde yapılmıştır. Minaresi daha sonra yapılmış, yivli görünümü ile ilginçtir. Karşısında küçük bir de han vardır.
Deniz Feneri : 1911 yılında Fransızlar tarafından yapılmıştır. Güneyin uç noktası Anamur Bumu’ndadır. Gemilere yol gösterir.
Alaköprü : Dragon Çayı üzerinde Anamur’a 16 km. uzaklıkta Kara-manoğullan tarafından 1230 yılında yapılmıştır. Günümüzün ağır tonajlı araçları bile geçebilmektedir. Anamur-Sinop Atatürk yolu bu köprüden ge­çer.
Pullu : Piknik ve çadır turizmine uygun ormanlık plaj alanıdır.
Pınarlar Şelalesi : Anamur-Ermenek Karayolu üzerinde gezinti ve piknik alanıdır. Anamur’un bir kısım içme suyu buradan karşılanmaktadır.
Bicikli Mağarası : Anamur Abanoz Yayl&sı’nda 700 metre uzunlu­ğunda ve yedi bölümden oluşan bir mağaradır. İçindeki sarkıtların memeye benzemesi ve uçlarından su damladığı için bicikli adı verilmiştir.
Çukurpınar Düdeni : Yeni bulunan ve son araştırmayla 800 metre derinlikte olan Anamur’un Sugözü Köyü yakınlarındaki Çukurpınar Düdeni ve mağarasında çeşitli ilim heyetlerince araştırma ve inceleme çalışmaları sürmekte olup, dünyanın şimdilik ikinci büyük mağarasıdır. Yeni araştırma­larla dünyanın 1. derin mağarası olacağına inanılmaktadır. BUMAK’ın araş­tırmaları devam etmektedir.
ÇUKURPINAR DÜDENİ
Olııcak, Anamur, MERSİN Rakım :—1800 m. Derinlik: —394 m. Ölçüm (3C): ±0 m……… -149 m; M.K.Baran, I.Tunay, Temmuz 1989 -149 m …-394 m; M-Albukrek, N.Sevin, Eylül 1989

***** TOPRAĞIM – VATANIM – YURDUM – YUVAM

“Ağladığım senin için Güldüğüm senin..
Öpüp – başıma koyduğum Ekmek gibisin…”
****
ANAMUR EVLERİ  (Kutlay Alan – Gazeteci!Araştırmacı)
Anamur ve çevresinin bilinen tarihi M.Ö. 5. yüzyıla kadar uzanıyor. Anamur, ismini M.Ö. 3. yüzyılda kurulan, M.S. 3. yüzyıl ve 7. yüzyıla kadar gelişen ve en parlak dönemini yaşayan Roma kenti Anemunum’dan almakta­dır. (Rüzgârlı Burun). Doğu Akdeniz kıyısında bulunan Anamur, Toros Dağı’nın eteğinde Kıbrıs’a 70, Alanya’ya 123, doğusundaki en yakın antik kent Celenderis’e (Aydıncık) 50 kilometre ve kuzeyindeki Germanicopolis’e (Ermenek) 110 ki­lometre uzaklıktadır. Geçmiş dönemlerde Eski Yunan, Roma, Bizans, Sel­çuk ve Osmanlıların yaşadığı bir bölge. Hakim rüzgarı, batı (Karayel) ve ikinci olarak da poyraz. Mevsimlere göre sıcaklık ortalaması, yaz aylarında 35°C, sonbaharda 26°C, kışın 17°C ve baharda 21°C dir. Anamur tipik Akdeniz İkliminin etkisinde; yazlan ku­rak ve sıcak, kışlan ılık ve yağışlı. Kıyı kesimine kar düşmez. Arkasını yas­ladığı Toros Dağlan’nda 1000 metre yükseltiye kar düşer. 1500 ile 1800 metre yükseklikteki yaylalan kışın karla kaplıdır. Yaz günlerinde havası se­rin, sulan soğuktur yaylalann. Ekonomisi tanın ve hayvancılığa, son yıllarda turizme dayalıdır. Ak­deniz’in bu kesimi, deniz ürünleri yönünden zengin olarak bilinmesine karşı­lık, balıkçılık henüz gelişemedi. Bölge, orman ürünleri yönünden bir hayli zengin, 40 yıl öncesine kadar başlıca tanm ürünü mısır ve baklagiller iken; günümüzde muz, narenciye, çeşitli meyveler, yerfıstığı, susam, turfanda çi­lek ve sebze üretimi gelişme gösterdi. Gerce, Karalar ve Güney Bahşiş köy­lerinde oturan yörükler hayvancılıkla uğraşır.
Ulaşım: Roma döneminde deniz ulaşımının ağırlıklı oluşu, 50 millik sahil bandında bulunan Melleç, Anemuriu Nagidos, Arsinoe ve Celenderis antik Umanlarından anlaşılıyor. Bunun yanında kıyıyı izleyen ve adı geçen kentleri de Anadolu’nun içlerine bağlayan antik yollar eski dönemin karayo­lu ağını oluşturuyor. Anamur’un, 1930 yılına kadar Kıbns, Lübnan ve Mısır’a sadece deniz ulaşım bağlantısı olduğu biliniyor. 1950 yılına kadar 15 günde bir sefer ya­pan gemilerimiz Îskenderun-İstanbul arasında ulaşımı sağladı. Anamur’da li­man olmadığı için denizin dalgasız olduğu zamanlar açıkta demirleyen ge­milere yük ve yolcu taşımanın zorluğu ve 40 yıl önce yapılan Antalya-Mersin Karayolu nedeniyle deniz ulaşımı terkedüdi. Yapımından bu yana hiçbir değişiklik yapılmayan dar ve virajlı karayolu ve limanın olmayışı ula­şımı olumsuz yönde etkiliyor. Yukarıda sıraladığımız tarih, coğrafya, iklim, ekonomi ve ulaşım Ana­mur ve yayla kesimindeki evlerin yapısında önemli etken oluşturur. Onlara bir de halkın kültürünü eklediğimizde Anamur evlerini daha yakından tanı­ma fırsatını bulacağız. Anadolu’da, bölgelerdeki kentlerin aynı karakteri taşıyan ev yapı tekni­ği vardır. Yapı tekniği bölgelere göre çok az farklılık gösterebilir. Ana­mur’da ise durum farklıdır. Dar bir alanda üç ayrı tipte mesken gözlemek olası. Kazı, bilim, roma döneminden bu yana Anamur’da daimi yerleşim merkezlerinin yanmda,yayla kesiminde ikinci konutun var olduğunu gösteri­yor. Bunlardan Kırkkuyu ve Elbalak Yaylalarına, mil taşı da konulan döşe­me yollarla ulaşılır. Buralarda yumuşak taşlara oyulmuş antik sarnıçlar ve kaya mezarları görüyoruz.Ev kalıntısına ise rastlanmıyor. O dönem insanla­rının günümüzde yaylaya göçen insanların bir bölümünün ev olarak kullan­dığı “EVCİK”lerde mi oturdukları geliyor insanın aklına? Abanoz, Şıhardıcı, Demiroluk, Güğül Tepesi, Domuz Beleni ve Çandır Yaylalarında Roma dö­nemi kalıcı yerleşim gözleniyor. Genelde kiremit örtülü yapılar, sosyal tesis­ler, kut tören alanları ve kaya mezarlarının oluşturduğu Nekropoller. Türklerin Anadolu’ya geldiği dönemde yayladaki yerleşim merkezle­rinde, değişken göçebe kabile kampı düzeni yaratıldı. 50 yıl içinde çadırdan evciğe, sayvant adı verilen dik çatılı tipik evlerden sonra ulaşımın kolaylas-masıyla beton yapılara geçildi. Kışı, Gerce, Karalar ve Güneybahşiş köylerinde geçiren yörükler, Mar-tayı ortalarında Anamur yaylalan ve Ermenek ilçesindeki Barcın Yaylasına göçerler. Yayladaki çadırlarda oturma alışkanlığını bırakan göçerlerle Ana­mur’dan gelen halkın bir bölümünün evciklerde oturduklarını 80 yaşın üstün­deki kişiler anlatıyor. Evcik, sadece bu yöreye hasbir ev şeklidir. Anamur evlerini konu ederken, çok sayıda ailenin şimdi bile yapıp oturduğu evcikten başlamayı uygun gördük. Yerli halk, evcik veya bir eve misafirliğe giden kimseye “Obaya gitti” deyimini kullanır. Evcik; aile fertlerinin sayısına göre 15-20 metrekare alan, eninden kapı bırakılarak 15 metre yükselikte taş duvarla çevrilir. Kapının tam karşısına ocak yapılır. İki tarafa çakılan 2,5 metre yüksekliteki çatal uçlu direk üstüne boyuna konulan sırıkla ana çatı oluşturulur. Duvarla sırık arasına enine bağ­lanan yuvarlak ince dilmeler üstüne, örtü olarak sık iğne yapraklı sedir veya köknar dallan örtülür. Kapı yerine, büyük baş hayvan girmesin diye çapraz sırık kullanılır. İçerisi görülmesin diye de kilim asılır. Yılana karşı önlem ke-
di ile alınır. Evciklerde yaşam 4-6 ay arasında değişir. Evcik, gelecek yıllar­da yine kullanılır. Evciğin sahil kesiminde de yaygın olduğunu görüyoruz. Tarlada kurulan evcik, çiftçinin barınağı olduğu gibi; tarım işçilerinin, hasat zamanı kullandığı evdir. Saz bitkisi öttü olarak kullanıldığından sahildekile-rin ismi “Saz Evcik”, yayladakiler “Pür Evcik”. Sayvanı (tahta ve ardıç çubuğu örtülü tipi yayla evi): Yaz sıcağında yaylaya göçen ekonomik durumu iyi kişiler, sayvant adı verilen evlerde otu­rur. Çok sayıda evciğin yanında bunların sayısı azdır. Siyan kireçtaşı, çamur harç ve ahşap hatlarla yapılan bu evlerde çatı, tahta ve ardıç kabuğuyla örtü­lüdür. Günümüzde eskiyen örtü yerine çinko kullanılmaya başlandı. Yayla kesimine karayolu yapılmasıyla yapılarda, beton ve biriket kullanımı ağırlık kazandı. Böylece, yöreye has ev modelleri de kaybolmaya yüz tuttu. Yayladaki yerleşim merkezleri, gene de kır kamptan başka bir şey de­ğildir. Merkezdeki yayla pazar yerine dönüşür. (Abanoz, Akpınar, Zeyve) Bölgelerin kendilerine has yapı tekniği vardır. Anamur ve Bozyazı ilçeleri ile Beyreli, Ortaköy, Nasrettin, Kaledran ve Çarıklar Köylerinin halkı, kendi bölgelerinde oturur. Çanklar’lılann oturduğu Halkalı Yaylası ve Beyreli köy­lülerinin oturduğu Çandır Yaylasında. Roma yerleşim merkezlerinin üstüne yapılan evlerde; o dönemin yapı karakteri görülüyor. Eski yapılarda kullanı­lan yontulmuş taslardan yapılan evlerin duvarlannda kitabe ve taş rölyef de kullanılmıştır. Her evin etrafı çit veya duvarla çevrilir. (Çevlik- etrafı çit veya taş du­varla çevrili, evin bahçesi, küçük tarla) Çevlik içindeki evlerin konumu, do­ğu, batı doğrultusundadır. Kapı, pencere menteşeleri iskeîi (büyük demir çi­vi) çivisi ile demirden yapılan ev ve tarım aletleri, antik kazılarda çıkanların modelinde, seyyar demirciler tarafından yapılıyor. Kapı ve pencereler, esnek tahtadan yapılır ve damak adı verilen sürgü­lerle kapanır. Kapı içten damak arasına konan kösükle (duvarla damak ara­sına konan ağaç takoz) kilitlenir, kösüklenmemiş bir kapı veya zavrak (tahta pencere. Macar dilinde de kullanılır) çerçevede oyulan bir delikten; parmak­la açılır. Odalardaki ocak, kille sıvanır. Çıralık (ocak kenarındaki taş çıkıntı) da yanan çıra aydınlatmayı sağlar. İs müheri (baca) den çıkar gider. L şek­lindeki eve, çanta ev adı verilir. Evler genelde ahır üstünde bir katlıdır.
Anamur – Sahil Kesimi : Anamur’da ekonomi tanma bağlı olduğun­dan zanaatkarlar, toprak sahiplerinin üstünlüğüne karşı koyacak durumda de­ğil ve bu durum üç ev türü ortaya çıkarıyor. Bey ve ağaların yaptırdığı iki katlı çok odalı köşklü evler, çiftçi ve esnafın oturduğu tek katlı çok odalı ev­lerle bir oda bir mutfaktan oluşan toprak örtülü evler. Osmanlı döneminde, eski İçel sınırına kadar yönetimi içine alan Ana­mur Bey’lerinin ev örneğini Ortaköy’de görüyoruz.
Ağa ve Tüccarların ev tipleri de Anamur, Bozyazı ve Ortaköy’de ço­ğunlukta. Anamur ve çevresinde bahçesiz ev pek yok. Tüm evlerin bahçesinde hurma, portakal, nar, zeytin ve çeşitli meyve ağaçlarıyla ipek böcekçiliği için dut ağaçlan da bulunur. Evlerin zemin katı hayvanlar ve yiyecekleri için, 1. ve 2. katlan evde yapılan işler, yemek, yatak ve sosyal kullanım içindir. Zemin katın cephesi yola doğru, yaşama bölümü güney-kuzey veya güzel manzaraya doğru yön­lendirilir.
Zemin Kat: Bu katta ana kapıdan başka, hizmet ve misafir kapısı ol­mak üzere iki kapı daha bulunur. Kapıların önünde taş döşeli meydanlık var­dır. Bu alanlar, deve, at, katır ve eşekle taşınan yükler için bir tür ön depo­dur. Hizmet bölümüne, bahçe bölümündeki kapıdan girilir. Buradan da depo ve kiler olarak kullanılan odalara, ana kapı ve misafir kapısı, yol kenannda-dır. Ana giriş kapısından merdivenle birinci kata çıkılır.
1. Kat: Geniş holü, odalar, mutfak, tuvalet ve banyosuyla evin en fazla kullanılan bölümüdür. Odaların kapısı, geniş hole açılır. Pencerelerin üstün­ de küçük bir pencere daha bulunur. Bütün odalarda bulunan ocak, kışın ısın­ mayı, yazlan da hava sirkülasyonunu sağlar. Ocağın sağ ve solunda pencere bulunur. Mutfaktaki ocak, daha geniş ve derin tutuluyor. Odalarda, yüklük, duvarlardaki bitişiğinde bir kişinin yıkanabileceği gusülhane (küçük banyo), yüklüğün öbür yanında rafh dolaplar; bu komplek­sin üstünde musandıra (yüklük üstündeki açık dolap) ve tavana yakın bölü­münde uzunlamasına raflar bulunur. Yakın zamana kadar süren ataerkil aile düzeni nedeniyle, evlenen er­kek evlada odanın biri aynlır. Yeterli oda yoksa, kapısı evin içine açılan bir oda daha eklenir. Odalann herbiri, oturma, yatak, yemek ve çalışma odası olarak kullanılır. Odalar tabandan 125 santim yükseklikte çepeçevre ahşapla kaplanır. Odalann gün ışığı aydınlatması ve doğal havalandırma çok iyi he­saplanarak sağlanmıştır.
2. Kat “Köşk” (Kiosk) : Anamur’a 1811 yılında gelen İngiliz Kaptan Francis Beaufort, Karamama adlı kitabında “Abdul Muim Bey, bizi köşkün­ de sıcak bir ilgi ile karşıladı. Evin Köşk (Kiosk) adı verilen bölümü, kafese benzeyen küçük bir apartmanı andınyordu. l,t katın üstüne kurulan yapının benzerini başka bir yerde görmedim. Subaylanm, evin diğer bölümlerinin de ilginç olduğunu söylediler” şeklinde bu köşkten söz ediyor. Kitapta konu edilen evin yandığını, hemen yanında aynı planda yapılan evde oturan Abdul Muim Bey’in torunu Hikmet bey (Hikmet Mutlay) dan öğreniyoruz. Hikmet Bey’in oğullanndan birinin adı da Muim. 50 ANAMUR«1991
İkinci katın gözde odası köşk. Anamur mimarisinin patentidir. Evin en yüksek odası köşkün çepeçevre üstü kapalı balkonu da bulunur. Pencereleri, oturan bir kişinin manzarayı seyredebileceği yükseklikten başlar. Her pence­renin üstünde bir de küçük pencere bulunur. Köşkün üstü kiremit örtülüdür. Birinci katın üstü ise yuvarlak veya dikdörtgen kalın dilimler üstüne döşenen tahta üzerine sıkıştırılmış 25 cm. kalınlığında toprakla örtülüdür. Yöre halkı, bu bölüme “Dambaş” adını verir. Dam, yağmurda; antik mermer sütundan kesilen ve yuvak adı verilen silin­dirle yuvanır. Dam toprağının kaymaması için çeleni’ye (damın duvar üstü­nü kapatan çıkıntısı) çepeçevre dikey enli tahta çakılır. Çöğürtlen (damda bi­riken suyun akmasını sağlayan ağaç oyma oluk) damda su birikmesini önler. Taşdan yapılan kalın yüksek ve çok delikli bacalara leylekler yuva yaparlar. Dam, çok yönlü kullanılır. Anamur’un başlıca taran ürünlerinden olan mısır, baklagil taneleri ve yer fıstığı burada kurutulur. Çelenilere sıra sıra ekilen nergizler şiirimize konu olmuştur. Şair Abdulkadir Bulut bir şiirinde: “ANAMUR Nergis dikilir Anamur’da Toprak damlı eski evlerin Saçaklarının üstü tirdolayı Ev değil de sanki her biri Birer Cemal Süreyya şiiri” der. Sıcak yaz gecelerinde dama serilen yatakta yatmanın zevki bir başkadır. Tek odalı evler: Bir oda bir mutfak evin konumu, yanyana veya T ve L şeklindedir. İhtiyaç duyulduğunda eve bitişik odalar eklenir. Üstüne oda ya­pıldığında geniş bir teras ortaya çıkar. Böylece dıştan merdivenli, toprak te­raslı ve bir katlı ev oluşur. Anamur evleri, ilgi çekici yönlerini korudu. Kent merkezindekiler gü­nümüzde de kullanıldığı gibi, kırsal kesimde yeni yapılanlar,eski evlerin pla­nını izliyor. Bütün komşu kıyı kentlerdeki ve Ermenek, Hadim yöresindeki benzer yöreleri olmakla beraber, başka yerde eşine rastlanmayan kendine öz­gü bir karakteri vardır. Anamur’daki evlerin, Kıbrıs’ta bulunan toprak örtülü evlere benzerlik­leri araştırmaya değer. Bazı sanat tarihçileri, Kbıns yapı tekniğinin, Anado­lu’dan etkilendiği konusunda birleşiyorlar. Anamur’un yapı tekniği, yalnız Ege Denizi’ndeki adaların geleneklerini korumakla kalmamış, aynı zamanda Akdeniz’in başka yerlerindeki yapılarla da üslûp ve teknik benzerlik gösteriyor. Anamur evlerinde göze çarpan başka bir özellik de; yöresel görenek ve koşullara uygun olarak seçilen yapı malzemesindendir. Yapılarda, kısmen işlenmiş ya da hiç işlenmemiş moloz taş görülür. Niş’lere (kavisli çıkıntı) kök-boya ile yapılan fresk’ler (boya ile yapılan renkli süsleme), şahnişleri (eli-böğründe dayakların tuttuğu kafesli çıkmalar) ve taş döşemeli avlulanyla dış mimariye verilen önemi gösterdiği gibi, tavan ve dolap kapaklarındaki gülbezek (ağaç oyma işi motif türü) ve yıldız işlemeleriyle iç mimarimizin güzel örneklerini de sergiler. Anamur’daki çok güzel sivil mimarlık örneği yapılar, günümüzdeki şe­hirleşme hareketleriyle olumsuz yönde etkilendi. Çoğu yıkılmaya terk edildi­ği gibi bu çok değerli kültür miraslarından birinin önce korumaya alınmış­ken sonradan korumadan çıkarılmış olduğu ev yıktırıldıktan sonra anlaşıldı. Başka bir ev de koruma altındayken, yerine çok katlı ev yapılmak amacıyla satın alan kişi tarafından yıktırıldı. Mahkemenin bu kişiye vereceği ceza, o güzel kültür varlığını yerine getiremeyecek ne yazık. Müze Müdürlüğü’nün kurulduğu 1985 yılına kadar 5 ev, bu tarihten sonra yapılan taramalarda Müze Müdürlüğü’nce, sanat değeri olan bir evin tescili yapıldı. Bu konudaki çalışmalar Anamur Müze Müdürlüğü’nce sürdü­rülüyor. Doğa, tarih ve kültür varlıklarımızı korumada, yurttaşlarımızın da res­mi kuruluşların yanında yer alması gerekiyor. Bu değerleri gelecek nesillere devretmenin başka yolu da yok.
Anamur’daki, sanat değeri olan ve tescili yapılan evler şunlardır: 1-       Hakkı Efendi Evi (Köşklü): Göktaş Mah. Bekiroğlu Sokak No. 5. 2-       Nasifler Evi: Göktaş Mah. Nazifker Sokak No. 8, 8/A, 8/B. 3-       Kısa Kahya Evi: Yeşilyurt Mah. Kısa Kahya Sokak No: 12, 12/A. 4-       Konut ve İşyeri: Bankalar Caddesi No: 2/B (yıktırıldı, suç duyuru­ su yapıldı) 5-       Molla Mehmet Evi: Saray Mah. Molla Mehmet Sokak No: 5/A (yıktırıldı) 6-       Şevki Efendi Evi: Saray Mah. Şekerlik Sokak No: 9. 7-       Hükümet Konağı. 52

*** “TAM VAKTİ ESKİ KÖPRÜLERDEN YENİ YOLLARA ÇIKMANIN”

‘Tam vakti yokluklardan -varlıklara uçmanın…
***
KAMU KURULUŞLARIMIZLA İLGİLİ BİLGİLER :
Şu anda 40.000′e yaklaşan nüfusu bulunan Anamur’da, 1989 yılında Emniyet Müdürlüğükurulmuştur. Müdürlüğe ait 20 lojman, üç odalı bir misafirhane, polis lokali vardır. Hizmetler; bir minibüs, üç otomobil, bir motorsiklet, görevli personel olarak ta bir emniyet müdürü, iki başkomiser, bir komiser yardımcısı, otuz-bir polis memuru, onyedi bekçi, bir müsdahdemle sürdürülmektedir.
Yöremizde 50 yataklı Devlet Hastanesi vardır. Bu yatak kapasitesi, yapılan çalışmalarla pek yakında 100 sınırına çıkarılacaktır. Sekiz uzman hekim, iki pratisyen ve iki diş hekimi ile hizmet veren Devlet Hastanemizde hekimlerin branşlara göre dağılımı şöyledir: 2 dahiliye uzmanı, 1 kadın doğum uzmanı, 1 genel cerrahi uzmanı, 1 bevliye uzmanı, 1 K.B.B. uzmanı, 1 göz hastalıkları uzmanı, 2 pratisyen hekim de acil servisde görevli bulunmaktadır. Hastanenin röntgen servisinde hastaların tedavisi için gerekli her türlü film çekilmektedir. Laboratuvar hizmetlerinde de her türlü tahlil yapılmakta­dır. Uzman doktorlar kendi branşlarında her türlü ameliyatı gerçekleştirmek­tedirler. Anamur Vergi Dairesi Müdürlüğü Gümrük idaresine ait dairenin ze­min katında faaliyet göstermektedir. Dairede bir müdür, bix müdür yardımcı­sı, yedi servis şefi ile beraber altmış dokuz personel çalışmaktadır. Dairenin faaliyet bölgesi içinde 1324 gerçek usulde, 1279 adet götürü usulde toplam 2603 vergi mükellefi vardır. Vergi Dairesi A tipi bağımsız Karma Vergi Dairesidir. 1989 yılı tahsilatı ise: 5.492.867.176.- TL.’dir.
Anamur’da PTT hizmetleri ise hizmet ve teknik olmak üzere iki bina­da, 43 idari personel, 14 teknik personel, 18 işçi ile yürütülmektedir. Mer­kezde 5000/4000 kapasiteli krosbar tipi santral mevcuttur. Merkeze bağlı 40 köyün tamamında acente telefonları mevcuttur. Çarıklarda Elif 2 tipi 500′lük, Kızılaliler ve Ortaköy’de Elif 1 tipi 250 abonelik otomatik santralîarın tamamı doludur.
Gümrük Dairesi, Anamur Gümrüğü’nde ise yat giriş ve çıkış işlemleri yapılmaktadır. İskele ve Bozyazı balıkçı barınağı ve yat limanı mevcuttur. Uygun bir liman olması halinde gümrük birinci sınıf gümrük haline gelecek
ve her türlü ithalat ve ihracat, yolcu işlemleri yapılabilecektir. Böylece Ana­mur ticari açıdan gelişecektir. İlçede TEK İşletme Mühendisliği bulunmakta olup, Bozyazı ve Ay­dıncık İşletme Şeflikleri ile hizmetini sürdürmektedir. 12.000′i köylerde, 14.000′i ise ilçelerde olmak üzere toplam 26.000 aboneye hizmet vermekte­dir. 24 memur, 39 işçi çalışan TEK’in yıllık geliri 2.200.000.000.- TL.’dir. T.C. Kültür Bakanlığı Anamur İlçe Kütüphanesi Müdürlüğü, Çocuk ve Halk Kütüphanesi olarak ayrı ayn kurulmuş, daha sonra her ikisi birleşti­rilmiştir. Kendi binasında hizmet vermektedir. Yedi personel ile hizmetler yürütülmektedir. Kültür Bakanlığı ve çeşit­li kuruluşlarca gönderilen 50 kadar süreli yayınlar gelmektedir. Mevcut kitap sayısı 10.000′in üzerindedir. Kütüphane bölgenin kültür hayatına canlılık ka­zandırmakta ve öğrenci ve halk için başvuru merkezi olmaktadır. Anamur Halk Eğitim Merkezi Müdürlüğü 1972 yılında hizmete açılmıştır. Halk Eğitim Merkezi Müdürlüğü 1 müdür, 2 müdür yardımcısı ve 15 personeli ile hizmetlerini sürdürmektedir. Merkez ve köylerde meslek kurs­ları (giyim, el sanatları, daktilo, halıcılık, turizm eğitimi, sera sebzeciliği) sosyal ve kültürel kurslar (halk oyunları, ingiiiz.ee, genel eğitim, yetiştirme kursları) açarak bölgede ekonomik, kültürel gelişime katkıda bulunurken, kalifiye eleman ve iş gücü artırımına da öncülük etmektedir. Halk Eğitimi Merkezi adına 1429 m2 arsa üzerinde hizmet binası ya­pılması çalışmaları sürdürülmektedir. Anamur Liman Başkanlığı Dairesi, Anamur İlçe Merkezine 4 km. uzaklıkta ve iskele mevkiinde olup, bir çalışma odası ve 60 m2 lik dubleks bir lojman bulunmaktadır. Bu günkü kadrosu bir liman başkanı, bir denetle­me memuru ve bir odacıdan müteşekkildir. Kadrosu yeterlidir. Kara ve De­niz hizmet aracı bulunmamaktadır. Muhabere imkânları tamdır. Telefon, tel­siz (WHF Dz) ve teleks’i vardır. Sorumluluk sahası içerisinde İ40 adet balık­çı motoru bulunmakta ve 250 aile balıkçılıkla uğraşmaktadır. Meteoroloji İstasyon Müdürlüğü, Meteoroloji Tesisleri Maliye Hazi­nesi adına tapulu ve ihtifa hakkı Meteoroloji Genel Müdürlüğü’ne ait 4865 m2 arsa içinde bulunmaktadır. 3 katlı binada 6 daire mevcut olup, bu binanın bir dairesi idari bölüme, beş dairesi personelin konut ihtiyacına tahsis edil­miştir. Ayrıca dinlenme tesisi olarak kullanılan 2 katlı binanın 1. katında 15 yataklı 6 oda5 2. katında 21 yataklı 7 oda ve makam misafirhanesi bulun­maktadır. İl düzeyinde hizmet verebilecek personel ve tesislere sahibiz. Anamur il olduğa takdirde aynı kapasite ile çalışacak ve bu konuda hiçbir sıkıntısı ol­mayacaktır.

*** “TOPLANDIK MI BAŞBAŞA VERDİK Mİ EL-ELE BİZ

SU ÇEKİLİR, DAĞ ÇÖKER BORA SUSAR ÇOCUKLAR!”
El-ele, saç-saça, baş-başayız Kavgamız sevgi, sevgimiz hasret kokar çocuklar!.
***
ANAMUR’DA SOSYAL VE KÜLTÜREL HAYAT
Anamur, nüfusun yoğun olduğu Mersin ve Antalya’ya ortalama 250 km. mesafede ve bu yerleşim yerlerinin orta yerinde yerinde bulunmaktadır. Konya ve Karaman yerleşim birimleri de 200 km.’nin üzerindebir uzaklıkta­dır. İlçenin güney yönü ise denizdir. Girne kenti 42 mil’dir. Bu merkezlere uzaklığı ve ulaşım imkânlarının sınırlı oluşu, Anamur’a kapalı bir bölge özel­liğini kazandırmıştır. Bütün bu olumsuzluklara rağmen ilçe halkı çağın getirdiği teknolojik gelişmelere ye kültürel etkinliklere katılmakta zorluk çekmeden uyum sağla­yabilmiştir. İlçe halkı örf ve adetlere saygılı, konuksever, çalışkan ve mazbut ailelerden meydana gelmiştir. îlçe halkı artık dağ köylerine varıncaya kadar modern konut yapımına önem vermiş ve şehirleşme bir bütün olarak başlamıştır. Son 15-20 yıl içinde konutlar büyük gelişme göstermiştir. Bütün modern konutların yanında Kül­tür Bakanlığı yetkililerince mimari özellikleri yansıtması ve geleneksel Türk Evini canlı tutması bakımından Anamur’da bir çok ev koruma altına alınmış­tır. Geçmişin toprak damlı ve kargir evleri artık yapılmamakta, betonarme binalara ağırlık verilmektedir. Yaz aylarında yaklaşık 40.000 olan ilçe nüfusu 70.000 sınırına daya­nır. Oteller, pansiyon ve motellerin yanında yazlık site inşaatlarında son beş yıllık dönem içerisinde yüzde yüze varan bir artış olmuştur. Yaz aylan sıcak ve yağışsız geçtiği için ilçe halkının büyük bir bölümü Toros Dağlarının yüksek tepelerinde bulunan yaylalara çıkar. Bu yaylalar­dan bazıları Kaş, Abanoz, Halkalı, Akpınar, Gaysan, Baron Yaylalarıdır. Bunun dışında daha 15 civarında yayla ve yerleşim yeri mevcuttur. ilçeye yakın olan köyler ile ilçe arasında sosyal hayat farkı yok dene­cek kadar azdır. İlçe merkezi ile köyler arasında ulaşım vardır. İlçe bu köy­lerden gelip yerleşen ailelerden meydana gelmiştir. İlçe nüfusunun genelinin maddî refah seviyesi yüksektir. Köylerden şehre, şehirden köye ilişkiler de­vam etmektedir. Gündüzleri ilçe merkezinde bir hareketlilik ve canlılık gö­rülmesi bu ilişkiden kaynaklanır.
İlçede sosyal ve kültürel hayat bir hayli yoğundur. İlçede bulunan kü­tüphane, stad, kapalı spor salonu, turistik tesisler, sosyal ve kültürel hayatı etkileyen önemli unsurlardır. Anamur Spor Kulübü Amatör Kümededir. Okullar arası yarışmalar, Kaymakamlık Kupası futbol ve voleybol karşılaşmalan, okullarda kurulan çeşitli kolların gazete ve tiyatro faaliyetlerinin yanında düzenledikleri mü­zikli eğlenceli okul geceleri, di şandan getirilen konserler ve tiyatrolar büyük ilgi görmekte, sosyal ve kültürel hayatı canlı tutmaktadır. İlçede folklor hayatının canlı olarak yaşaması her okul bünyesinde folklor ekiplerinin kurulmasına yol açmıştır. Düğünler görülmeğe değerdir.

*** “DAĞLAR DAGIMDIR BENİM GAM ORTAĞ1MDIR BENİM”

Anamur’da dağlar yer yer denizle kucaklaşır…
Sedirlerin-çamların dalgalarla buluştuğu Anamur Sahilleri görenlere sanki “-Ben bir başkayım!.” der.
Deniz ise Bayrağım gibi saf ve dalga dalgadır…

*** ANAMUR’DA TURİZM

(Hüseyin Osma)

Dünya nüfusunun artması, teknolojik gelişmeler, insanların refah sevi­yesinin artması, ulaşım imkanlarının sağladığı kolaylıklar, sosyal ve kültürel alanda meydana gelen gelişmeler, konaklama kuruluşlarında görülen artışlar, reklam ve tanıtma faaliyetleri dünyada ve ülkemizde turizmin gelişmesini olumlu yönde etkileyen önemli unsurlardır. Yapılan araştırmalar ve tahmin­ler bu gelişmenin artarak devam edeceğini göstermektedir. Son yapılan istatistiki araştırmalarda 1,5 milyar insanın turizm amaçlı olarak hareket ettiğini, bunun yaklaşık 140 milyon kadarının uluslararası tu­rizm hareketlerine katıldığını, yine bu cümleden olmak üzere ülkemizde yaklaşık olarak 8 milyon kişinin seyahat ettiğini, 2 milyon kadarının turizm faaliyetlerine katıldığını görüyoruz. Uluslararası turizm piyasasının 145 mil­yar ÜS$ olduğunu ve bunun büyük bir kısmını İsviçre, İtalya, Fransa, İspan­ya, A.B.D., Japonya, İngiltere, Uzakdoğu ülkeleri tarafından paylaşıldığını, Türkiye’nin ise son yıllarda meydana gelen artışlara rağmen bu muazzam bü­yüklükteki pastadan ancak, 2-2,5 milyar USS’lık bir paya sahip olabildiği an­laşılmaktadır. Ülkemizde konaklama kuruluşlarının gerek kapasite, gerekse sayı ba­kımından artması, ulaşım vasıtalarında meydana gelecek gelişmeler, ulaşım yollarındaki iyileştirmeler, reklam ve tanıtmaya verilen önem, turizm eğitim ve öğretimi, sosyo-kültürel gelişmeler ve diğer unsurların yeterli seviyeye ulaşmasına paralel olarak turizm hareketleri de gelişecek ve insanlanmızm daha refah bir hayat seviyesine ulaşması mümkün olabilecektir. Zira turizm bir tarım veya bir sanayi gibi sadece tanm sektöründe veya sanayicinin çaba­larına bağh olarak değil birçok sektörün etkisi altında gelişen veya gerileyen bir faaliyet türüdür. Turizmin başarısı, tarımın, sanayinin, ticaretin, hizmet sektörünün başarısı demektir. Bu olay tıpkı bir saatin çarklarının düzenli ola­rak çalışıp çalışmadığına benzemektedir. Dişlilerden veya çarklardan birinde meydana gelebilecek aksama saatin bütün olarak çalışmasını etkilemekte ve engellemektedir ki, turizm de üzerinde titrenmesi, korunup kollanması gere­ken nadide bir çiçek gibidir.

Ülkemiz dünyanın Önemli bir turizm cennetidir. Sahip olduğu yerüstü ve yeraltı zenginlikleri, eşsiz güzellikteki doğal varlıklar, tarih öncesi dö­nemden günümüze zengin tarihi ve kültürel değerler, dünya coğrafyasının sağladığı eşsiz doğal imkânlar, denizler, dağlar, nehirler ve vadiler gerçekten ülkemizi dünyanın bir turizm cenneti olmaya hazır bölgeler haline getirmek­tedir. Böylesine zengin ülkemizin en güney ucunda yeralan Anamur, Antal­ya’ya 260 km, Mersin’e 330 km uzaklıkta, halen 40.000 kişinin yaşadığı, bel­ki ulaşımındaki güçlükler nedeniyle henüz ekonomik ve sokyal bakımlardan fazla gelişememiş, tarihi, doğal ve sosyal bakımdan keşfedilmeyi bekleyen önemli bir turizm yöremizdir. Temiz ve ince kumu, ılık denizi, tabii koyları ile tedavi turizminin bir parçası olan Anamur kıyılarının tam olarak değer­lendirilmesi, kış turizmi için sağladığı imkanların, dağcılık ve av sporunu se­venler için çevre dağ ve yaylalıklarm, eşsiz güzellikteki yaylaların, çeşitli sportif kaynakların, denizle tarihin eşsiz bir kompozisyonu oîan Mamure Kalesi ve Anamuryum harabelerinin özlemle faydalanılmayı bekledikleri Anamur her bakımdan geliştirilmesi ve korunması gereken şirin bir yurt kö­şemi zdir. Özetle ifade etmek gerekirse; turizm dünyada ve ülkemizde hızla geli­şiyor. Anamur’da bu gelişmenin gerçekleşebilmesi için hepimizin elbirliğiy­le, gönül birliğiyle çalışması, gücünü birleştirmesi gerekir. Bu konuda hem­şehrilerimizin haklı olarak Anamur’un vilayetlik olması çabalarını ekonomik ve sosyal gelişmenin ilk kıpırdamşlan olduğunu teslim etmek gerekir. Ger­çekten Anamur il merkezine uzaklığı bakımından ülkemizde bir rekora sa­hiptir. Şayet ülkemizde herhangi bir ilçe vilayet yapılacaksa Anamur’un du­rumunun özellikle gözönüne alınması şarttır. Temennimiz odur ki, Anamur yakın bir gelecekte ekonomik ve sosyal gelişmesini hızlandırmış, her bakım­dan olduğu gibi turizm sahasında da gelişmiş ili olarak coğrafyamızda yerini almış olsun.
***
“YARIN KATMER-KATMER GÜL
YARIN TANYERİ, SEHER
YARIN EN GÜZEL SEHER
Yarın Seninle Güzel..
***
ANAMUR’DA FOLKLOR
(Aydın Doluoğlu)
Folklor bir “halk bilimi” olarak tanımlanır. Yöre halkının gelenekleri­ni, sosyal yaşayışlarını, zevkini, neş’esini, acısını, tatlısını v.s. herşeyini içine alır. Bu bakımdan bir halk felsefesidir folklor. Folkloru tanımak, bilmek hal­kı tanımaktır, halkı bilmektir. Kimin nerede, nasıl, ne zaman ve neden söyle­diği belli olmayan bu ürünler zamanla tüm halkın zevkiyle birleşerek onunla bütünleşir. Bunlar içerisinde elbette besteleyen ve söyleyenleri belli olanlar var­dır. Bunlar zamanla unutulmuş, ürün halka mal olmuştur. Bugün bile dizip söyleyenleri belli olanlar vardır. Herşeye rağmen folklor halkın kendi bünyesinden çıktığı için onun dünya görüşünü, sanat anlayışını, zevkini, neş’esini, sosyal hayatım ve acısı­nı yansıtır. Folklorun içinde halkın kendisini bulmak mümkündür. Anamur yöresi ile ilgili oyunlar, türküleri ve giysileri tanıtırken bu duygu ile hareket ettik. Anamur’un bütün köylerini taradık, fakat esas olarak bu folklor ürünlerinin canlı olarak yaşadığı köylerle bu hususta bilgi sahibi yaşlıları ele aldık. Onların verdikleri bilgilere sadık kalarak otantiği bozma­maya dikkat ettik. Bu hususta yöre halkının yörük olması nedeni ile dağ köy­leri bizim için esas kaynak oldu. Bugün yerleşim sağlanmış olduğundan ve turizme açık belde olduğu için, sahil kısmı eski âdetleri, gelenek ve görenek­leri yaşatmaktan uzaktır. Bilhassa giysilerde dağ köyleri büyük kaynak oldu. Yaşlı amcalar, nineler de türkülerin derlenmesinde ve oluşum hikâyelerinde bizlere esas kaynak teşkil ettiler. Türk töresi yürüklerde halâ yozlaşmadan uygulanır. Bu törede kadın daima erkeğin yanındadır. Onun en büyük destekçisidir. Erkek davan otlatı­yorsa kadın oğlağın peşindedir. Bu bakımdan halk oyunları yalnız oynandığı gibi kadınlı erkekli de oynanabilir. Fakat zeybek oyunları yalnız erkeklerle oynanır. Oyunlar ya halka biçiminde ya serbest veya karşılıklı olarak oyna­nır. Ellerde kaşıklar bulunur. Kaşıklar müziğin ahengine göre seslendirilir. Bu türküler yörük hayatının kıvrak ezgileridir. Bir an yavaşlayan, bir an hız­lanan bu türkülerin oyunlarında davar, koyun gibi yörüğün hayatının bir par­çası olan hayvanların yaşayışlarının, sarp Toros dağlarındaki hareketlerini izleri apaçık görülür. Kaşık sesleri yamaçlardan yuvarlanan çakıl taşlarının seslerini ve yankılanmalarını andırır. Bir bakarsın sahilin sıcaklığı gönüllere vurur bu türkülerde. Yöre oyunları, türküleri çalgı eşliğinde söylenerek oynanır. Bu oyunlar yöre halkının karakteri gibi canlıdır, kıvraktır. Kışın sahilde, yazın Taşeli yaylalarında olan Türk insanının karakterini bu insanlarda görmek mümkün­dür. Sözler, ezgiler, figürler toplanırken bu düşüncelerden uzak kalınmamış­tır. Onun için de mizansene, herhangi bir yapmacığa yer verilmemiştir. Söz­ler, figürler, ezgiler genellikle bölgeden dışarı çıkmamış, bu yönü ile bilinen yaşlı kişilerden derlenmiştir. Figürler bile bu yaşlıları bizzat oynatarak elde edilmiştir. Giysiler bugün halâ Toroslar’da giyilmektedir. Bu bakımdan otan­tik yapısında şüphe yoktur.
***
ANAMUR’DA GİYSİLER
Erkek Giysileri:
  1. Keçe Külah : Eğritmemiş kuzu yünü hazırlanan ağaç kalıplarda sıcak su ile dövülerek yapılır. Beyaz, siyah, alacalı ve gri renkte olabilir. Ge­ nellikle dağ köylerinde giyilir. Keçe külahın yanında bir de başa giyilen ter­ lik vardır. Bu da kuzu yününden örmedir. Her iki başlık da yörede halâ giyil­ mektedir.
  2. Kıl Haba : Kuzuların güz yününden dokunur. Bu kumaşa “şayak” denir. Şayak yün ile tepilerek kalınlaştınlir. elde edilen bu tepme şayaktan baba dikilir. Bu habaya “beynamaz habası” diyenler de vardır. Yakasızdır. Kol altı kol yenine kadar yırtıktır. Yenler kıl iplerle bağlanır. Namaz için ab- dest alırken çıkarma kolaylığı sağlasın diye böyle yapılmıştır. Istar denilen küçük dokuma tezgâhlarında dokuması yapılır. Bugün kentleşenler dahi bu kumaştan ceket, pantolon yaptırmaktadır. Bilhassa kış için mükemmel bir giysidir.
  3. Şalvar : Kıl habanın kumaşından dikilir. Kalça kısmı geniş, paça­ lara doğru daralma görülür. Bel göklü bükme ve alacadan kesilmiş uçkurlar­ la bağlanır.
  4. Göynek : Çulfallık adı verilen ince dokuma tezgâhlarında çiğ ip­ likten dokunarak hazırlanır. Genelde tek renk dokunan kumaşların renkli do­ kunanları da vardır. Renklendirmede kök boya kullanılır. Bu dokumalara alaca veya göklü bükme denir. Düğmeler çal ti veya tesbi demihen ağaçlar­ dan ve onların giliklerinden (çekirdek) yapılır. Göynek yakasızdır.
  5. Çorap : Deve yününden ağaç millerle örülür. Tek renk veya renk­ li olabilir. Ağız kısmı tokalı ve özel örülmüş iplerle bağlıdır. Giyimde çora­ bın içine şalvarın paçası kesinlikle katılır.
  1. 6.        Bel Kuşağı : Beyaz kuzu yününden, beyaz iplikten veya beyaz ib­ rişimden dokunur. Uç lan püsküllüdür. Şalvarın uçkur kısmı üzerine sıkıca bağlanır,
  2. Bağcak : Koyun veya kuzu yününden renkli veya tek renk olarak dokunur. Uçları tokalıdır. Kuşağın üzerine sıkıca bağlanır. Yörüğün el tuta­ mağıdır. Dağdan devşireceği odunu veya sakatlanan bir hayvanı sırtlamak için daima yanında taşır.
  3. 8.        Yörük Çarığı : Sığır veya manda derisinden yapılır. Çarığın bağ­ lan da aynı deriden bükülerek elde edilir. Çarık ayak baldırına bu bağlarla bağlanır. Yaş deriden yapılan bu çarıkların kurutulduktan sonra sıhhatli kala­ bilmesi için don yağı ile yağlanır ve unla pudralanır.
  4. 9.        Kabaralı : Bu ayakkabıyı hem kadınlar, hem erkekler giyer. Gön üzerine davar derisinden yorak keîik dikilerek yapılır. Bunu kadınlar giyer. Erkeklerin giydiklerinde ise kelik dize kadar uzun ve taban kabara denilen çivilerle kaplıdır. Bu çiviler ediğin ömrünü uzatır.

KADIN GİYSİLERİ

  1. 1.        Fes : Başa giyilir. Ön tarafı gön boncuklar ve altın pullarla süslü­ dür. Kadifeden veya renkli keçeden yapılır.
  2. Alınlık : Fesin alt kısmına dikilir veya bağlanır. Süslü ve altınlı­ dır. Kadının evli, bekâr veya dul olduğu buradaki altınlardan anlaşılabilir. Gelinlerde sıra altınlar vardır. Genç kızlarda oyalar yer alır. Yaşlılarda ise al­ tın dizileri olabileceği gibi gümüş dizilere de yer verilir. Bu diziler ailenin maddi durumunu da simgeleyebilir.
  3. Pullu Yazına : Fesin üzerine atılır. Genellikle beyazdır. Uçları sa­ lık tutulur. Kadın gerektiğinde bu uçlardan tutarak yüzünü saklayabilir.
  4. 4.        Ala Yazma : Alına pullu cenber (bir tür başörtü) üzerine düz bağ­ lanır. Alın çekisi de denir. Hem pullu cenberi tutar, hem baş aksesuarına kat­ kıda bulunur.
  5. Göynek : Çiğ iplikten çulfallıkta dokunur. Göklü veya alacalı do­ kuma adını alır. Yakasızdır. Boyun kısmı göğse kadar açık olur. Düğmeleri yine ağaçtandır.
  6. Üç Etek : Göyneğin üzerine giyilir. Eskiden renkli dokumadan yapılırdı, şimdi kutnu kumaştan yapılmaktadır. Uzun kollu ve yakasızdır.
  7. Salta: Cepken de denir. Göklü dokumadan veya alacadan yapılır. Kolsuz ve yakasızdır. Şimdi kutnu veya kadifeden yapılıyor. Salta sahibi kendi zevkine göre saltayı oyalarla süsler. Üç eteğin üzerine giyilir.
  1. 8.        Darabulus Kuşak : İpekten dokunur. Renkli ve uçları püsküllü­ dür. Bir enden olabileceği gibi iki üç enden de yapılabilir. Bele, üç etek üstü­ ne sıkıca bağlanır.
  2. Çorap : Kuzu yününden ağaç millerle örülür. Genellikle beyaz renktedir. Dokuma olarak ta yapılabilir.
  1. Don : Göklü dokuma veya alacadan dokunur. Paça kısmı işleme­ lidir. Paçalar ve bel kırnapla büzülür.
    1. 11.       Çarık : Aynı erkek çanğı gibi sığır ve manda derisinden yapılır.

***

YÖREDEKÎ ÇALGILAR
Yörenin en önemli çalgıları; davul, kaval, klarnet, kabak keman ve ka­bak kemanın yerini alan kemandır.
***
YÖRENİN OYUNLARI
Yörenin en ünlü oyunları; Anamur Yollan, Danışman, Sarı Kız, İrfanı, Gökkarga Zeybeği, Gasavet, Sandım Sundum, Hamçökelek (Gerali), Gökçu-kur, Çeşidim, Güzeller Güzeli, Koyun Okşaması ve çeşitli mengilerden olu­şur. Bunlardan “Anamur Yolları”mn hikâyesi ve sözleri şöyledir : Anamur’un Kızılca Köyü’nden olan, son yıllara kadar yaşamış Kanunî Ahmet Çavuş, Balkan Harbi’nde bir şarapnel parçası ile yaralanarak iki baca­ğını kaybeder. Bir sahra hastahanesinde takılan iki takma bacakla, köyünde bıraktığı sevgilisi Gülizar’a kavuşma hayaliyle Kizılca’ya geldiğinde sevgili­sinin Anamur’a gelin gittiğini öğrenir. Bunun üzerine beste ve güftesi kendi­sine ait olan Anamur Yollan türküsünü dostları arasında söyler. Oyunu da oynayan bu türkü sevilir ve halka mal olur. Türküde Anamur ile Kızılca Kö­yü arasındaki 60 km.’lik kayrak çakılı patika yoldan nasıl geçtiğini ve sevgi­lisine serzenişini anlatan Kanunî Ahmet Çavuş’un türküsü şöyledir : Anamur yollan yâr yâr aman Gayrak da çakıllı a canım sürmelim aman Ben de bir yâr sevdim yâr yâr yâr aman Uyar da akıllı a canım sürmelim aman Anamur üstüne yâr yâr yâr aman Duman da bürümüş edalım bir tanem aman Benim sevdiceğim yâr yâr yâr aman Bu diyarda bir imiş sürlemi aman.
***
Yöreye Has Manîlerden Birkaç Örnek
Belli eğrikten eğildi goyunun ensesi
Kulağına gitti goca çanın sesi
Tosunoğlu çıkmadı mı sana
Sana söylerim Dokuz Oluk Yaylası
İnanma zemheri ayazına
Gün var iken kar yağar
Güvenme avrat sözüne
Eri var iken er arar
Ortaköylü azgın olur
Sancağı düzgün olur
Nasradından gız alan
Canından bezgin olur.
Ala kilimin yüzüyüm
Buğday ununun özüyüm
Aslımı sorarsanız
Ahmet Ağa’nın giziyim.
Anamur’un dansı
Tatlı olur şansı
Yiyen bilir dadını
Bulunursa irisi.

*** ANAMUR’DA EL SANATLAR

ANAMUR’DA EL SANATLARI
I-   Elsanatının Adı: TÜLBENTTE BONCUK ÖRÜCÜLÜĞÜ
1-       Boncuk ve ipi ile tülbent îlçe pazarından alınmakta.
2-       İplerin cinsi naylon olup aldıktan sonra kelefe yapılıp ilaçlı su ile kaynatılmakta (çekmemesi için).
3-  Cam ve pamuk hammaddeleridir.
4-       Firkete, tığ ve şiş ile olmak üzere 3 çeşit boncuk örücülüğü vardır.
5-       Bu el sanatı çeyiz ve kendi kullanmak için yapılmaktadır. 6-       Boncuk örme örnekleri şunlardan ibarettir: a) Delidüt burca, b) Domates, c) Süpürge, d) Papatya, e) Sarhoş Bacağı, f) Yıldız, g) Akıllı Dut Burcu, h) Yemiş Yaprağı, i) Dut Yaprağı, j) Dan Sömeği, k) Karpuz Dilimi, 1) Teşbih.
7-       Boncuk örme örnekleri isimlerini genellikle doğadan almaktadır.
8-       Boncukta kullanılan renkler: Mavi, kırmızı, yeşil, san, siyah, laci­ vert.
9-       Sipariş verildiği takdirde para kazanmak amacı ile de yapıldığı gi­ bi genellikle ihtiyaç için yapılmaktadır.
10-   Bu el sanatı konusunda köyde kursa ihtiyaç yoktur. Genellikle an­ neler kızlarına öğretmektedirler.
11-   El Sanatının AdıDANTEL 1-       Dantel ipleri çeşitli fabrikaların ürettiği sağlam pamuklu incecik kalınlık oranlarına göre numaralardan ihtiva etmekte, çarşılarda yumak veya çile şeklimde dantel ipliği olarak satılmaktadır. 2-       îpin cinsi genellikle pamuk olup sağlam zor kırılır cinsten olup, bazen sentetikte karışımı olmalıdır. 3-       Ucu eğik 20-25 cm. uzunluğundaki tığ denen madeni bir mille örülmektedir. 4-       Genellikle boş zamanlarında, gezme ve misafirlikte örülmektedir.

5-         Dantel örnekleri: a) Karanfil, b) Dillir otu, c) Örümcek, d) Kesme dişi, e) Cibili tavuk gibi örneklerdir. 6-        Danteller genellikle kız cehizi olarak örülmektedir. 7-        Bu dantellerden masa örtüsü, sal, sehba örtüsü, lizöz, televizyon örtüsü, yatak takımı, perde, çaydanlık örtüsü, mutfak takımı gibi yerler için yapılmakta, elbise, iç çamaşırı, yastık gibi eşyaların süslemelerinde kullanıl­ maktadır. 8-        Sipariş verildiği takdirde para ka/anmak amacıyla da yapılmakta­ dır. 9-        Bu el sanatı için köyde kursa ihtiyaç yoktur. Genç yaştaki kızlar çevrelerinden öğrenmektedirler. 10-     Bu el sanatı’ni kadınlar ve genç kızlar yapmaktadır.

III –   El Sanatının Adı: YÜN EL ÖRGÜCÜLÜĞÜ (KAZAK, CEKET) 1-    Bu el sanatının malzemesi olan yün; a)        Çarşılarda yüncülerde çile olarak satılmakta, b)        Kendi hayvanlarının (koyun, keçi) yünlerini yıkayıp temizle­ dikten sonra ve eğirmeç denilen araçla ellerinde eğirerek ip haline getirmek- suretiyle elde etmektedirler.   2-        Bu el sanatı için kullanılan şişler hazır olarak çarşılardan alınmak­ ta, ipin kalınlık incelik, örülecek eşyanın cinsine göre çeşitli kalınlıkta olup numaralan vardır. 1, 2, 3, 4, 5, 6 numaralan bulunmakta, iki şişle örülmekte­ dir. 3-        Bu el sanatının kadınlar ve genç kızlar yapmaktadır. 4-        Bu el sanatı ile giyim eşyalarında erkek ve bayan kazakları, ceket­ leri, çocuk pantolonları, örtüler, tutacaklar, mutfak örtüleri yapılmaktadır. 5-        Badem, Sepet, Düz, Nohut, Pirinç, Buğday Başağı gibi Örnekleri­ nin ismi vardır. 6-        Genellikle boş zamanlarda gezmelerde, misafirlikte örülmektedir. 7-        Sipariş verildiğinde başkalarına da örmektedirler. 8-        Genellikle kendi giyim eşyalarını tamamlamak için örülmektedir. 9-        Yün renkleri genellikle kırmızı, yeşil, mavi. turuncu renkleridir. 10-     Bu el sanatı için kurs açılmasına gerek yoktur.

***
Anamur’da Kîlîmcîlİk
Ham Madde       : Koyun yünü, pamuk ipliği. Hazırlanış              : Yün koyundan kırkılık denilen makasla kırkılır. Uzunlar ve kısalar ikiye ayrılır. Ayrılan yünler soğuk suyla yıka­nır. Güneşte kurutulur. Dokumada Kullanılan Tezgâh ve Nitelikleri: Tezgâh ağaçtan yapılmış, eni 2 metre, boyu 2,5-3 metre arasında değişen, halk arasın­da da “ıstar” adı verilen bir ağaçtır. Dokumada Kullanılan Araç ve Gereçler: Taruk, kücü, varangelen, cumbar, eğri ağaç (bunların hepsi ağaçtan hazırlanmıştır). Gereç: Yün ipleri. Boya ve Boyamada Kullanılan Ham Madde: Yapay boyalar kullanılmakta­dır. Kök boya kullananlar Konya ilinin Ermenek ilçesin­de boya tarak kullanmaktadırlar. Dokuma Tekniği : Bir alt, bir üst olarak dokunur. Dokuma şekline “yirin” adı verilmektedir. Dokunan Kilimin Tezgâhtan Alınması: Dokunan kilim boncuk ilmekle kapa­tılıp, kesilerek tezgâhtan alınır. Kilimlerin Nitelikleri, Ebatları ve Kullanım Yerleri: Nitelikleri : Dokunan kilimlerin her iki tarafı da kullanılır. San, kır­mızı, mavi, yeşil ve beyaz renkler hakimdir. Renklerin canlı ve parlak oluşu dikkati çeker. Ebatları                 : Eni: 150 cm., Uzunluğu: 3 metre’dir. Kullanım Yerleri : Evlerde yer döşemesi ve kız çeyizlerinde kullanılır. Motif ve Motif Bütünlüklerinin Özellikleri:Motifler şekillerini ve isimle­rini doğadaki canlılardan almışlardır. Pazarlama : Köylüler dokudukları kilimleri yöresel halk pazarların­da tane ve çift olarak kendileri satmaktadır. Kaynak Kişilerden Sorulara Alınan Cevaplar: Köyde geçim, hayvancılık ve tarımdan sağlanmaktadır. Dokuma tezgâhlan kendi­leri tarafından ağaçtan yapılmaktadır. Dikey olarak kul­lanılmaktadır. Bir kilim normal olarak bir ayda dokun­maktadır. Dokuyanlann yaşı 16 ile 55 yaş arasında de­ğişmektedir. Cinsiyetleri kadındır.
***
ANAMUR’DA POST YANIŞLI KİLİMLER (*)
Giriş : 1986 yılı Şubat ayı başlangıcında Gülnar’dan başlamak üzere Ana­mur’u da içine alan u/un süreli araştırma yapmıştım. Gülnar ve Anamur’un dokuma çeşitlerini slayt ve renkli resimlerle belgelemiş, zengin malzemeler derlemiştim. Daha önce Mut’u araştırmış ve Sayın Genel Müdürüm Ahmet Erdoğan’ın himmetiyle bu araştırmam yayınlanmıştı.(1)İstiyordum ki İçel’in diğer ilçelerinin de dokumalarını aynı şekilde kitap haline getireyim. Bu gü­ne kadar bekledim; artık anladım ki daha uzun süre bu dileğim gerçekleşe­meyecek. Bu sebeple elinizdeki bu mütevazi dergi yayın hayatım sürdürdü­ğü müddetçe çalışmalarımızı burada yayınlamayı, araştırmacıların, bilim adamlarının istifadesine sunmayı; en önemlisi de bu millî sanatımızı bu der­giyle birlikte hiç olmazsa bu satırlarda yaşatmayı istedim. Kilimler : îçei kilimleri arasında Anamur’da karşılaştığımız bir kilim dikkatimizi çekti. Genel karakterde fark yoktu fakat yanış (2) itibariyle ayrıcalık gösteri­yordu. Daha sonra bu kilimin 6 çeşidini tespit ettik, kilimlerin dokunuş tek­niğine baktığımızda yanışları belirleyen değişik renkli atkıların dönüşleri es­nasında karşılaştı ki an diğer bir yanışın renkli atkısı ile karşılıklı kenetlendik­leri, böylece de yanış iliklerinin kapatıldığı görülmüştür. Kilimlerin ana ya­nışı altıgen olmakla beraber aralarda kısa basamaklar konarak daha yaygın ve dalgalı birşekil verilmişti. Asıl dikkati çeken tarafı, bazı ana yanışlar, ara dolgular veya kenar sularında yanışların dalgalı birşekil almasıydı. (Desen 1) Bu dalgalar kaplan ve pars postlanndaki çizgilere benziyordu. Osmanlı hükümdarları bir kudret sembolü olarak bu kaplan çizgileri ve pars benekli postları taklit eden desenli kumaşlardan kaftanlar giymekteydi­ler. Aynca 16. ve 17. yüzyıl çini ve seramiklerinde de bu motifler kullanıl­mıştır.1^ Konya Mevlâna Müzesi’nde bulunan beyaz zeminli büyük bir halı­da koyu kahverengi üç küre içine yerleştirilmiş üçer küçük hilâl biçimli şekil görülmekte, bunlar baklava şeması veren kaplan çizgileri ile çerçevelenmiş bulunmaktadır.(d) (*)   Hilmi Dulkadir. İçel Kültürü Sayı: 8, s.13-20, Temmuz-1989. (1)     Hilmi Dulkadir, Mut ve Çevresinde Milli El Sanallarımı?. M.K.G. ve S.B. Yaygın Eğilim Genel Müdürlüğü Yayınlan, Ankara, 1985. (2)     Molif yerine kullanılacak lir. (3)     Prof.Dr. Şerare Yetkin, Türk Halı Sanatı, îş Bankası Yayınlan, İstanbul, s.98. (4)     Prof.Dr. Şerare Yetkin, a.g.e., s.98.
Sözünü ettiğimiz kilimlerde de kaplan postu çizgilerine benzer yanışlar kullanılmıştı. Bu nedenle altı çeşidin her köyde bir ismini bulmakla birlikte genel olarak bu kilimlere “post yanışlı kilimler” demenin uygun olacağı ka­naatiyle kilimleri bulunduktan köylere göre tasnifleyerek inceledik:
1. BONCUKLU BÖNCE KİLİM <5> Kilim suları: Kilimin çözgüsü siyah yündür. Önce saçak olarak bıra­kılmış, sonra da çözülmesin diye örülmüş, başlangıç kısmında kırmızı beyaz beneklerle boydan boya “zencir” çekilmiştir. Zencir’in yöredeki adı “ala boncuk” tur. Kilim veya çul dokunmaya başlarken dokuyucular biribirine “ata boncuk çekelim” derler. Ala boncuk’u ensiz düz bir dokuma takip etmektedir. Bu noktadan iti­baren altta ve üstte, bu defa beyaz beneklerle yine bir zincir çekilmiş; arada bırakılan kalın bant içine kilimin “kenar suyu” yerleştirilmiştir. Kilimin zemini tamamen bordo renklidir. Kenar suyunun zemini de bordo olmakla beraber, yeşil, sarı ve lacivert renklidir. Kenar Suyu’nun yanı­şı beyaz, adına “alma” denen, üçerli üçgen de bu uzantıların üzerine kon­muştur. Üçgenlerin tam ortasına gelen kısım ince bir uzantıyla bölünmüştür. (Desen 2). Bu kompozisyon bir altıgen çerçeve içine yerleştirilmiştir. Altıgeni bölen 6 üçgenin meydana getirdiği eksenin sağ ve sol taraflarının zemini ye­şil, mavi, bordro renkleriyle alternatif olarak dolgulandmlmıştır. Altıgenin birinin sağdaki dolgusu ile diğer bir altıgenin soldaki dolgusu aynı renktir. Bu iki renk dar bir boğazda birleştirilmiş; daralmanın meydana getirdiği kar­şılıklı boşluklar bir başka renkle dolgulandınlmış, içine eksende gördüğü­müz üçgenlerden ikişer tane konulmuştur. Böylece 11 adet altıgen, kilimin kısa kenar suyunu meydana getirmiş­tir. Bizim “üçgen” dediğimiz sahibinin “alma” dediği bu kenar suyu yanışla­rı, adını kenar suyuna vererek “almalı su” olarak kalmıştır. Kilimin uzun kenarları da yine bir “kenar suyu”y\di çevrilmiştir. Adına “keklik ayağı” denen suyun beyaz renkli dolgusu bir eksenle boydan boya uzatılmıştır. Ekseni meydana getiren birer çift üçgenden her bir uzun kenar­larındaki birleşme noktalarında bırakılan boşluk nedeniyle belirginleştiril­miştir. Bir üçgenin (veya alma’nın) diğeri ile köşe noktalarında ise ince uzun bir çubuk bırakılmak suretiyle yanlan açılmış ve stilize bir kuş ayağı meyda­na getirilmiştir. (5) Kilim, Anamur’un Güneybahşiş Köyünde oturan Havva Demir’e aittir. Ebatı yaklaşık olarak 2.70×1,50 metrekare’dir. Köye ismini veren “Bahşişlir” yine Anamur’da Gcree Bahşiş; Karalar Bahşiş; Murallı Bahşişi (Gülnar’da oturur) Beyazıüı Bahşişi (Mut’ta oturur) ve Antalya’nın Ga­zipaşa yöresinde Alanya yöriikleri adıyla iskândırlar.
Beyaz renkli keklik ayaklarının dışa bakan kenarları kırmızı, içe bakan kenarları ise yeşil renkte iplerle sınırlandırılmıştır. (Desen 3) Ana yanışlar ve ara dolgular : Kilimin ana yanışları üst üste dört sıra halinde, aralan dar bir boğazla birleştirilmiş karşılıklı iki altıgenden meydana gelmiştir. Böylece zemin üze­rinde sekiz ana yanış görülmektedir. Ana yanışları belirleyen değişik renkli çift çizgiler “post çizgileri”ne benzemektedir. Bu çizgiler, alt ve üst köşeler­de dört adettir, içe bakan yönlerinde kıvrımlı çıkıntılar bırakılmıştır. Altıgenlerin zemin rengi beyazdır. Orada bir eşkenar dörtgen yer al­maktadır. Eşkenar dörtgen; altıgenlerin birleşme noktalarına doğru uçlan ya­rık, kalın bir bant ikiye ayırır. Bu bant üzerinde üç adet yanış var: “Göklü Kabış” denen bu yanışlardan ortadaki üst ve alttan üç veya beş adet üçgenle (alma) taçlanmıştır. (Desen 4). Taçlan aynı yönlerde ikinci ama daha büyük başka bir taç takip etmektedir. Taçlann birleşme noktasında meydana gelen boğaz ince çıkıntılarla şekillenmiş, yanlarda birer çift post çizgileri almıştır. Bunu daha kısa, kalın post çizgileri takip etmiştir. (Desen 5). Bu çizgilerin yöredeki adı “Yedirme” Ğ\r.Altıgenlerin beyaz renkli zeminleri üzerinde dört adet daha yanış görü­lür. Bunlar stilize bir kuştur. Adına da “Palazcık” denmektedir. (Desen 6). Sekiz altıgenden arta kalan ve kilimin ortasına gelen üç altıgenin iç dolgulan sade bırakılmıştır. Her birinin ortasında bir eşkenar dörtgen, bunun içinde ya “palazcık” ya da “göklü kahış”^ görülmektedir. Zemin renkleri yeşil, bordo ve kırmızıdır. Dörtgenden “kıvrım” veya “çengel” diyebileceğimiz çıkıntılar uzanmıştır. Diğer dolguîan değişik renkli, biribirine birleşik toplam on adet bakla­va diliminin meydana getirdiği dokuz yanış görülür. Kilimin ana yanışlar dı­şında kalan zemini altılı, onlu baklava dilimleri ve yedirmeyi (post çizgili) dörtgenlerle dolguludur. 2.   ÇİĞNİ DÜŞÜK KİLİM <7> Kilimin kenar sulan değişiktir. Kısa kenarlarda ensiz, beyaz zeminli bir bant ve mavi, yeşil, kırmızı renkli sade bir yanış görülür. Bu yanış kısmen kalın bir eksen ve üzerinde boyuna uzatılmış ince çiz­giler yer almaktadır. (6)      Kabış, boynuzsuz davar demektir. (7)      Kiiim, Anamur’un Ovabaşı Köyünde, Ummü Dolu’dadır.

Zemin bordo ana yanışı post çizgili ikişer sıralı dört altıgenden meyda­na gelmiştir (Desen 7). İçte kalın üç altıgen, büyükçe kalın kıvrımlı dikdört­genlerle dolgudur. 1 no’lu kilime nazaran daha kaba ve sadedir. “Boğaz” bağlantıları kon­mamıştır. Ara dolgulardan bazıları (Desen 8, 9,10), bazıları da 1 no’lu kilim-lerdekilerdir. 3.   ALA KİLİM <8> Kilimin uzun kenarları beyaz, yeşil, san ve dışı beyaz kontürlü bordo “keklik ayağı” kenar suludur. 1 no’lu kilimde görülen “keklik ayağı” burada tek yönlü olarak kullanılmış ve renk değişimi suretiyle üçerli guruplara ay­rılmıştır. Kısa kenarlarda “ala boncuk” kaldırılmış ve doğrudan zemin üzerinde­ki ana yanışa geçilmiştir. Ana yanışlar aynen kullanılmış, içleri, kenarı kıvrımlı eşkenar dörtgen­lerle dolguludur. Aralarda kalan üç ana yanış ise kenarları post çizgili eşke­nar dörtgenlerle, bu dörtgenlerin içide – diğer altıgenlerde böyledir – “farda”denen yanışlarla dolgu 1 andınlmıştir (Desen 17). 1 ve 2 no’lu kilimlerde görü­len “bantla bölünme” bu kilimde yapılmamıştır. Ana yanışın bu köydeki adı “Tapan”dıı. ana yanışı çevreleyen çizgiler-deki ince kısa çıkıntılar “boncuk”, eşkenar dörtgenlerdeki kıvnmlar “boy­nuz” bazı eşkenar dörtgenlerin dışa uzanan post dolgulan da “kardaşçık” (Desen 18, 19,20). Ana yanışlarda aynca dolgu yanışı görülmemektedir. 5.   AYNALI KİLİM <10> Kilimin uzun kenarlannda değişik renkli basit bir kenar suyu kullanıl­mıştır (Desen 21). Kısa kenarlarda ise daha ince bir bant halinde içi “S” harf­lerine benzetilmiş, 1 nolu kilimde gördüğümüz “alma”larla. zenginleştirilmiş bir kompozisyon görülmektedir (Desen 22). Bu kilimin ana yanışlarında iç dolgusu olarak post çizgileri hem bir al­tıgende, hem eşkenar dörtgenin uzantılannda hem de tali dolgu olarak kulla­nılmıştır. Gerek ara ana yanış dolgulan, gerekse kenarlara yakın kalan zemin dolgulan olarak “farda” yanışlı eşkenar dörtgenler kullanılmıştır. Aralarda gördüğümüz tali dolgu olarak bir tek yanış tercih edilmiş ve değişik renkler­le bu yanış kullanılmıştır (Desen 23). (8)      Kilim, Anamur’un Akine Köyünde, Kiraz Toy’dadır. (9)      Kilim, Anamur’un Giileç Köyünde (Orhana) Ganimet Aslan’dadır. 10)   Kilimin aslı Anamur’un Orhana Köyü’nden alınmıştır. Şimdiki sahibi Hayriye Kaplan’dır. Gün­gören (Tenis) Köyünde oturur. 6.   BONCUKLU KİLİM Kilimin kısa kenannda “kelebek”denen yanış, kenar sulu olarak kulla­nılmıştır. Uzun kenarlarda ise 2 nolu kilimde bahsedildiği gibi bir eksen üze­rinde boyuna uzatılmış ince çizgilerle yetinilmiştir. Bu defa kilimin ana ya­nışlarını meydana getiren çizgiler üzerinde değişiklik yapılmış bir sıra halin­de testere dişlerini andıran adına “farda” dediğimiz bir yanış tercih edilmiş­tir. İç dolguları, bahis konusu ettiğimiz altı kilimden de örneklerle süslen­miştir (Desen 24). Bu köyde de ana yanışlara “tapan” denilmekte, hatta kilimin ebadı ta­pan sayısıyla ölçülmektedir. Sözünü ettiğimiz bu kilim sekiz tabandır. Her tapan 72×90 cm gelir. NETİCE Yörede Orhana kilimi olarak bilinen bu 6 çeşit kilimden biz post yanış-h kilim olarak bahsettik. Özellikle 5 nolu kilimde gördüğümüz post çizgileri böyle bir tasnif yapmamıza neden oldu. Kullanılan bütün yanışlar Türk halı ve kilim sanatının bilinen yanışla­rıdır. Daha 12. yüzyıl Selçuklu dokumalarından bu tarafa hiç bir değişikliğe uğratılmadan getirilmesine aracı olan Türk kadınlarına binlerce teşekkür. KAYNAKLAR Acar, Belkıs: “Kilim ve Düz Dokuma Yaygılar” Ak Yayınlan Türk Süsleme Sanatları Serisi: 3, İstanbul, 1975. Acar, Belkıs: “Kİlim-Cicİm-Z’di-Sumak Türk Düz Dokuma Yaygıları” Eren Yayınlan, istan­bul, 1982. Aslanapa, Prof.Dr. Oktay – Durul Yusuf: “Selçuklu Halıları”, Ak Yayınlan, Türk Süsleme Sanatları Serisi, İstanbul 1973. Çakmakoğlu, Alev: “İçel Yöresi Dokumaları” Yüksek Lisans Tezi. Dulkadir, Hilmi: “Mut ve Çevresinde Milli El Sanallarımız htar Dokuma Tür Teknik ve Ya­nışları” M.E.G. ve Spor Bakanhğı Yayınları, Gelenek, Görenek ve El Sanatları Serisi: 1. Ankara, 1985. Durul, Yusuf:“Anadolu Kilimlerinden Örnekler” Ak Yayınlan, Türk Süsleme Sanatları Seri­si: 13. tstanul, 1987. Yetkin, Prof.Dr. Şerare: “Türk Halı Sanatı” İş Bankası Yayınlan, istanbul. (11)   Kilim, anamur’un Ovabaşı Köyii’nde; Gani Çetin’dedir.

***
ANAMUR’UN YÖRESEL YEMEKLERİ
1.    KEŞKEK YEMEĞİ Keşkek ikiye ayrılır. a)        Yahnili. b)       Yoğurtlu. Dan önce bir kapta ısıtılır ve taş dibekte döğülür. Sonra ala güneşli bir yere serilir. Kurutulur. Daha sonra kabuklan ovularak aynlır. (Rüzgârlı bir-yerde savrularak kepeğenden aynlır) Pişirilmeden önce akşamdan ıslatılır, suyu süzülür, bol su konularak pişirilir. İsteyen yoğurtlu hazırlar üzerine ke­kik ve nane koyarak servis yapar. Yahnili isteyen kemikli kızartılmış et, so­ğan, nohut ve kırmızı biber kanşımı ile sulu et olarak düğmenin üzerine ko­nularak servis yapılır.
2.    KAPANA Mısır unu yuğrulur, elle taptaplayarak açılır. İki yuvarlak pazlama açı­larak birinin üzerine keşli, peynirli, maydonoz kanşımı iç konur, diğer bazla­ma onun üzerine kapatılarak sacda pişirilir. Pişen kapamalar tereyağı ile yağ­lanarak kesilir, üzerine bal dökülerek servis yapılır.
3.    GÖLEVEZ Gölevez soyulur, kırılarak bıçakla doğranır, üzerine limon sıkılır. Sulu salçalı olarak pişirilir. Aynca etli, nohutlu veya kuru fasulyeli de pişirilebi­lir. Aynca gölevez kızartması yapılır, üzerine cevizli, sarmısaklı ekşili ta-lator yapılır, kızartılan gölevezlerin üzerine dökülerek servis yapılır.
4.   SAMSIRA Üzüm pekme/i veya bal iyice kaynatılır, içine susam ilave edilir. Nor­mal akide kıvamına gelince ıslatılmış ir tahta üzerine dökülür, bıçakla küçük küçük parçalara bölünerek servis yapılır. (İçine fıstık, ceviz ve badem içi ko­nulabilir). Üzüm pekmezi kurutulmuş incir ile birlikte pişirilir. Kahvaltıda veya yemekten sonra tatlı olarak yenir.
6.   SUSAMLI TURP OTU YEMEĞİ Turp otu haşlanır, bol soğanlı kımızı biberle kavrulur. Üzerine kavrul­muş, doğulmuş susam, sarmısak, limon suyu ilave edilerek servis yapılır.
7.    MOLLAÇ Katımış mısır ekmeğinden yapılan bir çorbadır.
8.    MAŞ ÇORBASI Yöreye has bir bikti olan baklagiller soyundan maş ürününden yapılan çorbadır. Zevkle yenir ama suyu çok içirir. Ayrıca; Bulamaç, Dolaz, Cızlama, Övelemeç, Çileme, Topalak, Tava Kebabı, Batırma, Sıkmaç ve benzerleri gibi yöre yemekleri de ünlüdür. Bun­ların yanında katmer, kıvrım, palize, su hal vasi, su böreği gibi tatlılar da ara­nan yemekler arasındadır.
***
ANAMUR’DA EĞİTİM – ÖĞRETİM
İl olma hazırlıklarını tamamlayan Anamur’da Eğitim-Öğretim faaliyet­leri en üst düzeye çıkarılmıştır. İlçe merkezinde 6, köylerde 62 ilkokul, 4 ilköğretim okulu, 5 lise ve dengi okul, Halk Eğitimi Merkezi Müdürlüğü, Çıraklık Eğitim Merkezi Mü­dürlüğü, açılışı tamamlanmak üzere olan Sağlık Meslek Lisesi ve Yüksek Okulu ile eğitim-öğretim istenilen seviyeye getirilmiştir. Son yıllarda adeta şantiyeye dönen okul inşaatlarımızdan Endüstri Meslek Lisesi için 2 milyar 600 milyon lira ayıltılmıştır. Arsası 20.000 met­rekaredir. Kız Meslek Lisesi, Ticaret Lisesi yeni binalarına kavuştuğu, İmam-Hatip Lisesi’nin öğrenci yurdu tamamlandığı takdirde bina yönünden eksiklikler giderilmiş olacaktır. İlçemizde onanma ihtiyacı olan ve Î990 programına alman Lâle, Ko­rucuk, Kızılaliler, Malaklar, Güneybahşiş, Uçan, Karaçukur Merkez İlkokul­larının onanmının taşaronluğu Emanet Komisyonu karan ile köy muhtarlığı­na verilmiştir. 1990 yılı içinde mahallî imkânlarla Karaçukur, Karaçam Mahallesinde bir derslikli ve bir öğretmen lojmanı yapılmıştır. 1989-1990 öğretim yılında Çarıklar İlkokulunun çatısı değişmiş, boya ve badana işleri tamamlanmış, elektriği olmayan köy ilkokullarına elektrik tesisatı ve boya badana için gerekli malzemeler yine mahallî imkânlarla ger­çekleşmiştir. Mahalli imkânlarla öğretmenevi bahçesi, Atatürk ilkokulu, oyun alanı ve Fatih İlkokulu oyun alanı beton kaplama yapılmıştır. Geçici binada eğitim ve öğretimini sürdüren Çamlıpmar Vilayet İlko­kulunun mahallî imkânlardan yararlanarak bakım ve onanını tamamlanmış­tır.
Hizmet alanındaki okul ve kurumların amacına uygun ve verimli bir şekilde çalışmalarını sağlamak ve çeşitli mevzuatla verilen hizmetleri yap­mak ve yaptırmak için gayret s arfedi İm ektedir. Okul ve kurumlarda eğitim amaçlarının gerçekleşmesini sağlamak, faaliyetlerin Atatürk îlke ve İnkılâp-lanna uygun olarak gerçekleşmesini temin etmek, öğrencileri her türlü yıkı­cı, bölücü ve zararlı etkilerden korumak, öğrenciler ve gençleri kumar, içki, sigara ve zararlı yayınlardan korumak, öğretmen ve öğrencilerin okullara dengeli birşekilde dağıtımlarını, derslerin boş geçmemesini sağlamak için gerekli tedbirlerin alınmasını, okul içi ve okullararası spor, izcilik hizmet ve faaliyetlerinin yürütülmesi, Millî ve Mahallî Bayramların programlanması ve faaliyetlerin yürütülmesi, Öğrencilere gerekli sağlık hizmetlerinin götürül­mesi konusunda faaliyetler aralıksız sürdürülmektedir. Okul ve kurumlardaki personelin teftiş, tetkik, tahkik, taltif ve tecziye işlemleri yürütülmektedir. Okul ve kurumlar için arazi, arsa temini ve tesislerinin yapım, bakım ve onarımları takip edilmektedir. Halk Eğitimi Merkezi Müdürlüğü’nün yaygın eğitim çalışmalarının da­ha verimli hale getirilmesi için gerekli tedbirler alınmaktadır. Örgün eğitim sistemine girmemiş, herhangi bir eğitim kademesinden ayrılmış veya bitir­miş vatandaşların yaygın eğitim yoluyla genel mesleki ve teknik alanlarda eğitilmeleri ve beceri kazanmaları sağlanmaktadır. Öğrencilerin başarılarının arttırılması, üst derecedeki okulların imti­hanlarına hazırlanmaları için yetiştirme ve hazırlama kurslarının açılması sağlanmakta ve koordine edilmektedir. Okul ve kurumlar için sivil savunma ile ilgili plân ve programlar hazır­lanmakta, gerekli tedbir ve tertipler alınmaktadır. İlçe Merkezinde 6 ilkokulda 42 derslik olup 111 öğretmen, 12 hizmetli görev yapmakta, 1989-1990 öğretim yılında 854 kız, 936 erkek, toplam 1890 öğrenci öğretim görmektedir. Öğretmen başına 18 öğrenci isabet et­mektedir. İlköğretim okulunun 1. kademesinde 28 öğretmen olup, 255 kız, 264 erkek, toplam 519 öğrenci öğretim görmekte, derslik sayısı 21 olup, öğret­men başına 22 öğrenci düşmektedir. Anasınıflan: 9 ilkokulda bulunan 9 anasınıfında 16 öğretmen görev yapmakta ve 1989-1990 öğretim yılında 117 kız, 120 erkek, toplam 237 öğ­renci eğitim öğrmektedir. Öğretmen başına 11 öğrenci isabet etmektedir. İlçemiz Merkez ve köy ilkokullarında toplam olarak 226 derslik mev­cut olup, 350 öğretmen, 4 kadrolu vekil öğretmen, 3 geçici vekil öğretmen, 18 hizmetli görev yapmaktadır. 1989-1990 öğretim yılında 2826 kız, 3038
erkek, toplam 5864 öğrenci öğretim görmektedir. Öğretmen başına 22 öğ­renci isabet etmektedir. Ortaokullar: 1 müstakil ortaokulda (Ortaköy Ortaokulu) 38 kız, 46 er­kek, toplam 88 öğrenci öğretim görmekte, 8 öğretmen, 2 hizmetli ve bir me­mur görev yapmaktadır. Merkez İlköğretim okulu ikinci kademesinde 353 kız, 340 erkek, top­lam 693 öğrenci öğretim görmekte, 50 öğretmen, 7 hizmetli ve 2 memur gö­rev yapmaktadır. Yeni 3 ilköğretim okulu daha açılmıştır. Meslek liseleri bünyesindeki iki ortaokulda 217 kız, 411 erkek, toplam 628 öğrenci öğrenim görmektedir. Lise bünyesindeki ortaokullarda 404 kız, 553 erkek, toplam 1047 öğ­renci eğitim görmektedir. Liseler: 1 klasik lise (Anamur Lisesi) ve dört meslek lisesi ile (Kız Meslek Lisesi, Ticaret Lisesi, İmam-Hatip Lisesi, Endüstri Meslek Lisesi) 658 kız, 977 erkek, toplam 1635 öğrenci öğretim görmekte, 185 öğretmen, 20 hizmetli ve 9 memur görev yapmaktadır. Millî Eğitim Bakanlığı’na bağlı ilçemiz ilk ve ortadereceli okulları ve kurumlarında 615 eğiti m-öğreti m sınıfı personeli, 24 genel idare hizmetleri, 47 yardımcı hizmetler sınıfı personeli ile 19 geçici personel olmak üzere top­lam 705 öğretmen ve personel görev yapmaktadır. 19894990 öğretim yılında ilkokullarda 5345, ortaokul 2456 ve lise ve dengi okullarda 1635, anasınıfı arında 237 öğrenci olmak üzere toplam 9673 öğrenci kayıtlı bulunmaktadır. SONUÇ Yukarıda anlatmaya çalıştığımız bina, öğrenci-öğretmen kapasiteleri ile Anamur; eğitim-öğretim ve diğer Millî Eğitim hizmetleri bakımından il olmanın yükünü ve sorumluluğunu kaldırabilecek durumdadır. îl olmamız sağlandığı anda eğitim-öğretim seviyesinin yükseleceği ve ilin sağlayacağı avantajlarla daha verimli ve faydalı insanlar yetiştirileceği de bir gerçektir. İçel’in 1989-1990 öğretim yılında Türkiye genelinde üniversite ve yük­sek okullara öğrenci yerleştirmede ikinci olması ve İçel’in ilçeleri arasında Anamur’un birinci sırada bulunması da bu görüşümüzü doğrulamaktadır. Millî Eğitim açısından Anamur il olmaya müsait bir yapıya sahiptir.
***
ŞİİR ve hikayelerle Anamur

Anamur Yaylalarinda Şimdi (*) “Nilüferin yeniden açtığı mevsimdir burada yaz, Katılıp gideriz çoban ıslıkların peşine Köşede biryörük kilimi, cezve, ayran tuluğu, tas Karacaoğlan türküleri çağrılır Anamur yaylalarında şimdi.”w ister misiniz? Bir yörük kızının çektiği develerin ardından sizinle yay­lalara çıkalım… İşte önümüzde bir deve katan ve bir yörük kızı. Kızın eşarbından sar­kan saçları güneş solgunu, yanakları kırmızı, bumu güneş yanığı, boynu uzun, dal gibi. Boynunda gümüş bir gerdanlık var. Belinde gümüş bir kemer, kırmızı entarili. Donu uzun, ucu büzgülü. Ayağında topuğu yırtık kara lastik var. Utangaç ama gözleri gülüyor. Bir devesinin yularını çekiyor, bir hafif­çe eğdirdiği başıyla devenin bacakları arasından bize bakıyor, “kız korkma; sıkılma” diyesim geliyor. Belki de “geliyorlar mı? Keşke gelseler” diyor. Oysa kovsa bile peşindeyiz. Rahatlıyor olmalı ki devesine methiyeler düzü­yor. “Yekin mayamP^ yekin^ Çifte zillerini^ dakın Kendini daldan budaktan sakın.” Deve hoşlanmıyor; adımlarını kibar, kendini gostak göstermiyor. Belki de kızı kıskanıyor, beyaz köpüklü ağzını büzüyor, huysuzca baş sallıyor. Kızın kaşları çatık, bırakıp yuları lökün(5) yanına gidiyor. Elini boynu­na atıp sıvazlıyor. Lök başını eğip gözlerini yumuyor, kulaklarını dikip kızı dinliyor: “Karlı dağı aşıp giderim; var kara löküm Ardına düşüp giderim.” Hayır, bu deve hain. Bu devenin kalbi bozuk. Hoşlandığı belli ama kı­pırdamıyor, kızcağızı daha çok söyletmek niyetinde gibi. Kız tahmin ediyor: (*) Hilmi Dulkadir. (1)     Ramazan Tekinel, İçel Kültürü 2. s.20 (2)     Tülü devenin dişisi. (3)     “Kalk Yürü” anlamında. (4)     Yürüyünce zillerin çalması. (5)     Erkek deve. “Yedi katır yüküyle çehiz Önüne de gelinlik kız kattığın Yekin kara besereğim^ yekin.” Devenin kıpırdadığı yok. Oh! Ne güzel! Bir kız dil döksün, okşasın, sevsin, kendisi de bu sevgiyi yok etsin. Eder mi.,,? “Ala bağlıdan kilimini örttüğüm Heykelden^ çuvalını çattığım Karagözden1-^ yularını taktığım Yekin kara löküm yekin.” Devam et yörük kızı, devam et. Onun gibi bizim de hoşumuza gidiyor sözlerin. “Heykelden çuvalını çatayım, kara beşer eğim. Ala bağlıdan kilimini örteyim, kara beşereğim. Dal Öğlenin ısıcağı getîiğim, Bir yiğidin hatırıdır Igüttüğüm, Yekin kara beşereğim, yekin.” Oooi, “Hey deve! Onun sevgilisi varmış. Yürü artık, yürü!” Deve yürüyor. Kız memnun, biz de peşîerindeyiz. Yukarıda kar var. Aşağıda “Oltasına güneş takılıyor Anamurlu çocukların.”‘^ Bir dahaya gene yazarız. Hoşçakahn(!0). Anamur Yaylalarinda Şimdi (*) Oltasına güneş takılıyor Anamurlu çocukların. Bir poyraz çıkıyor dağ yamaçlarından, Kılıçtan, Boğuntudan Alıp getiriyor defne, harnup, zakkum kokularını, Pazarında mantar, yoğurt satan köylü kadınlarla. Nilüferlerin yeniden açtığı mevsimdir burada yaz, Katılıp gideriz çoban ıslıklarının peşine, Köşede bir yörük kilimi, cezve, ayran tuluğu, tas, Karacaoğlan türküleri çağrılır Anamur Yaylalarında şimdi. (6)     Tülü devenin erkeği. (7)     Çuval yanışı (motifi) (8)     Yanış. (9)     a.g. dergi. (10)  Deveyle ilgili övmeler, Anamur’un Bozyazı kasabası Ağzı Kara Mahallesinde Fatma Ballı’dan derlenmiştir. Ne yazık ki tamamı ele geçirilememiştir. (*)  Ramazan TEKNIKEL.

***
Anamur (*)
Yaylasında karı, buzu,
Ovasında narı, muzu,
Yamacında gör Kıbrısı,
Zümrüt renkli Anamur’un.
Bahçeleri öbek öbek,
Meyveleri hevenk hevenk,
Ballan var petek petek,
Türk Toprağı Anamur’un.
Tarlalarda fıstık, hurma,
Gökyüzünde keklik, turna,
Halk içinde şenlik gırla,
Sevinci bol Anamur’un.
Bıldırcını balığı var,
Gürül gürül akar sular,
Kışı nazlı bir ilkbahar,
Varlığı çok Anamur’un.
Kerestesi gelir dağdan,
Üzüm topla yeşil bağdan,
Eski Çağdan, Orta Çağdan,
Eseri var Anamur’un.
Akşam üstü deniz alda,
Koku çağlar portakalda,
Kumrulan Öte dalda,
Gör halini Anamur’un. (*)   Kerim Yund.
***
Anamur Türküsü (*)
Uzanmış karlı Toros Dağlan, Serin havalı yaylaları, Kıyıları süsler yemyeşil çamları, Doyum olmaz yeşiline Anamur. Toroslann başında Kaş, Abanoz, Akpınar, Elbalak Yaylası, Sağlığınıza sağlık katar havası, Güneşli sıcaktır Anamur Ovası, Dünyanın güneşli ülkesisin Anamur.Güneşin pırıl pırıl parlar, Denizinde akköpüklü dalgalar, Üç çevreni sarmış Toroslar, Akdeniz’le kucaklaşmışsın Anamur. Güneş, kum, denizinle sağlık, Koca çayında yüzer alabalık, Muzun, fıstık, portakalınla varlık, Verirsin insanlara Anamur. Anamur’un Elbalak Yaylası balı aktır, Tadı, benzeri dünyada yoktur, Her derde şifası çoktur, Doyum olmaz balına Anamur.Kumruların dallarda öter, Ovasında muz, fıstık, portakal biter, Çiçeklerden yaz, kış tüter, Sen yaşamaya değersin Anamur.
***
(*)   A. Kadir Deniz.
Sürmeli kekliğe benzer kızları, Güneşli sıcak olur yazları, Bahçelerinde kokulu kokulu muzları, Doyum olmaz muzuna Anamur. Muzların eşsiz güzel, Kızların süssüz güzel, Yazın, kışın güneşli güzel, Akdeniz’de Kıbrıs sana gülümser, Sen sevilmeye değersin Anamur. Akdeniz’in kıyısında uzanır Mamure Kalesi, Fıstıklar ekilmiş, yemyeşil çevresi, Dünyanın güneşli cennet yöresi, Sen öğülmeye değersin Anamur. Turistlerin mavi denizinde yüzer, İnsanların güneşinde çalışır gezer, Öğretmen Kadir Deniz sana övgüler yazar, Sen öğülmeye değersin ANAMUR.

*** Ben Değîl Gönlüm Göçer (*) Yaz gelince gönlüm kuş olup, Anamur’dan uçmak ister, Bir yörük göçü olup, Akpınar’a Sarıyayla’ya göçmek ister, Alaköprü’ye gonmak, Gocaçay’ın suyundan içmek ister, Sevdalanırım, sevdalanırım da bir türlü ahdim olmaz. Pınarların berrak suyunu, ağustos böceği sesini özlerim, Bu yıl tamam diye her sene yazı gözlerim, Ona buna dedikodusunu yaparım boşa gider sözlerim, Gönüllenirim, niyetlenirim de bir türlü gözüm almaz. Hiç unutmam Guruağaç’ın rüzgârının yorgan uçurduğunu, Hiç aklımdan çıkmaz Musdulağa’nın göçün ucunu kaçırdığım, Elif deyzenin danasını Tesbenişinde yitiripte ne yapacağını şaşırdığını, İçim hasretle doludur, bağlayan bağlarım salmaz. İçimizdeki bu heves, bu istek, bu gençlik solmadan, Beğöldüğü’nden, Guruağaç’dan, Gocadönme’den, Göçebe obası ile gene göçebilirmiyiz derim ölmeden, Günü gün edelim ileride bu sevdadan eser galmaz. Ney gidi günler hey, eski sefahatlar ezel oldu, Gocadönme’de söylenen uzun havalar şimdi gazel oldu, Bazılarına günümüzde otomobil ile göçmek güzel oldu, Derlerse de inanmam, ganmam, gafam eskidir almaz. Gocaçayın, Gökçesuyun kıvrıla kıvrıla akışı başka, Göçenlerin Kaş yaylasından anamur’a dönüm bakışı başka, Soğolmaz’ın manzarası, serinliği bambaşka, Derim derim de gezemem göremem bir türlü. (*)  Celâl Oğan.

Alımusa çalından, Halkah’dan, Akpınar’a uzanıversem, Yitirdiğim özlemlerimi tekrar kazanıversem, Bir fırsat bulup da muradıma eriversem, Derim derim de dertlerimi o dağlara seremem bir türlü. Sarıyaylam seni gönlümce yaylayamadım Alacapalazını, kınalı kekliğini avlayamadım, Sana ulaşmak, sana kavuşmak için bir sevgili tavlayamadım, Derim derim de çocukluk hatıralarımı deremem bir türlü. Gaspazan’ndan, adamdaş’dan, yayladan yaylaya sapasım gelir, Usanmadan her çiçeğine konup, tad alıp bal yapasım gelir, Anamurluyum yaylalarıma vallahi tapasım gelir, Derim derim de güzelliğini bilirim, yeremem bir türlü.
Yörük Göçü Yayla hasreti… Anamur’da havaların ısınmaya başlaması yörüklerin gönlüne od düşürür. Bir kıpırdanma bir sevinç belirir. Yüce dağlara duyulan özlem yüreklerden gözlere çıkar. Koyun’da, kuzu’da, keçi’de dağ tepelerine bakar. Tıpkı yöriik kocalarının yükseklere baktığı gibi. 1977 yılı… Akmescit köyü yörükleri yayla hasretini yaşamaktalar. Kı­şın o ağır şartlan bitmiş, yüce dağ tepelerinden başka yerde kar kalmamıştır. Ortalık öyle bir yeşermiştir ki; ağaçlar taze filizler çıkarmışlar, yerler çimen­lerle kaplanmış, allı, sanlı, yeşilli bütün kır çiçekleri açmış, dağlan kekik, karanfil, lale, sümbül kokulan kaplamıştır. Bu mevsim gelirde durulurmu hiç? Haydin obalar göç zamanıdır. Bahar geldi mi bir başka coşar yörükler. Göç vardır o zaman. Soğuk pınarlann aktığı, başlan dumanla kaplı dağların bulunduğu, yemyeşil otlann bütün her tarafı kapladığı yaylalara doğru. Nasıl coşmuş insan nasıl sevin­mez? Yörükler göçten önce ağrık götürürler. Bu bir takım yiyeceklerin, kul­lanılacak eşyaların, kilim, keçe ve yataklann yaylaya doğru,yan yola götü­rülmesi işlemidir. Süleyman Ağa Akmescit Köyü’nün ileri gelen, sözü dinlenen yörük beylerinden biridir. İlk o ağrık götürür. Diğer obadaki yörüklerse onun peşi sıra ağnk götürürler. Ağa evdeküere haber vermişti. “Göç zamanıdır. Üç gün sonraya hazır olun ağnk gidecek”. Bu söz üzerine evde bir telaş, bir heyecan başlamıştı. Ala çuvallara unlar, tarhanalar, bulgurlar doldurulup hazırlanıyor, renk renk, desen desen, motifli kilimler ayrılıyor, yatak, yorgan ve keçeler yığılıyordu. Evdeki bütün hazırlıklar tamamlandığında üçüncü gün gelip çatmıştı. Sabah ezanlarından önce kalkıldı. Hazırlanan eşyalar birer birer Bese-rek, Gayalık, Baylak ve Mayalara yükletiliyordu. Yükleme işi yapılırken kö­şek ve dorumlar bir o tarafa, bir bu tarafa koşup ortalığı tozutuyorlardı. (*)   Çınar Ankan. Ağnklan yükleme işi bitmiş ezanların okunmasıyla birlikte yola çıkıl­mıştı. En az on oba o gün ağrık götürecekti. Onlarda yola çıkmaktaydılar. Süleyman Ağa, büyük oğlu Hikmet’i ağnk götürmeye görevlendirmiş, Gülbeyaz Kızla, San Oğlan’ı da yanına yardımcı vermişti. Hikmet iri yapılı, cesur, şahin bakışlı tam bir yörük delikanlısı idi. Guru Ağaç’ta, Harida ağrık indirilecekti. Koyunlar, kuzular güdüle güdüle ağrık yerine varıncaya kadar orada beklenecekti. Ağnk götürenler yollardaydı artık. Şimdi çıplak tepelerden sonra uzun boylu çam ağaçlannın arasından, maki denilen zeytin, sandal, tesbi, tehnel, havasa, piynar ve çakıların yer yer patikayı kapadığı fundalıkların arasından ilerlenmekteydi. Zirveye dağların yükseğine döne döne yol alınmaktaydı. Taa Guru Ağaç’a kadar durmak yoktu. Hikmet en önde, eşeğin üzerine binmiş, kırma çiftesini omuzuna asmış “Göç Başılık” yapmaktaydı. Develeri terkiye bağlamış, develer eşeğin peşi sıra gelmekteydiler. Gülbeyaz Kız’la, San Oğlan’da. Diğer obalarda aşağılar­da. Ağır ağır gidilmekte, dillerde sevda türküleri, yayla türküleri vardı. Hikmet yanık sesiyle türküler söylemekte, dağ, taş, ağaç, kurt, kuş bu türkü­leri dinlemekteydi. “Yayla yollarında göç katar katar…” Tut ki; suya bir taş attın. Taşın çıkardığı dalgalar kıyıya yayıla yayıla nasıl ulaşırlarsa, Hik-met’in türküleri de böyle etrafa yayılıyor, dağlara çarpa çarpa yankılanıp, tekrar geri geliyordu. Bilirlerdi. Gülbeyaz Kız, San Oğlan göç yollarının böyle türkülerle tükeneceğini. Seslenmezler, dinlerlerdi. Bazen ağalan onla-nnda türkü söylemelerini ister onlarda yanık yanık ağıtlar, uzun havalar söy­lerlerdi. Yayla yollan türkülerle, deve bozul amalarından, at kişnemelerinden, eşek anırmalarından, köpek havlamalanndan canlanmış, ıssız goyaklar ses­ten şamatadan geçilmez olmuştu. San yayla türküleri dillerdedir: “Of! Bizim obalar göçüncekte her de­reler anam, ah yurd olur. Of! Bizim obalar göçüncekte her dereler anam, ah yurd olur. Of! Senin söylediğin sözlerde benim içerime, ah, dert olur. Senin benden ayrılmanda bunun ile yavrum dört olur, dört olur of! Kara toprağa girmeyincekte ayrılmam senden anam hey, hey sürmelim hey, hey, a dağlar hey hey. Yavrum aman, ay abam hoy.” Günün ilk ışıklanyla birlikte ala köprü geçilmiş, şimdi Muarlar Goya-ğı’na doğru yol alınmaktaydı. Hikmet göçün her tarafını kontrol etmekte, şa­hin bakışlan ile etrafı, dağlan, taşlan süzmekteydi. Çıkacak bir av kuşu, kek­lik veya tavşan her an tüfeğinin saçmalarına hedef olabilirdi. Her ağaca, her goyağa, her dağa bir yakım söylüyordu. Bu yakımlar atalan yörük kocalarından kalmış, nesilden nesile aktarılmış, dillerde tekrar edile edile bu yağız yö-rük delikanlısı Hikmet’e kadar gelmişti. O yörük ruhu ile yakımlan yakmak­ta, türküleri peş peşe sıralamaktaydı. Muarlar Goyağı göründüğü anda hemen türküyü patlatmıştı. “Muarlar goyağında akar akarda a sevdiğim, ay anam hey, bulanır vay. Oy! Bizim Anamur’un göçüde Guru Ağaç dönmesini ah dolanır. Abanuz çeşmesindende ne güzeller yavrum sulanır, sulanır, sulanır vay, vay. Çekip gider Baran Yaylasına da bir güzel hey, sürmelim hey, a dağlar hey hey!” O göçerek çıkardığı Guru Ağaç, Abanuz Yaylasını ve Barem Yaylasını anlatmaktaydı. Barcın’a kadar on onbeş gün sürecek bir göçtü bu. Yörük gö­çü.. Taşeii Platosuna, Toroslarm zirvelerine doğru yapılan bir göç. Bundan yıllar önce halk şairi Karacaoğlan Taşeli Yaylalarında gezer­ken söylediği, “Metederler Karamanın ilini I Köprüsü yok geçemedim selini I Kervan Yaylasını, Perçem Belini i Lale sümbül bürüsünde gidelim” adlı türkü ile Hikmet’in söylediği türkü arasında hiç bir fark yoktu. Manzara yine aynı manzara, yer yine yaylalar, bahar yine aynı bahardı. “Ağacınız yaprak­larla donanır I Taşlarınız bir birliğe inanır! Her çiçekler bağınnızda göne-nir I Pınarsınız çağlar, akışır dağlar.” Öğleye doğru ardıç ağaçlarının, Ladin katranların göründüğü Guru Ağaç’a varılmıştı. Develer ıhtırıldı. Yükleri birer birer çözüldü. Hikmet kar­deşleriyle birlikte develerin yükünü çözüp onlara saman ve yem verdi. Sa­bahtan hazırlanan azık torbalan açıldı. Azık torbalarmdaki yiyecekler yenil­di. Kabaklardan muarların buz gibi sularından doldurulan sular içildi. Bu tat­lı yorgunluğun üzerine bir uyku çok iyi giderdi. Ala kilimlerin üzerine yatıp, bu ladin, ardıç, katren, çam kokulan içinde uykuya dalmak üzere iken öbür obalarda gelmişler, konaklamaya başlamışlardı… Süleyman Ağa da iki gün sonra evdekilerle birlikte, sürüyü Önüne kat­mış, kaval sesleri ile güde güde Guru Ağaç’a gelmişti. Onun kavalının sesin­de de süzülüp gelen bir türkü vardı: “Goyunumu güttüm, güttüm getir­dim ! Getirdimde ağrığına yatırdım I Abılası sağdıda ben südünü götür­düm. “ Aynı tempo içerisinde göç işlemi devam etmiş, on gün sonra Kervan Alam’na gelinmişti. Kervan Alanı’nda da bir hafta kadar kalınacak ve daha sonra Barcın’a doğru yola çıkılacaktı. Koyunlan Gülbeyaz Kız’la, San Oğlan gütmekteydi. Kuzulan da Su-kar Oğlan. Her gün geceden koyun örüdülür, gece güdülürdü. Gülbeyaz Kız’la, San Oğlan koyunlan bugün Türke tarafına sürmüşlerdi. Köpekler havlıyor, sürünün bir önüne, bir arkasına kuyruk sallayarak geçiyorlardı. Sa-n Oğlan köpeğe ara sıra sinirleniyor, “Piçileme Karabaş”diyordu.
Artık koyun gütmenin, kuzu otlatmanın eskisi gibi pek tadı kalmamış­tı. Orman İşletmesi dağa taşa, düze yokuşa tel çekip çitleme yapıyordu. Ko­yunları sürdükleri tarafta aynı şekilde etrafı çevrilmiş bir tohumlama saha-sıydı. Çocuk akıllarına gitmişler, koyunları telin içine sokup bir an önce ka­rınlarını doyurmayı düşün mü şlerdil. Koyunlar çitin içinde yayılmaya başla­dıklarında sabah olmak üzere, ufuk kızarmış, güneş çıktı – çıkacak. Güneş ilk ışıklarını etrafa henüz yaymaya başlamıştı ki, saha bekçisi­nin bağırmasıyla irkildiler: “—  Koyunları niye sahanın içine soktunuz len çocuklar?” Saha bekçisi durmadan bağırıp çağırıyor, eline aldığı bir sopa ile ko­yunların olduğu yere doğru geliyordu. Ne Gülbeyaz kız, ne de San Oğlan tek kelime bile konuşanı amı şiar, suçlandıklan için ne yapacağını şaşırmışlar­dı. Devletin koruma altına aldığı bir sahaya koyunlan sokmuşlar, bekçide kendilerini yakalamıştı. Babalan da o kadar tenbih ediyordu. Şimdi ne diye­ceklerdi. Hem bekçi hemde babalarından azar işiteceklerdi. Koyunlar saha içindeki tazecik fıdanlann başlarını yemişler bir kısmının da dallannı kırmış­lardı. Bekçi koyunlan tel örgünün dışına doğru sürdü. Çocuklarda sürüyor­lardı. Bütün koyunlar tel örgünün dışına çıkarılmıştı. Bekçinin elinden kurtu­luş yoktu. Ne dese haklıydı. “— Bir daha koyunları tel örgünün içine soktuğunuzu görürsem, hakkınızda gerekli muameleyi yaptırırım” dedi. Sonra da gelip elindeki so­payla San Oğlan’a üç beş sefer vurdu. San Oğlan kendini korumaya çalıştı. Kaçtı, bekçi tekrar bağırdı: “—  Haydi sürün, bir daha da buralara gelmeyin.” Çaresiz, mahcup, suçlu bir vaziyette Gülbeyaz Kız ve San Oğlan ko­yunlan boş tarlalara doğru sürdüler. Hatalı bir iş yapmışlardı. Tel örgünün içine hayvan sokulmayacağını bile bile koyunlan oraya sokmuşlardı. O gün öğleden sonra bekçi Süleyman Ağa’nın yanına gelip durumu an­lattı. Ona ayran ikram etti. Bekçiyi yatıştırıp, çocuklan ağır bir şekilde azar­ladı. Kervanın kalkıp Barcın’a doğru göç meşine iki gün vardı.. Akşamın karanlığı ile birlikte koyunlar ağıllanna katılmış, yemekler yenmiş, sohbetler yapılmış ve yarılmıştı. Sabah olmak üzere iken Süleyman Ağa kalktı. Gerneşti. Yüzünü yıka­dı, iki tarafına bakındı. Çocuklar koyunu çoktan sürmüşlerdi. Kervan Kısığı mevkiinde orman içinde bir ateş yanmaktaydı. “Allah, Allah, bu ateş ne ola, orman ortasında” dedi, kendi kendine. Az sonra duman iyice kabarmış, ateş­te büyümüştü. Geniş bir alan yanmaktaydı. “Hey millet, Kervan Kısığında yangın var” diye bağırdı, Süleyman Ağa. Güzelim yeşillikler yanmaktaydı.
Yeşil ağaçlar bir anda kıpkırmızı bir alevin içinde kalıyor, daha sonra ise ka­ra bir şekilde bürünüyordu. Alttan ateşin gelişi ile birlikte “cav” diye bir ses çıkıyor ve yemyeşil ağaç kapkara bir kütüğe dönüşüyordu. Öğleye doğru yörüklerin, jandarma ve yangın ekiplerinin olay yerine gelmesi ile yangın kontrol altına alınmış ve ateşin daha büyük bir sahaya ya­yılması önlenmişti. Yangının tam kontrolundan sonra olayın sorumlularım yakalamak için jandarma başçavuşu bir soruşturma başlattı. Bir görgü tanığı, bir suçlu aramaktaydı ama bulamamıştı. Orman muhafaza memurlarının ve bekçilerle konuşup, herhangi bir kişiden şüphelenip, şüphelenmediklerini sormuştu. Bekçiler geçen günlerde tel örgüden çocukları koyun sokan Süley­man Ağa’yı suçlayıcı bir tavır takınmışlardı. Çünkü çevrede onun köylülerin­den ve obasından başka, daha kimsecikler yoktu. Jandarma başçavuşu Süleyman Ağa, oğlu Hikmet ve San Oğlan’ı göz altına aldırdı. Köylülerin yangının çıktığı anda Süleyman Ağa’nın evde oldu­ğu yönünde ifadeleri üzerine, Süleyman Ağa’yı bıraktı. Hikmetle Sarı Oğ-lan’ı ise merkez karakoluna götürmek üzere jandarma jeep’ine bindirdi. Tam göç zamanı bir bela Süleyman Ağa’nın başına çöreklenmişti. Jandarma karakolunda ifadeleri alınan Hikmet ve kardeşi mahkemeye sevkedilmişler ve tutuklanıp cezaevine gönderilmişlerdi. Süleyman Ağa’nın içinde bir acı bir keder vardı artık. Çocuklarının haksız ve suçsuz yere tutuklandık!anna inanıyordu, ama kanunun kestiği parmak acımazdı. Ağa, ileri görüşlü, aydın, sözü dinlenen, doğru bir adamdı. Çocuklarına ağaçların faydalarım öğretmiş, bu konuda devamlı telkinlerde bulunmuştu. Koyunları güderken ağaçlara zarar vermemelerini, ovalık yer­lerde otlatmalarını söylerdi. Çiçek, ağaç, orman ve yeşillik’in medeniyet de­mek olduğunu biliyordu. Ağaç demek, bolluk, bereket, yağmur, güzellik ve temiz hava demekti. Ağaç milli servetti. Bunları bilen ve çocuklarına öğre­ten bir insanın böyle bir yangını çıkarması imkansızdı. Çocuklarına güveni­yor ve onların yapmadığına inanıyordu. Ne yapılmalıydı? İki yavrusu hapisteydi. Onları kurtarmalıydı ama na­sıl? Süleyman Ağa düşünüyor, düşünüyor, bir türlü çözüm bulamıyordu. Ge­celeri gözüne bir damla uyku girmiyordu. Yüzündeki kırışıklar üzüntüder daha da belirginleşmiş, ak saçları, bıyığı daha da ağarmıştı. Eli eteği bütün işlerden soğumuştu. Keşke koyunculuk yapmasaydı. Ama o zaman geçimini nereden sağlıyacaktı? Sofrasmdaki nzıklan şu koyunun yüzünden değil miy­di? Alışmıştı bu hayata. Sahilden yaylaya, yeniden sahile göç olmasa, ko­yunlar, develeri olmasa Süleyman Ağa yaşayabilir miydi sanki? Bütün oba­da yapılan işler atalarından mirastı. Büyüklerden ne görüldü ise o yaşanmış, o yaşatılmaya çalışılmış, töreler, gelenek ve görenekler bu güne aktarılmıştı.
Çocuklar, insanı, hayvanı, ağacı sevmeyi, tabiatın kucağında öğreniyor, in­san sevgisi ve saygısı ile; ağaç ve hayvan sevgisini özdeşleştiriyordu. Yörük kadınlarının işledikleri kilimlere, ala çuvallara, heybe ve azık torbalarına; dağların, taşların, hayvanların, ağaçların, ot ve çiçeklerin motif­leri desen desen, nakış nakış giriyor, onlar sevgilerini yaptığı el sanatlarına yansıtıyorlardı. Tabiatla bu kadar iç içe yaşayan insanlar içinde yaşadıkları toprağa, ta­şa, ağaca zarar vermeleri mümkün müydü? Peki ama bu yangım kim çıkar­mıştı? Belki bir kaza sonucu çıkmış, belki de kasıtlı yakılmıştı. Bilemiyordu. İçinden çıkılmaz karmaşık duygular Süleyman Ağa’yı boğuyor, oğullarını kurtaracak bir yol bulmak için zihninden bir savaş veriyordu. Bir sabah yangının çıktığı yeri incelemeye karar verdi. Belki bir ip ucu bulabilirdi. O ümitle yangının ilk çıktığında görmüş olduğu noktaya doğru yöneldi. Kaçak tütününden, kalın kağıdın arasına bir miktar bıraktı. Sardı. Islatıp yapıştırdı. Sonra muhtar çakmığını ateşledi. Önce ağzına gazın koku­su geldi. Sonra da tütünün acılığını ciğerlerinde hissetti. Tütünden ağız dolu­su bir nefes çekiyor, ağzına gelen tütün tozlannı tükürüyor, sonrada kalın isli bir dumanı havaya bırakıyordu. Kırarmış bıyıklan bu dumunla anında sarar­mıştı. Dalgınlık içinde yürüyerek yangının çıktığı noktaya gelmişti. Gözünün ucuyla yangının ilk çıktığı noktayı kestirmeye çalıştı. Her halde ön tarafında­ki taşlığın civarında başlamıştı. Taşlığa yöneldi. Taşların üstüne çıkmıştı. Çıktığı yer yedi-sekiz metre kadar yüksekceydi. Aşağı doğru baktı. Taşlar içi doğru bir girinti meydana getiriyordu. Aşağıya indi. Burası 2-3 metre derin­liğinde tabanı toprak bir kaya oyuntusu idi. Zemini topraktı. Yerde üç taş “U” şeklinde konmuş ve ateş yakılmıştı. Bu ocaktan da bir hat halinde yan­gın sahasına bağlantı vardı. Demekki burada bir ateş yakılmıştı. Yerde içil­miş sigara izmaritleri de vardı. Orada bir de parçalanmış kırma tüfek kovanı da bulmuştu. Artık hiç şüphesi kalmamıştı. Bu yangını avcılar çıkarmıştı. Kaza ile olduğu belli idi. Ama bu avcılar kimdiler? Her halde yangın çıkınca kaçmışlardı. Bir yandan sevinmiş, bir yandan da üzülmüştü. Oğullarını belki kurta­rabilirdi ama, önce bu avcılan bulmak zorundaydı. Heyecanla eve geldi. Ev ev gezerek koyun çobanlanndan o bölgede avcı görüp görmediklerini soru­yordu. Sakar Mahmut’lann Hüsamettin orada avcı gördüğünü, üç kişi oldukla-nnı ve Karayazı Köyü’nden olduklannı söylüyordu. Süleyman Ağa Hüsa­mettin’e avcıların ne tip insanlar olduklarını sordu. Karayazı Koyü’nün avcı­larını Süleyman Ağa zaten tanımaktaydı. Hüsamettin’den aldığı tariflere göre anında avcıları gözünün önünde canlandınvermişti. Artık hiç şüphesi kalma­mıştı. Yangını av yaparken kaza ile çıkaranlar Uçarcı Hasan, Hüsmen, Atik Ali’den başkası değildi. Anamur’a gidip çocuklarım kurtarmanın çaresine bakmalıydı. Direk Savcılığa gelerek durumu anlattı. Savcı beyin emri ile Ka­rayazı köyüne jandarma çıkarıldı. Ucarcı Hasan, Hüsmen, Atil Ali yakalanıp göz altına alındılar. Gerekli ifadeleri alınırken üçüde av için gittiklerini, kaza ile yangına sebep olduklarını ve yangın çıkınca kaçtıklarını ifade ettiler. Ola­yın gerçek suçluları tutuklanırken Hikmet ve San Oğlan’da serbest bırakıl­mıştı. ilk duruşma sonunda sanıkların beş’er yıl hapislerine ve ağır para ceza­larına çarptırılmalarım savcı istemişti. Duruşmaları daha sonraki bir tarihe bırakılmıştı. Süleyman Ağa, yavrularını kurtardığına seviniyor, dualar ediyordu. Kapkara dağlan Kervan Kısığı’m düşünüyor bir yandan da üzülüyordu. Ar­tık Kervan’da durulmazdı. Zaten bütün obalar göçmüş, Barcın’a doğru yol al­mışlardı. Göç zamanıydı. Develer yükletildi. Sürüler öne katıldı. Barcın yollan-na düşüldü. Bu yayla göçü yaşlı olanlara sağlık, genç olanlara da sevda de­mekti. Taşeli’nin ladin, katran, ardıç, kekik, sümbül kokan yaylalarında, karlı dağ yamaçlanna, beyaz bulutlara eşlik ederek mutlu bir şekilde türküler söy­leyerek bu göçler yıllardan beri böylece sürüp gitmekte. Üçüncü duruşma sonunda orman yangınına sebebiyet verenler dörder yıl hapse ve üçeryüzbin lira para cezasına çarptınlmışlardı. Bu ceza ile hata ve ihmallerinin cezalarını ödemekteydiler. Onlar ceza ile ihmalkârlıklarının cezasını ödüyorlardı ama; o, yeşillikler diyarı Kervan Kısığı’ndaki ağaçlan bu ceza hiç bir zaman geri getirmeyecekti.
***
Yöreye Ait Kelîme ve Deyimler :
Ağrık: Yörüklerin göçten önce bazı eşyalarını yaylaya veya konak yerlerine götürmeleri.
Beserek: Buhur ve boz develerin birleşmesinden meydana gelen tülü devenin erkeğine verilen isim.
Gayalık: İki yaşını geçmiş boz devenin dişisi.
Daylak: İki yaşını geçmiş, dört yaşım bitirmemiş deve.
Maya: Tülü devenin dişisinin ismi. Köşek: Bir yaşından küçük deve yavrusu.
Dorum: Bir yaşım bitirmiş, iki yaşmı bitirmemiş deve.
Guru Ağaç: Kaş yaylası altında, yörüklerin bir konak yerine verdikle­ri isim.
Ala Köprü: Dragonda Çayı üzerinde Selçuklulardan kalma bir taş köprü.
Muarlar: Yayla yolu üzerinde bir dinlenme yeri. Goyak: Dağ diplerini, iki dağın birleşme yerleri, dere yatakları.
Abanuz: Anamur’a ait bir yayla ismi.
Buran Yaylası: Anamur’a ait yörüklerin göçtükleri Karaman ili sınır­lan içinde kalan bir yayla adı.
Azık Torbası: Üzeri kilim desenleri ile işlenmiş yiyecek torbası. Kervan Alanı: Anamur’a ait Halkalı Yaylası ile Akpınar Yaylası ara­sında kalan çok geniş bir ovanın adı.
Bozulamak: Devenin Ötmesi, ses çıkarıp, ötmesi.
Kervan Kısığı: Kervan alanının batı kısmında dağların bir birine yak­laşması ile ovanın daralıp uzadığı kısım.
Ladin: Köknar.
Katran: Sedir.
Ihdırnıak: Çöktürmek.
***
Hasret Türküsü (*)
Yıllardır duyardık ve o yörük kocalan ile tanışmak isterdik. Nasip Mart ayının bir Pazar gününeymiş. Yürüdüm. Yürüyen Türk insanı yörükler gibi. İki kilometrelik yol bir solukta tükeniverdi. Sordum, gösterdiler. “-İşte şurası, öteki de şurası.” Sorduğum evlerden biri Karalarbahşiş Köyü’nden Kerim Şahin’in evi, diğeri ise; Süleyman Sağlam’mdı. Köy arasından, patika yoldan Kerim Ağa’nın evine giderken bizi yolda karşıladı. Köyde yapılan bir düğüne gidi­yordu. Beni kardeşi ile eve yolladı. Kendisi de düğüne uğrayıp yanımıza gel­di. Onunla, Toroslar üzerinde yaşayan yörüklerle ve onların hikayeleri, türküleriyle ilgili sohbet yaptık. Onun anlattığı konuyla ilgili bir başka soh­beti, daha sonra Gök Süleyman Ağa ile yaptık. Sizlere, aşağıda anlatılan hikâye ve o hikâyeye bağlı olarak söylenen türkü, yukarıda ismi zikredilen kişilerin yakın akrabalarının başından geç­miştir. Sözlü halk edebiyatımızın ürünleri olan “Halk Hikâyeleri ve Halk Türkülerini” millî kültürümüze bir nebzede olsa katkıda bulunmak için der­ledik. Şimdi sizleri hikaye ve türkümüzle başbaşa bırakıyoruz… Bu diyarın toprağı birbaşkadır. Bahar geldi mi insanı yaylalara, kış geldimi de sahile çeker. Konar göçerler, ot biten yere doğru, akın akın gider­ler. Göçülen yerler bir müddet ıssız kalır. Yeni göç vakti gelip obalar konun­ca yeniden şenlenir, dağa, taşa ses gelir. At kişnemeleri, oğlak melemeleri, kuzu sesleri, köpek havlamaları dağlarda yankılanır. Böyle bir baharda yaylalar diyarına develer yüklenmiş, ala kilimler üzerine atılmış, kuzular, koyunlar Öne katılmış, yörük delikanlıları at sırtında yollara düşülmüştür. Bir çok yerde konaklamalardan sonra, bundan tam üç-yüz yıl önce, yörüklere bahşiş olarak verilmiş Barem Yaylasına varılmıştır. Yayla hayatı sürüp giderken sevdalar da bir yandan alevlenmeye baş­lar. Bir düğün olacağı vakit kızlı oşlanlı dibek başına toplanılır, düğüne keş-keklik darılar, buğdaylar dövülür, işte bu esnada birbirini gören yörük deli­kanlıları,birbirini tanır, göz koyar. İşte dibek başında tutuşan gönüller, bir gün gelip davulların çalıp, halayların çekileceği düğün gününün kendileri içinde gelmesini beklemeye koyulur. (*)   Çınar Arıkan
Bir yaz ki, ne yaz. Mehmet Tuna’nın gönlünde aşk yelleri esmekte, sevgi tomurcukları al al çiçek açmaya başlamıştır. Gerce Köyü’nden bir kıza tutulmuştur. Gün geçtikçe gönlüne düşen ateş onu alev alev yakmakta, bu­ram buram terletmekte ve geceleri uykusuz bırakmaktadır. Mehmet severde onun aşkı hiç karşılıksız kalır mı? Kızında gönlü aşk ateşi ile tutuşmakta, sevdiğine kavuşacağı, kendisine, al yanaklı, sürmeli göz­lü, dal boylu, tokucak beliklim diyeceği günleri beklemektedir artık. Yaz ortalarında beklenen gün gelir. Mehmet kız evine düğürcü gönde­rir. Yürük obasının büyükleri kendi aralannda anlaşarak iki gencin birbirine nişan edilmesine karar verirler. Nişanlarını yaparlar. O yaz bu aşk hikâyesi dillerde tolaşır, tenhalarda söylenir. İki gencin aşkları mutlu sona doğru git­mektedir. Çobandı, sürüydü, ottu, otlaktı derken beklenen mevsim gelip çatmış­tır. Sahillere,yaz başında kalkıp gelinen yerlere dönüş zamanı gelmiştir. Obalar peş peşe sahillere dökülürler. Mehmet’in nişanhss da kendilerinden önce göçmüştür. Mehmet için hasret günleri başlamıştır. Bu hasret kış boyunca da devam edecektir. Çünkü Mehmet bir gurup arkadaşıyla birlikte Davırdas Köyü’ndeki medreseye tale­be olmuştur. Orada ilim tahsil edecektir. İlim tahsil etmeye eder ama, gönüî hep uzaklarda sevdiğindedir… Medrese hocası Fil Ahmet lakabıyla anılan çok ünlü bir hocadır. Yö­rükler arasında efsane leştin İmiş, bire bin katılarak hikâyeleri anlatılmakta­dır. Fil ahmet’in düşmanları tarafından; oğlu, kurşunlanarak öldürülmüştür. Bunun üzerine hoca “Kahran” kitabıyla onbeş günde düşmanını yatağa dü­şürmüş ve sonunda onu öldürmüştür. Kansına oğlu öldümldüğü zaman şöyle söylediği de anlatılmaktadır : “-   Ne ağlan Emine? Gel her ne derdin var ise; Fil Ahmet’e söyle. Cana M ev lam kıyar mıydı?, FilAhmed’in oğluna? Dom dom kurşunu atmışlar, Kara domuz niyetine, Gel gel Emine, Her ne derdin var ise; Fil Ahmet’e söyle.” Acı kader Fil Ahmet’e çektirdiği evlat acısını, talebesi Tuna Molla Mehmet’e, sevgili acısı olarak çektirmektedir…
Kötü bir haber gelmiştir… Gercebahşiş Köyü’nden Mırcı adında bir ki­şinin oğlunun arası başka bir aileden bir kızla açılmıştır. Bu kızın adı Hav­va’dır. Mırcı’nın oğlu öyle bir hırsa kapılmıştır ki; mutlaka Havva’yı vura­caktır. Pencere’den silahını uzatır. Kurşunlan peş peşe atar. Eyvanlar olsun… Kötü bir kaza olmuştur. Ateş ettiği Havva’dır ama, isabeti alan Mehmet’in sevdiğidir. Al kanlar içerisinde yerlere cansız olarak uzanıverir. Kendisini vuran ise gerçekte kardeş oğludur. Acı haber tez duyulur. Sevgili ölürde, canan ölürde, canın haberi ol­maz mı? Yüreğinden yaralanmıştır Mehmet? İnsafsız kurşun onun yüreğine çakılmıştır. Acı haberi alan Mehmet şok geçirir. Çaresizlik içinde kıvranır. Ağlar, sızlar, feryad eder. Onun bu üzüntüsünü en iyi yine hocası Fil Ahmet anlar. Sarıveliler Köyü’nden olan Fil Ahmet, Tuna Molla Mehmet’inin eline bir destan yazıp verir. Tuna Molla Mehmet’i bu destanı kendine avuncak yapar. Yıllarca di­linde türkü olur. Teselliyi bu türküde bulur. O günden bu güne dillerde söy­lene söylene türkü, günümüze ulaşır. Biz Fil Ahmet’in yazmış olduğu şiiri yörük kocalarının ağzından dinle­dik ve kaydettik. Şiirin aslı nasıl olursa olsun bizim için önemli olan onun halk arasındaki yaşama biçimidir. Halk arasında yaşam biçiminden dolayı destanın değişik varyantta söy­lenmesi işte bu yüzdendir. îşte destanımız :
TUNAM AĞLASIN
Tunam ben vuruldum yapış elimden. Çöz önceği kan olmasın, belimden. Ben kalmışım sen de katma yolundan, Gül iken solduran Tunam ağlasın. Ecel oku geldi cana dayandı, Turunç memem al kanlara boyandı, Bu ölüme Tunam nasıl dayandı? Gülün koklamayan Tunam ağlasın. Yalan dünya senden uzak katmadım, Gelin olup boşun ata binmedim. Benimle bir gün mihman olmadım, Gülünü yitiren Tunam ağlasın. 110

Al fistanı anam dokusun, Has bahçede bülbüller şakısın, Verin mektubumu Tunam okusun, Hasret mahşere kaldı den ahbaplar.

Tunam varsın hocasına okusun, Garip bülbül gül dalında şakısın, Gelin anam al astarı dokusun, El yerine baksın dursun, ağlasın. Acı merhem, tatlı merhem düzmeyin, Yaram derin düğmeleri çözmeyin, Mezarımı yoldan uzak kazmayın, Yar gelip geçtikçe baksın ağlasın.Sürünün önünde sürmeli koçlar, Akranım kızlar salınır saçlar, Zeyve deresine inince göçler, Göç çekip geçtiğim yollar ağlasın. Barem yaylasının güzel kuşuydum, Günüş feslerin inci taşıydım, Aşiret kızlarının dostu başıydım, Seven akranlarım ansın ağlasın. Sarı yaylam yaylayamadım kar iken, Parlasın avlayamadım tor iken, Bu cihanda acı ölüm var iken, Geride kalanlar yansın ağlasın. Ne serin yayladır şu bizim yayla, Soğuk su başında var gönül eyle, Bu sevgi, muhabbet kalırsa böyle, Yiğit Tunam, gözün dönsün ağlasın. Eline almış kırmızı lökünü, Üstüne vurnuş hesapsız yükünü, Dolanıp gider Ermenek bükünü, Hasret mahşere kaldı den ahbaplar
Nedir ağalar beyler helale bunlar, Göç çekip açtın dumanlı, karlı dağlar, Ah etsin gözünden içtiğim yosunlu muarlar, Hasret mahşere kaldı den ahbaplar. Çeşmeler başında altın kas mısın? Aşiret kızlarının deste başı mısın? Al kınalı parmakta yüzük, elmas kaş mısın? Hasret kıyamete kaldı den ahbaplar. Meyvembitmeden, yaprağım düştü, Yüklendi kervanım amanın göçtü, Zeyve boğazını az öte geçti, Hasret mahşere kaldı den ahbaplar. Konduğum konaklar gelemem gayrı, Ben bu dertlere derman bulamam gayrı, Sevdiceğim Tunam ah çekip ağlasın gayrı, Hasret mahşere kaldı den ahbaplar. Gümüş kemerimi çezin belimden, Ben vuruldum. Tunam, sen tut elimden. Al kanlarım aktı beyaz tenimden, Sayıp selamım Tunam ağlasın.Kınalı parmakta yüzük kaş idin. Güzeller içinde gayet kişiydin. Yörük kızlarının deste baş idin. Sayıp selamım Tunam ağlasın. Bu nasıl iştir ağalar beyler, Sevdiceğim Tunam ah çekip ağlar, Göçülen açtım, sineni dağlar, Sayıp selamım Tunam ağlasın. Yansın kavrulsunda Anamur çalı, Savrulsun göklere külü dumanı, Adını sevdiğimde Kervan alanı, Gök öncekü Bahşiş km geçti mi?

Sevdiğimin çekip gider obası, Gençkende vermiş idi babası, Kurban olam OrtakÖy’ün ağası, Top kaküllü Bahşiş kızı geçti mi? Doku hey sevdiğim halılar doku, erkenden yüklemiş, Selvinaz yükü, Sana derim sana Zeyva’nin bükü, Gök öncekli Bahşiş kızı geçti mi? Nehiridir kara gözlüm nehiri, Elinden içeydim bir tas zehiri, Ey sevdiğim Ermenek’in nehiri, Keben’inden yörük kızı geçti mi? Havayadır deli gönül havayı, Alıcı kuşlar yüksek yapar yuvayı, Bahşiş kızı katarlamış mayayı, Çeke çeke yaylasına geçti mi? Abınadır deli gönül abına, Koç yiğitler sığmaz oldu kabına, Ala karlı boz ardıcın dibine, Çadır kurup yatmamıza ne kaldı? Fil Ahmet yazdı bunları yegâne, El değmedik teni boyandı kane, Ah edip ağladık hep yane yane, Göç çekipte bu dağlardan geçti mi? Fil Ahmet

***
İl Olma Konusunda Ne Diyorlar?
“Turizm Danışma Müdürlüğü ülkemizin her yerinde olmayıp sadece turizm potansiyeli yüksek olan 57 merkezde kurulmuştur. Bu da Anamur il­çesinin turizm yönünden gelişmekte olduğunun veya gelişmişliğinin bir kanı­tıdır. Anamur il olur ve alt yapısı hızlı bir şekilde tamamlanırsa turist sayı­sında her yıl % 100 ‘ü bulan katlamalı artış beklemek kaçınılmaz olur.”
Mecit UYANIK Turizm Danışma Müdürü “Her ilçede kuruluşu olmayan Kadastro Müdürlüğü ilçemizde 1977 yı­lında kurulduktan sonra görev alanı Anamur merkez ve köylerini ilâve ola­rak Bozyazı, Aydıncık, Gülnar ilçelerinin merkez ve köylerinde kadastro ça­lışmalarını sürdürmektedir. Geniş bir görev alam olan ve geniş bir kitleye hizmet sunan Müdürlüğümüz 3402 sayılı Kadastro Kanununun ilgili hüküm­leri ve 3194 sayılı kanun ile ayrıca şehrin imar plânlarının uygulanması ve modern, plânlı bir kentin oluşması için Belediyeler ve İl imar Müdürlüğü ile koordineli çalışmaktadır, anamur ilçesinin Mersin il merkezine 235 km. uzakta oluşu nedeni ile vatandaşların bu konudaki talepleri resmî yazışma­lar ile zaman kaybına uğramakta ve işlerin sürati düşmektedir. Anamur Mersin ile Antalya ilinin tam ortasında bir sahil ilçesi olup, bölgenin coğra-fik ve topografik yapısı sebebi ile bağlı bulunduğumuz il ve komşu illere ula­şım güçlüğü çekilmektedir. Son zamanlarda artan turizm potansiyeli sebebi ile mevcut yollar ve ulaşım vasıtaları yetersiz kalmaktadır. Bir turizm beldesi olan Anamur’un il olması ile gelişmesinin düzenli ve plânlı olacağı, bunun da memleketimizin yararına olacağından kuşku duyulmamalıdır.”
Şükret TUKSAL Kadastro Müdür V.
“Anamur il olursa; Amirliğimizce liman yaptırılacak, dolayısıyle feri­bot ve yat giriş-çıkışı yapılmasının Anamur’un ekonomisine, sosyal yapısına, kültürüne ve turizm yapısının gelişmesine faydalı olacağı inancındayım,”
İsmail YAMEN Gümrük Muh.Ks.Amirligi “İlçemiz il olduğu takdirde Bankamız halen verdiği hizmetlerin bir kıs­mını şube olarak Anamur halkına verebilme imkânına sahip olacak, ayrıca sadece turistlere yönelik işlemlerin yapılacağı şube açılacak ve emeklileri­mize daha iyi hizmet verebileceğimiz özel işlem merkezi açılma imkânı doğa­bilecektir. Yine il olma durumunda ziraî ve ticarî işlemlerimizde limitlerimizin ve toprak değer bareminin yükseleceği nazara alınırsa halkımıza daha geniş kredi verme imkânına sahip olacağız ve dolayısıyle yöremizin ekonomik ge­lişmesine daha fazla katkıda bulunabileceğiz.” Şaban KARAKAYA Ziraat Bankası Anamur Şube Müdürü “Müftülüğümüz hizmet binası ilçemiz Merkez Camii’nin yanındadır ve içerisinde halkımızın istifade etmekte olduğu bir kütüphane ve hizmet büro­ları mevcuttur. İlçe merkez ve köylerinde 6 tane Kur’an kursumuz vardır ve bu kurslarda 200 öğrenci okumaktadır. İlçemiz merkezinde 14, köylerinde 71 olmak üzere ibadete açık 85 camimiz vardır. Yine Merkez’de Akdeniz Ca­mii inşaatı devam etmektedir. İlçemizin merkez ve köy camilerinin hepsinde İmam-Hatip kadrosu bulunmakta olup, müftülüğümüz bu hacmi ile il olma­nın yükünü kaldırabilecek kapasiteye sahiptir.”
Mecit UYANIK Turizm Danışma Müdürü “Bankacılık hizmetine uygun plânlama ile 1983 yılında yeni ve kendi binasında yerleşen bankamız, giderek genel gelişmelere adapte olma gayret­lerini sürdürmektedir. Üç lojman, iki hizmet ve bir arşiv katından oluşan hiz­met binamız, Eylül 1990 ayından itibaren mekanize sisteme geçerek Ana­mur’da modern bankacılığın da öncüsü olacak ve il olmanın ağırlığını da ta­şıyabilecektir. “
Salim KOCAMAN iş Bankası Anamur Şube Müdürü
“Anamur Tapu Sicil Müdürlüğü, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü taşra teşkilâtıdır. Dairemizin kurulu olduğu anamur ilçemiz bağlı olduğu İçel iline 235 km. ve komşu Antalya iline ise 258 km. mesafe ile Türki­ye’mizde gerek bağlı olduğu ve gerekse komşu olduğu iller yönüyle en uzak mesafeli olan ilçe konumundadır. Tarımın yanısıra eşsiz tabiat ve tarih zen­ginlikleriyle de son yıllarda önemi hayli artan ilçemizde turizm sektörü ile il­gili tesis kurmak isteyen yatırımcıların, belediyemiz mücavir alan sınırlan dışındaki gayrimenkul alımlarında ve bilhassa hisseli satış ile ifraz, teyhid vb. tapu işlemlerinde kanun gereği olarak İV de bulunan Bayındırlık ve İmar Müdürlüğü kararı alındıktan sonra gelen cevaba göre işleme yön verilmek­tedir. Bağlı olduğumuz İçel İli’nin beş saat mesafede oluşu nedeniyle bu gibi tapu işlemlerinde gecikme olacağı için sızlanmalara sebebiyet verdiği ve hatta yatırımların gecikmesi nedeniyle ülke ekonomisine de olumsuz etkiler yaptığı gözönüne alındığında Anamur’umuzun ivedilikle il olması lüks değil, bir ihtiyaç haline gelmiştir.”
Mustafa ORAL Tapu Sicil Müdürü “Anamur ilçesi Mersin ve Antalya’nın tam ortasında bulunmaktadır. Akdeniz sahilinde yeni bir il merkezi kurulacaksa, devlet hizmetlerinin hal­kın ayağına götürülmesi için en münasip yer Anamur’dur, Tarım, Orman ve Hayvancılık bakımından millî gelire çok katkısı var­dır. Bir yılda ortalama 8 bin ton muz, 7 bin ton yerfıstığı, 300 ton susam, 6 bin ton narenciye ve 3 bin ton turfanda sebze istihsal edilmektedir. Bu ziraî ürünlerin yıllık geliri 66 milyarı geçmektedir. Şehir merkezinde ve köylerde otomatik telefon, elektrik, radyolink ve hava radar gibi tesisler hizmettedir. İl olması halinde devlet dairelerini istiap edecek büyüklükte yeni hükümet binası hizmete hazırlanmaktadır. Sahil, kilometrelerce pırıl pırıl denizi, kumsalı, iklim şartlan ve eski eserleri ile birinci derecede turizm merkezidir. Bugün için sahilde yapılan sitelerde yaz aylarında 30.000 nüfus yaşamaktadır. Anamur Ovası çok münbit, alüvyonlu topraktır. Yılda üç mahsûl alın­maktadır. Ovanın D.S.İ. Sulama Tesisi olduğu gibi, Dragon Çayında yeni etüd yapılmaktadır. Şehrin içme suyu, kanalizasyonu, telefonu, şehirlerarası oto nakliyatı tam anlamıyla, il olduğu vakit, il’in ihtiyacını karşılayacak du­rumdadır. Bütün bu özelliklen itibariyle, hizmetlerin halkın ayağına götürülmesi bakımından Anamur, il olması gereken ilçelerin başında gelmektedir.”
Ali İNAN Anamur Ziraat Odası II. Başkanı

***

Öğretmenler İl Olma Konusunda Ne Düşünüyorlar? ”

İskele İlkokulu Öğretmenleri Serpil Kaya ve Sevda Karaman il ol­ma konusunda düşüncelerini açıkladılar:
Serpil Kaya açıklamasında: “Anamur tabiat güzelliği, turistik yönü ve tarihi eserleriyle Akdeniz bölgesinin sayılı ilçelerinden bindir. Ne var ki yol durumundan il ve ilçeler arasındaki ulaşımda büyük güçlükler çekilmekte­dir. İçel’e uzaklığı 230 km., Antalya’ya 260 km., Karaman’a ise 200 km.’dir. Komşu ilçelerden Silifke’ye 138 km., Gülnar’a 84 km., Gazipaşa’ya 80 km., Ermenek’e 130 km. ‘dir. En yahnşehri olarak Kıbrıs Adası ‘nın Girne kenti ise 42 mil (yaklaşık 77 km.) dir. Anamur yukarıda sıralamaya çalıştığımız özelliklerden dolayı kapalı bir bölge hüviyetindedir. Böyle olmasına rağmen Anamur’a gelenlerin sayısı günden güne artmaktadır. Gelip yerleşen ailelerin sayısı çoktur. Biz Anamur’un il olmasını istiyoruz. İl olma durumu gerçekleştiği tak­dirde Anamur daha gelişecek, Akdeniz’in en güzel yerleşim yerlerinden biri haline gelecektir. Yabancı ailelerin deniz tutkusu sebebi ile nüfusta mevcut olan artış hızlanacaktır. Bu arada gün geçtikçe turist sayısı da artmaktadır. Zamanla daha da artacaktır. İl olma Anamur’u her yönü ile etkileyecek ve geliştirecektir. Bugün İskele Okulumuzun bulunduğu sahil kesimi çok büyük bir hızla gelişmektedir. İl olma ile birlikte bu gelişme daha da hızlanacak ve İskele kalabalık bir merkez haline gelecektir. İskele İlkokulu İlköğretim Okulu olarak yapılmaktadır. Bu okul ihtiya­cı karşılarken, il olma ile birlikte araç ve gereç sıkıntısı da ortadan kalka­caktır. En büyük dileğimiz ve yetkililerimizden isteğimiz Anamur’un en güzel Akdeniz illerinden biri olmasıdır” dedi.
Sevda Karaman ise yaptığı açıklamada: “Anamur ilçesi turizm belde­si, çok şirin bir yerdir.Tarihi ve kültürel zenginliklere sahip olan Anamur, deniziyle, caddele-riyle, sokaklarıyla ve evleri ile, çarsısıyla bir gelin kız gibi düğününün olma­sını yani «İL» olmayı bekliyor.Anamur’da eksiklikler artık tamamlanma noktasında. Alt yapı, yol, su, elektrik, telefon, kanalizasyon halledilmiş bir durumda. En önemli hususlardan biri olan Eğitim gerek okullaşma, gerekse bina yönünden en üst düzeyinde. Şu anda Anamur’daki ilkokul, ortaokul ve liselerdeki, ayrıca Halk Eği­tim Merkezi ve Özel Eğitim – Öğretim kurumlarındaki eğitim hakikaten çok gurur verici ve duygulandırıcı. Anamur’un semtleri, mahalleleri birbirine çok bağlı. Yerli halk çok sı­cak kanlı, aynı iklimi gibi. Sahili ise alabildiğine uzanan güzel kumsal…İl merkezine uzak olması bütün bu saydıklarımıza gölge düşürmekte­dir. Anamur her yönü ile il olmaya hazır durumda. Anamur insanının en büyük arzusu yeşii Anamur’un il olmasını görmek. Anamur hakkı ile, halkı ile il olmaya hazır. Bu da sanki çok yakın bir zamanda gerçekleşecek. Çünkü sıcak kanlı insanlar bunu çok istiyor ve bu konuda mücadele ediyor. İl Ana­mur şimdiden hayırlı ve uğurlu olsun” demiştir.

*** BASINDA ANAMUR

m Anamur İl Olmaya Lâyik ” ANAMUR, MİL-HA Devlet Bakanı Ali Bozer, Anamur’un il olmaya lâyık ilçe olduğunu söyledi. Yaklaşık 1,5 milyar liraya yaptırılacak hükümet konağının temelini atanBakan Bozer, Anamur’un il olacak ilçeler arasında yeralmayışına göste­rilen tepkinin yerinde olduğunu belirterek, şöyle konuştu; “Bir ilçenin il olabilmesi için bazı kıstaslar var. Anamur il olmaya lâ­yık bir ilçe, bunu hükümet üyelerimiz de biliyor. Başbakan Özal’ın açıkladı­ğı ilçe isimleri birer misaldir. Burada Anamur adının geçmeyişi il olmaya­cak anlamına gelmez. Temelini attığımız hükümet konağı açıldığında tabe­lası inşallah Anamur Valiliği olarak asılacak. Yeter ki siz hükümete deslek olun.” MİLLİYET
DEVLET BAKANI HÜSNÜ DOĞAN “Vilayet Olma Konusunda Genelde Bîr Gecikme Olursa Bizi Mazur Görün” Dedî. Devlet Bakanı Hüsnü Doğan, dün ilçemizi ziyaret etti. İçel Milletvekili Rüştü Yücelen, Kaymakam Ardahan Totuk, Garni­zon Komutanı Sabri Vayni, Belediye Başkanı H.Adil Çekçimenoğlu, daire müdürleri ve halk topluluğu tarafından karşılanan Devlet Bakanı Hüsnü Do­ğan, ANAP ilçe binasında halka hitaben yaptığı konuşmada Anamur’u da, milletvekili Rüştü Yiicelen’i de çok sevdiğini, Rüştü beyi üzecek şeylerin kendisini de üzeceğini söyleyerek vilayetlik konusunda genelde bir gecikme olursa bizi mazur görünüz, dedi. Devlet politikası üzerinde de görüş açıklayan Devlet Bakanı Hüsnü Doğan, Anamur nasıl vilayetlik konusunda birleşmiş ise, ülkenin bütünlüğü konusunda da herkesin birleşmesi gerektiğini, bütün dünyanın takdirle kar­şıladığı Cumhurbaşkanı ve Hükümetin kararlarım desteklediklerini belirtti. Daha sonra Kaymakamlık makamında bir kahve içimlik dinlenen Ba­kanımız, beraberinde milletvekilimiz olduğu halde Örenyerini ziyaret edip Ankara istikametine hareket ettiler.

ANAMUR EKSPRES GAZETESİ • I Eylül 1990

MİLLETVEKİLİ RÜŞTÜ YÜCELEN “ANAMUR’UN VİLAYETLİK KONUSUNU HİÇBİR Zaman Polîtİkaya Alet Etmedİm, Hîçkİmsenİn Alet Etmesine de müsaade etmeyeceğim ” dedi Devlet Bakanı Hüsnü Doğan’ın ilçemizi ziyareti sırasında Bakana ev sahipliği yapan İçel Milletvekili hemşehrimiz Rüştü Kazım Yücelen Hükü­met Politikası ve Anamur’un vilayet olma konusuyla ilgili açıklamalarda bu­lundu. Anamur’un 5 vilayet içine gireceğini tekrarlayan Milletvekili Yücelen şöyle konuştu: “Anamur’un vilayet olma meselesini hiç bir zaman politikaya alet et­medim, hiç kimseye müsaade etmeyeceğim. Vilayetlik üzerine nasıl birara-ya gelmişsek ülkenin bütünlüğü konusunda da aynı olmalıyız.” Hükümet politikasınada değinen Milletvekilimiz şöyle devam etti, “Bütün dünyanın takdirle karşıladığı Cumhurbaşkanımızın ve hükü­metin politikasını sizlerden aldığım güçle desteklemeye devam edeceğim. Bunu tüm Türkiye’ye duyurmak istiyorum.”

ANAMUR EKSPRES GAZETESİ • 3 Eylül 1990

***

KAYNAKLAR 1 – İçel Kültürü Dergisi (1 7. sayı) 2-      Atatürk Yılında ANAMUR. 3-      Cenupta Türkmen Oymakları – Ali Rıza Yalman 4-      İçel 1 Tarihi – Mustafa Necati Çıplak 5-      Anamur Ağzından Derlemeler (Tez) – Aydın Doluoğlu 6-      Mersin’in Yer Nottan (Tez) – Mustafa Paker7-      îçel Mektubu – Teoman Zeki. 8-      Karamanoğullan Tarihi – Şikârı 9-  Oğuzlar (Türkmenler) Tarihleri Baç Teşkilatı – Destanlar – Prof Dr. Faruk Sümer W-   İçel tli Yakın Çevre İncelemeleri. 11-     Bütün Yönleriyle Ermenek – Halil Bardakçı 12-     Umûmî Türk Tarihine Giriş – Ord.Prof.Dr. Zeki Velidî Togan. 13-     Modern Türkiye Mecmuaları. 14-     Türk Folkloru Dergileri. 15-     Anamur Müzesi Yıllığı 16-     Anamur İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü Bültenleri.

***BİR KARTPOSTALDIR ANAMUR

Türkiye haritasını sersen önüne, Şöyle bir baksan, Güneyin en güneyinde Anamur’u bulursun.Görsen tarihini, tabiatını, Güzelliğine vurulur mest olursun Bir yanında antalya, bir yanında Mersin, Muz diyarı neredir diye sorsalar, Hiç düşünmeden Anamur deyiverirsin. Doğu yakasında muhteşem Mamuriye Kalesi, Tüm heybeti ile yepyeni durur, Batı yakasında Anamorium denen, Çeşitli medeniyetlerden izler taşıyan Antik Anamur, Ortada ise yeni anamur abide gibi mağrur. Eski adı Anamur’un Anamoriumdur. Manâsı aşk diyarı; Rüzgarlı burun da derler, Korsanların aşklarına sahne olmuş bir yermiş, Sevmeden, sevgiden anlar Anamurluların genci ihtiyarı. Altınkumu ile sahili, koyları bambaşka, Görünce insan şair olur gelir aşka. Yemyeşil çam ormanları ile süslü, Kekik, yavşan göğüslü, Toroslann bağrına kurulmuş, Çeşitli medeniyetlere sahne olmuş, Yazmaktan tarih yorulmuş, Akdenizin maviliğine kıskanç, Evleri sıralanmış bembeyaz, İklimi; ılık bir kış, Tatlı sıcak bir yaz. Kışın, gök çatlatan gürültüden sonra, Sicim, sicim bir yağmur yağar, Camlara vuran portakal, muz ağaçlarında damla olan, Gönüle ürpertiyle dolan, Bu yağmurlar kesilince, Kaklık denen derelerden seller inince, Güneşle birlikte bir ucu denizde, Bir ucu Toroslarda olan gökkuşağı doğar. Gökyüzünün yağmurdan sonra, Anamur’un güzelliklerinden aldığı hakkıdır. Güneşin yedi renginden özene-bezene kurduğu

Zafer takıdır bu. Arkasında burcu burcu kokan yemyeşil dağları, Önünde portakal, muz bahçeleri, Ovasında susam, yerfıstığı ekili bağları ile, Yeryüzü cennetidir Anamurum. Köy yollan gayrak çakıllı İnsanları uyar akıllı olan bu şipşirin kent Yıllardır tarihi eserlere inat üşenmeden denizi, Ve deniz sevdalılarını bekler durur. İnsanları dalga sesleri ile uyanır, Dalga sesleri, meltem nefesleri ile uyur. İşte büyük ayı, çoban yıldızı derken, Bazen bir neşeye, bazen bir hüzne dalarken, Birde bakmışsınız ki gökte biryıldız kayar. Güneş dersen; sanki elinde bir fırça yar Ressammıdır nedir, Doğuşunda ve batışında, Üşenmeden Anamur ufuklarını boyar.Manzarası ve herşeyi ile eşsiz bir turizm beldesi, Güzelliği ile büyüler herkesi. Dağlarında kekik olur, yarpuz olur. Ovasında yerfıstığı olur, karpuz olur. Tenistesinde, küküründe ayva olur, nar olur. Kızları al yanaklı, kınalı keklik gibidir, Vefalı ve uyar akıllı yâr olur. Her dem herkes Anamur’da doğmaktan Anamurlu olmaktan bahtiyar olur. Yaylaları vardır, havasına suyuna doyulmaz. Türlü türlü ağaçları vardır, cinsleri sayılmaz. Berrak havalarda, rüzgar bulutu kovunca, Kıbrıs’ın silveti Anamur’un karşısında durur, Denizimiz, benzimiz, örfümüz, adetimiz birdir, Biz Kıbrıs’a öyle yakınız ki, Dalgalarımız sahillerimize vurur. Anamurlularım bu şipşirin kenti ile övünürler. Anamurdan uzakta yaşayanlarımız ise, Anamur hasreti ile dövünürler. Sen ne eşsiz, ne şirin bir beldesin Anamur’um, Sende doğmaktan, seni anmaktan,Seni yaşamaktan, Gerçekten bahtiyarım, mağrurum.
Celal OĞAN

********************************************************************************************

İÇİNDEKİLER

İL OLMAK İSTİYORUZ   ………………………………………………….     17

TARİHÇE    ………………………………………………………………………. 21

COĞRAFÎ KONUM    ………………………………………………………..    29

TARİHÎ VE DOĞAL YERLERİYLE ANAMUR   ………………………     39

ANAMUR EVLERİ    …………………………………………………………….     47

KAMU KURULUŞLARIMIZLA İLGİLİ GENEL BİLGİLER    ……     55

ANAMUR’DA SOSYAL ve KÜLTÜREL HAYAT    ………………….     59

ANAMUR’DA TURİZM    ……………………………………………………..     63

ANAMUR’DA FOLKLOR    ………………………………………………….     67

ANAMUR’DA EL SANATLARI    ………………………………………….     75

ANAMUR’DA KİLİMCİLİK    ……………………………………………….     79

ANAMUR’UN YÖRESEL YEMEKLERİ    ………………………………     85

EĞİTİM – ÖĞRETİM    ………………………………………………………….     87

ŞİİR ve HİKAYELERLE ANAMUR    ……………………………………..     91

İL OLMA KONUSUNDA NE DİYORLAR?    …………………………   114

BASINDA ANAMUR    …………………………………………………………   119

KAYNAKLAR    ………………………………………………………………….   123

BİR KARTPOSTALDIR ANAMUR    ……………………………………..   124 127

**** B İ R İ N C İ   K İ T A B I N   S O N U

*********************************************************************************************************************

İ K İ N C  İ  K İ T A P

2 – ÖRNEK İLÇE ANAMUR – İL OLMAK İSTİYORUZ ; ANAMUR İL OLMALIDIR

( özet )

Ö N S Ö Z
A N A M U R   İ L   O L M A L I D I R
İçel İline bağlı ilçelerimizin içeresinde il olmaya en uygun ilçe Anamur’dur.
Anamur; tabiat güzellikleri, turistik yapısı, tarihi eserleriyle Akdeniz bölgesinin en önemli ilçesidir.
Anamur; Antalya-M ersin ii merkezlerinin tam ortasındadır.
İl Merkezine uzaklık açısından Türkiye’de İline en uzak ilçe olup, İçel il merkezine 232 km., Antalya iline 260 km., Karaman iline 220 kn uzaklıktadır.
Anamur’un yol sorunu ancak il olduğu takdirde halledilebilecektir.
Üç yönden virajlı yollarla Toroslardan diğer yerleşim birimlerine bağlanmıştır.
Şu andaki konumuyla Anamur kapalı bir havza içindedir.
İl ile bağlantı kurabilmek veya İl’in vereceği imkanlardan yararlanabilmek için beş saatlik yol katedilmek zorunluluğu vardır.
Anamur’un dışa açılabilmesi, alt yapı, ulaşım, turizm, ziraatçılık konularını aşabilmesi için Anamur mutlaka İl yapılmalıdır.
İçel İlinden gelecek bütçe ile, kısıtlı imkanlarla, alt yapı, şehir içi yollar, su, elektrik, eğitim, kanalizasyon, emniyet, tarım, gümrük, sağlık hizmetlerini yaygınlaştırıp geliştirmek mümkün gözükmemektedir.
İl Ozei İdare Bütçesinden ayrılan paralarla Anamur İlçesinin kalkınması imkansızdır.
Anamur İl olmalı ve kendine ait bütçesi bulunmalıdır.
Milli gelirimize büyük katkıda bulunan Anamur’da yılda yaklaşık 21286 ton buğday, 4675 ton arpa, 653 ton nohut, 323 ton mısır, 576 ton susam, 5096 ton yer fıstığı, 8160 ton domates, 4840 ton turfanda bakla, 967 ton turfanda bezelye, 487 ton turfanda fasulye, 3565 ton limon, 3413 ton portakal, 13500 ton çilek, 826 ton badem, 838 ton nar, 1108 ton açıkta muz ve 4300 ton serada muz üretilmektedir.
Zirai ürünlerden yılda 700 milyarın üzerinde gelir sağlanmaktadır.
Sahil boyunca 13 km.den fazla kumsalı, yılda üç ürün alınabilen ovasıyla Anamur gelişmeye açık bir beldedir.
Anamur’da yeni sulama kanallarına, köylerde içme ve sulama suyuna, sağlıklı bir elektrik şebekesine acilen ihtiyaç duyulmaktadır.
Anamur’a bağlı Çarıklar ve Ören Belediyelerinin kanalizasyon, elektrik, su, telefon şebeke ve santrallerine, haberleşme ağına, yeni hizmet binalarına ihtiyaç duyulmaktadır.
Anamur’un İL olmasıyla ilgili çalışmalar 1959 yılında başlanmıştır.
O dönemin Başbakanı Merhum Adnan MENDERES’e Anamur’un İL olması için hazırlanan dosya teslim edilmiştir.
Adı geçen dosya şuanda İçişleri Bakanlığı Arşivinde bulunmaktadır.
Anamur’u İL yapma çalışmaları 1990′h yıllarda yeniden gündeme gelmiş, “ANAMUR’U İL YAPMA” komiteleri kurulmuş, Ankara’ya heyetler gönderilmiş, kampanyalar düzenlenmiştir.
 Anamur’u İL yapma çalışmalarıyla ilgili 199O’lı yılların ilk toplantısı Anamur Oğretmenevinde yapılmış; Toplantıya İçel Milletvekilleri, Kaymakam, Belediye Başkanları, civar ilçelerin daire amirleri, Bozyazı, Tekmen, Tekeli, Aydıncık, Kazancı Belediye yetkilileri, köy ve mahalle muhtarları civar ilçelerin Esnaf ve Sanatkarlar Odaları, Anamur’un ileri gelen kalabalık bir üst düzey yetkilileri katılmıştı.
Ayrıca 199O’lı yıllarda Anamur, Bozyazı, Aydıncık İlçelerinde; Bozyazı’ya bağlı Tekmen, Tekeli Beldelerinde; Ermenek İlçesine bağlı Kazancı beldesinde komiteler oluşturulmuş, imza ve telgraf kampanyaları başlatılmış, beşbine yakın telgraf çekilmiş, 20 binin üzerinde imza toplanmış, ilgililere ulaştırılmıştı.
1994 yılında İL olma çalışmaları yeniden gündeme gelmiş, Ankara’ya heyetler gönderilmiş, yapılan çalışmalar sonunda Anamur; İL yapılacak ilk 15 ilçe arasında değil, İkinci sırada İL yapılacak 15 ilçe arasında gösterilmişti.
Cumhurbaşkanı merhum Turgut ÖZAL Anamur hükümet meydanında halka hitaben yaptığı konuşmada; “Anamur’a İL olma” sözü vermişti.
0 dönemin başbakanı sayın Yıldırım AKBULUT;
“Anamur’u İL yapma komitesi” ne verdiği yüzde 95′lik garanti ile “İL olma” sözü vermişti.
Dışişleri Eski Bakanı Sayın Ali BOZER Devlet Bakanlığı sırasında Anamur Hükümet Konağ ı’nın temel atma töreninde; “İL olma” sözü vermişti ve “Vali Konağının Temelini Atıyorum” demişti.
Sayın Hüsnü DOĞAN Devlet Bakanlığı döneminde Anamur’a gelmiş ve Devlet Bakanı sıfatıyla yaptığı konuşmada Anamur’a “İL OLMA” sözü vermişti.
Devlet Eski Bakanı Sayın Mehmet KEÇECİLER Anamur, Bozyazı ve Aydıncık İlçelerinde yapıtğı toplantılarda anamur’a “İL OLMA” sözü vermişti.
Hiçbir parti ayırımı gözetmeksizin Ankara’daki yetki­liler, İçel Milletvekilleri Anamur’a İL olma sözü vermişler ve Anamur’un üst düzey yetkilileri 1959 dan buyana Anamur’un İL olması İçin çalışmalar yapmışlardır.
27.09.1995 tarihinde Anamur İlçe Meclisi toplanmış, yeniden Anamur’u İL yapma komiteleri oluşturulmuş; Anamur, Bozyazı, Aydıncık Siyasi parti başkanları, İl Ge­nel Meclis Üyeleri; Anamur Merkez Belediye ve Çarıklar, Ören Belediye Başkanları; Bozyazı Merkez, Tekmen ve Tekeli Belediye Başkanları; Aydıncık Belediye Başkanı ve Kazancı Belediye Başkanı; Oda başkanları ve Meslek Kuruluşları toplantılara katılmış ve Anamur’un İL olması için çalışmalar yapmayı kararlaştırmışlardır.
Şöyleki:
*****1 – Anamur Belediye Meclisi 5.10.1995 tarihinde toplanmış ve 40 nolu karar ile Anamur’un İL olması için gerekli çaba ve uğraşın gösterilmesi için şu kararları almıştır:
                                                                                                                                                                                                                                           ***                                                    
T.C.
ANAMUR BELEDİYESİ MECLİS KARARI
Karar Tarihi : 5 / 10 / 1995 Karar No      : 40
Konu: Anamur’un İl Olması hususunun görüşülmesi
Belediye Meclisini Teşkil Edenlerin
Adı ve Soyadı Bel.Bşk. Süreyya Çelİk’ın başkanlığında üyeler; Mehmet Toroslu, Kerim Çilingir, Ali Öğür, N.Kemal Liman, Nebi Alma, Cahit Astan, Mustafa Güngör, İsa Koç, Esin Doğan, A.Hilmi Kaya, Mehmet oktan, Mehmet Gözcelİoğlu, A.Necati İnan, Salih Ceylan (geldi) Ömer Demiral Geldi ancak meclise iştirak etmedi.
BAŞKAN : Sayın üyeler, Gündemimizin 1. maddesine alınarak görüşülmesi istenen konu Anamur’un İl olması işidir.
İlçemizin İl olması amacıyla Meslek, Esnaf Odaları, Dernekler ve tüm siyasi partilerce bir komisyon kurulması kararlaştırılmış ve Komite Başkanı olarak da Başkanlığıma göre verilmiş bulunmaktadır.
Bunun üzerine komşu ilçelerden Bozyazı ve Aydıncık Belediyeleri ile Belde Belediyeleri ve diğer kuruluşlar ilçemizin il olması konusunda desteklerim sürdüreceklerini sözünü vermişlerdir.
Anamur’un İl olması konusunda bir karara varılmasını teklif ederim.
KARAR : Başkanın teklifi gereğince, İlçemizin coğrafi ve İdari konumu itibariyle komşu illerle 235- 260 km. uzaklıkta bulunması İlden temin edilecek iş ve hizmetlerin alınmasında güçlükler çekilmektedir.
İl bazındaki yatırımcı kuruluşların verecekleri hizmetlerin yetersiz düzeyde ve aynı zamanda takipsiz kalmasından Bozyazı ve Aydıncık ilçeleri de muzdarip olmaktadırlar. Karadeniz kıyı şeridinde Zonguldak’tan Rize’ye kadar olan Kıyı bandı; 969 km. olup, bu güzergahta 9 adet il olması, Akdeniz kıyı şeridinde Hatay’dan antalya’ya kadar olan kıyı bandının 743 km. olduğu ancak, bu güzergahta 4 adet il olması yerel yönetimlerin ve diğer idari hizmetlerin yürütülmesinde çekilen sıkıntıların gözönüne alınması gerektiğinden, istediğimizin haklılığının bir göstergesidir.
Akdenizin en uç noktasında bulunan Anamur’un bu gün 2 adet köyü Gazipaşa ve Bozyazı ilçe olmuştur.
Bu nedenlerle Anamur’un il olması için ilgili kuruluşlar nezdinde gerekli çaba ve uğraşın gösterilmesine Belediyemiz meclisinin ittifakı ile karar verildi.
Başkan Süreyya Çelik
Katip Mustafa Güngör
Katip Salih Ceylan
(ASLI GİBİDİR)
***
*****2 – Anamur ilçesine bağlı Çarıklar Belediye Meclisi 6.10.1995-13.10.1995 tarihleri arasında yaptığı Ekim ayı olağan meclis toplantısında 10 nolu karar ile Anamur’un il olmasına dair tüm çalışmalar ve alınan kararlara destek verme konusunda şu kararı almıştır.
T.C. ÇARIKLAR BELEDİYESİ
MECLİS KARAR KÂĞIDI
Karar Tarihi: 06 10 1995
Karar Numarası: 12
Belediye Meclisini Teşkil Edenlerin  Adı Soyadı
Belediye Başkanı Süleyman özdemir’in Başkanlığında üyeden Hamdi Bekar, Hasan Erdal, Kerim Arıkan, Celal Yılmaz, İsmet Ertııgan, Hikmet Yılmaz, D.Ali Karagöz, H. İbrahim Yalçınkaya, Nahit Kutlay teşekkül etti.
Kararın özü : Anamur’un İl olmasının desteklenmesine dair karar.
KARAR YAZISI
Anamur’un ekonomik durumunun ve nüfusunun İl olmaya müsait oluşu Mersin, Karaman ve Antalya illerine uzaklığının 250 km.’den uzak olması ve bu illere en modern vasıtalarla 4 saatten önce ulaşılmaması, il olduğu taktirde resmi dairelerin bina sıkıntısı çekmeyeceği bir konuma sahip olması KKTC’ne en yakın ilçe statüsünde olması ve tüm bu bahsi geçen konuların yanında kışın 50 bini yazın ise 100 bini bulan doğasıyla ve deniziyle iç içe olan nüfusuyla tüm Anamur halkını köyler ve kasabalarda dahil arzu ve istekleri Anamur’un il olmasına dair tüm çalışmalarını ve alman kararları sonuna kadar destekleme hususuna meclisimizin ittifakı ile karar verildi.
Başkan
Süleyman ÖZDEMİR
Katip Hasan ERDAL 
Katip Hamdi BEKAR
(ASLİ GİBİDİR)
***
*****3 – Anamur’a bağlı Ören Belediye Meclisi 5.10.1995 tarihinde toplanmış ve 27 nolu kararla Anamur’un İl olması ile ilgili kuruluşlar nezdinde gerekli çaba ve uğraşın gösterilmesi için Belediye Başkanına yetki verilmiş ve şu karar alınmıştır:
T.C. ÖREN BELEDİYESİ MECLİS KARARI
Karar Tarihi : 5 / 10/ 1995 Karar No      : 27 
Konu : Anamur’un İl Olması

Belediye  Meclisini Teşkil Edenlerin

Adı ve Soyadı

Belediye Başkan Vekili Veysel Aksungur’un Başkanlığında üyeler, Mehmet Solak, Reşit Çapanoğlu, Mehmet Aslan, Adnan Bulul, Mustafa Başar (Geldi) CÇetîn Onurdağ, H.İbrahim Özdemir, Bilal Karataş (Gelmedi) 1995 Toplantı Yılının 6. Bileşiminin 1. OturumuBAŞKAN        : Sayın üyeler; 1995 ekim ayı olağan Meclis toplantısın: yapmak üzere toplanmış bulunmaktayız. Meclis gündemimizi açmak üzere yoklama yapıyor. Yoklama yapıldı. Ekseriyetin mevcut olduğu görülmekle celseyi açıyorum. Gündemimizin 1. maddesi Anamur’un il olması hususunun görüşülmesi işidir. Anamur’un il olması için ilçemizde oluşturulan Komisyon çalışmalarına fiilen başlamış bulunmakla, bunlara komşu ilçelerden Bozyazı ve Aydıncık ile tüm kamu kurum ve kuruluşları ve Siyasi Parti temsilcileri tam destek vermektedirler. Bu nedenle Beldemizin İlçesi olan Anamru’un il olması hususunda bir karara varılmasını teklif ederim. KARAR               : Başkanın teklifi gereğince ilçemizin coğrafi ve İdari Konumu itibariyle komşu illere olan uzaklığı 235-260 km’dir. Bu uzaklıktaki ilçeye il düzeyindeki yatırımcı kuruluşların yapacağı iş ve hizmetlerin yeterli düzeyde olmayacağı gibi yapılacak işlerinde denetiminde görülen aksaklıkiar Beldemize ve İlçemize bu günü kadar hizmet verilmediğinin göstergesidir. Bir bölgenin kalkınması ve toplumunun yaşam seviyesinin yükselmesi İdari hizmetlerin yerel yönetimlerin merkezi sisteminden Bölgesel sisteme ayrılması ile başarıya ulaşacağı zaman zaman Siyasi Partilerde tartışıldığı halde her nedense ulaşacağı zaman zaman Siyasi Partilerde tartışıldığı hatde her nedense bu güne kadar gerçekleştirilmemiştir. Anamur’un il olması için ilgili kuruluşlar nezdinde gerekli çaba ve uğraşın gösterilmesine ve bu konuda Belediye Başkanına yetki verilmesine Meclisimizin ittifakı ile karar verildi. Ve gündemin 2. maddesinin görüşülmesine geçildi.

Başkan Vekili Veysel AKSUNGUR 
Katip Mehmet SOLAK
(ASLI GİBİDİR)
**********************************************************************************

****4 – Anamur’un yakın komşu ilçesi Bozyazı Belediye Meclisi 2.10.1995 tarihinde Anamur’un İL olmasına destek vermek için toplanmış ve şu kararı almıştır:

T.C. İÇEL BOZYAZI BELEDİYE BAŞKANLIĞI

Yazı İşleri Müdürlüğü Sayı      :                                                                                                      Bozyazı, 2/10/1995′

Konu    : BOZYAZI BELEDİYE MECLİSİNİN ANAMUR’UN İL OLMASI İLE İLGİLİ TEMENNİ KARARI

İlçemiz; ilimiz İÇEL İline 210 km. ve ANTALYA iline de 295 km mesafede olup, ANAMUR’a ise 15 km. mesafededir.

İlimiz ile İdari ve sosyal ilişkilerimizi sağlayabilmek için yol lanmızcok virajlı ve bozuk olması nedeni ile 5 saatlik bir zamandan sonra ulaşılabilmektedir.

Gerek coğrafi konum gerekse bölgesel konum olarak ANAMUR’un il olması ile her yönden ilçemize hizmetler daha yakın izlenecektir.

Bu cümleden olarak ANAMUR’un il olması yönünde Belediye Meclisimiz iş bu temenni kararını alarak imza altına almıştır.

Muzaffer ÜNAL                     A.Yılmaz SAYMAN                               A.Kadir BALLI Başkan                                            Üye                                                       Üye Ali AŞMAN                               Adi! ASLAN                                     Süleyman TOK Üye                                              Üye                                                       Üye Mustafa YANIK                         Mehmet OĞUZ                                       Sait DENİZ Üye                                              Üye                                                       Üye Siyasi KOŞUM                             H.Ali KOVANCI                                  Ekrem UYSAL Üye                                              Üye                                           Üye Hüseyin ULUTAŞ                         İsmail SAÇMA                                 Muslafa YILMAZ Üve                                              Üye                                                       Üye (ASLI GİBİDİR)

***************************************************************
*****5 – Bozyazı İlçesine bağlı Tekeli Belediye Meclisi 4.10.1995 tarihinde toplanmış ve 25 nolu kararla Anamur’un İL olması için çalışma yapılacağını ve Anamur’un İL olması temennisi kararı almıştır. Karar metni şöyledir:
T.C. TEKELİ BELEDİYESİ 
MECLİS KARAR KÂĞIDI
Karar Tarihi : 04 10 1995 
Anamur’un İl olmasına ait temenni karan
Belediye Meclisini Teşkil Edenlerin Adı Soyadı 
Belediye Başkanı Mehmet Yıldız’m Başkanlığında üyelerden Ahmet Kara, Naci Çakar, Haîis Keskin, Vehbi Karakuş, Kerim Taş, Kerim Tekelioğlu, Hüsnü Maçan, H.Mehmet Kurşun ve Ahmet Duru oldukları halde meclis teşekkül etti.
BAŞKAN : Sayın Meclis üyeleri, Tekeli Belediye Meclisi 4.10.1995 Çarşamba günü saat 10.00′da 1995 yılı 5. bileşimi Olağanüstü toplantısını yapmak üzere teşekkül etti. Gündem Anamur’un il olması hususunda temenni kararı alınmasıdır.
TEKELİ BELEDİYESİ MECLİSİNİN ANAMUR’UN İL OLMASI İLE İLGİLİ TEMENNİ KARARI
Kasabamız; ilimiz ÎÇEL iline 195 km ve ANTALYA iline 310 km. mesafede olup, ANAMUR”a ise 35 km. mesafededir. İlimiz ile İdari ve Sosyal ilişkilerimizi sağlayabilmek için yollarımız çok virajlı ve bozuk olması nedeni ile 4,5 saatlik bir zamandan sonra ulaşabilmektedir. Gerek coğrafi konumu, gerekse bölgesel konumu olarak ANAMUR’un i! olması ile her yönden kasabamız hizmetleri daha yakından izlenecektir. Bu cümleden olarak ANAMUR’un il olması yönünde Belediye Meclisimiz iş bu temenni kararını alarak imza altına almıştır.
Mehmet YILDIZ

Ahmet KARA

Naci ÇAKAR
Belediye Başkanı

Üye

Üye
Halis KESKİN

Vehbi KARAKUŞ

Kerim TAŞ
Üye

Üye

Üye
Hüsnü MAÇAN Üye Kerim TEKELİOĞLU Üye 
H.Mehmet KURŞUN Üye 
Ahmet DURU Üye
(ASL! GİBİDİR)
******************************************************************
*****6 – Bozyazı İlçesine bağlı Tekmen Belediye Meclisi 5.10.1995 tarihinde 42 noiu kararla Anamur’un biran önce İL yapılması için hertürlü desteğin verileceği hususunda şu kararı almıştır;
T.C. TEKMEN BELEDİYESİ 
MECLİS KARAR KÂĞIDI 
SAHİFE NO : 29
Karar Tarihi: 05 10 1995 
Karar Numarası : 42
Belediye Meclisini Teşkil Edenlerin Adı Soyadı 
Belediye Başkanı Mehmet ŞAH’ın Başkanlığında üyelerden Ali AY, Mehmet SAFİ, Mustafa TÜLÜ, Mustafa ŞAŞTIM, Mehmet HAT, Hasan Ali BADEM ve Ali BAZ UYSAL geldiler. Üyelerden İbrahim EKİNCİ, Bekir CEREN gelmedi.
KONU : Dilek ve temenniler
BAŞKAN : Sayın Meclis üyeleri, gündemimizin 5. maddesi Dilek ve temennilerin görüşülmesi işi olup, bu konuda söz almak isteyenlere söz vermeden önce benim gündeme alınarak görüşülmesini istediğimiz bir hususu belirtmek istiyorum.
AZALAR : Sayın Başkanın teklifinin açıklanarak tarafımıza belirtilmesi hususunu talep ediyoruz.
BAŞKAN : Sayın Meclis Üyeleri, sizinde bildiğiniz gibi, Anamur ilçesinin yıllardan beridir il olması ile ilgili teşebbüsler çeşitli kişi ve kuruluşlarca değişik zamanlarda bu konuda çaba sarfedilmişti. Fakat şu ana kadar bir gelişme olmadığı gözlendiğinden, Anamur’un gerek vilayete olan uzaklığından gerekse bölgemizin bozuk coğrafik yapısından dolayı çok önem arz eden bir husustur. Anamur’un il yapılması çalışmaları bölgemizdeki bütün Kurum, Kuruluş ve siyasi teşkilatlarında ittifakı ile sürdürüldüğünden, Tekmen Kasabası olarakta bu kadar önem arz eden bir konu hakkında Belediyemiz Meclisinindc bir karar alması hem bölgemiz, hem de kasabamızın büyük yararına olacağından bu hususta bir karara varılmasını teklif ederim.
AZALAR : Belediye Başkanının teklifi tetkik edilerek gündeme alınmasına ittifakla karar verildi. Belediye Başkam teklifinde de belirtiği gibi Anamur, yıllardır il olma hakkma sahip olmuş bir ilçe konumunda olup, il olması için o kadar çok gerekli sebepler sayabiliriz ki, bunların başında vilayetimiz olan Mersin’e uzaklığı yaklaşık 250 km. ile Türkiye’nin il’ine en uzak ilçesi konumundadır. Yalnız uzaklıkla kalmayıp coğrafik yapısıda (başta yolarının) olmak üzere çok kötüdür. Anamur ve yakın bölgesindeki yerleşim birimlerinin herkonudaki sorunlarına çözüm bulabilmesi için Anamur’un İl olması en önemli bir unsurdur. Bu nedenle Anamur’un bir an önce il yapılmasına ve bu konudaki her türlü desteğin Belediyemizce sağlanmasına Meclisimizin ittifakı ile karar verildi.
Başkan Mehmet ŞAH 
Katip Mustafa ŞAŞTIM 
Katip Mustafa TÜLÜ
(ASLI GİBİDİR)
************************************************
7 – Anamur Doğru Yol Partisi  ve Ad yapılmasıyla ilgili çalışmalarda Doğru Yol Partisinin üzerlerine düşen maddi-manevi her türlü desteği vereceğine dair şu karan almıştır:
 
KARAR   DEFTERİ
Karara Esas Olan Evraklar 
Mevzuun İzahı ve Özeîi
Tarihi 
No. 
Nereden Gönderildiği
ANAMUR’UN İL OLMASI HAKKINDA
2/75 
04/10/1995
Toplantı Tarihi : 4.10.1995 Çarşamba günü
Başkanın Adı ve Soyadı : Ali SARIOGLU
Azalar Adı ve Soyadları : Rifat SİNANOĞLU, Cemal ÇETİN ONURDAĞ, Süleyman AKDENİZ, M.Ali GEZEN, Mustafa ÇELİK, Selçuk BİLGİN, Turkay KÖSE, Orhan SEYMEN, M.Ali ARS, Sabri ŞİMŞEK KARARIN   METNİ Gündem gereği toplanıldı : İlçe Başkanı AH Sarıoğlu söz aldı Anamur’un il olması hakkında tavsiye karan talep etti. Yönetim Kurulumuz bunun üzerine aşağıdaki karara vardı.
Karar : Anamur’umuzun il olması konusu 1954 senesinden bu tarafa Demokrat Parti veAdalet Partisi’nin bu konu ile ilgili yapmış oldukları mücadelelerin devamı olarak Doğru Yol Partisİ’de üzerine düşen maddi ve manevi her türlü desteği kurulmuş olan il olma komisyonuna vermeye hazırdır. Bu konu ile ilgili il olma çalışmalarımız başarılar dileriz. Yönetim Kurulumuzca oylandı, ittifakla kabul edildi.
Başkan Ali Sarıoğlu 
Üye                                     Üye Rıfat Sinanoğlu      Cemal Çetin Onurdaj 
Uye A.Ali Ars
Uye

Uye

Uye

Uye
M.Ali Ceren

Süleyman Akdeniz

Mustafa Çelik

Orhan SEYMEN
Üye

Üye

Üye

Türkay Köse

Selçuk Bilgin

Sabri Şimşek

(ASLI GİBİDİR)

******************************************************************
***8 – Bozyazı Doğru Yol Partisi İlçe Başkanlığı 20.10.1995 tarihinde toplanarak Bozyazf İlçesinin Ana­mur’un İL olması konusunda yapılacak bütün çalışma­lara destek verileceğine dair şu kararı almıştır:
Karar Sıra No Karara esas olan evrakın

Mevzuun mahiyeti ve hulasası

Tarihi.

No. Nereden gönderildiği

İl olma konusu

20.10.95

65
Toplantı Tarihi : 20.10.1995 Günü Başkanın Adı ve Soyadı   : Sefa MERT Azaların Adı ve Soyadı    : Okay Ok, Mehmet Yılmaz, Cafer Öztaş, Yusuf Güçlü, Mustafa Değirmenci, Muslafa Fakı, Mehmet Dutar
KARARIN   METNİ
Sefa Mert başkanlığında toplanılarak aşağıdaki karar alındı: Anamur’un il olma konusunda Bozyazı ilçesi il olma komitesinin aldığı kararı ve Anamur’un il olma konusunu destekleme kararı almıştır. Bu konuda ilçe başkam ve belediye başkanına tam yetki vermiştir. Başkan                      II. Başkan                     Sekreter                   Muhasip Sefa Mert                     Okay Ok                   Gazi Yıldırım            Mehmet Dutar Üye                             Üye                             Üye                          Üye Cafer Öztaş                 M.Değirmenci                    M.Fakı                  M.Ali Güdül Üye                           Üye Yusuf Güçlü               Mehmet Dutar

(ASLI GİBİDİR)

******************************************************************
*****9 – Aydıncık Doğru Yol Partisi ilçe Başkanlığı 4.10.1995 günü toplanarak Anamur’un İL olmasına yardımcı olma yönünde karar almış, Anamur’un İL olmasının Aydıncık İlçesi açısından uygun olacağı şu kararla belirtilmiştir:
DOĞRUYOL PARTİSİ AYDINCIK İLÇE BAŞKANLIĞI YÖNETİM KURULU KARARI
Yönetim Kurulumuz 4.10.1995 günü toplandı: Anamur ilçesindeng elen İlçe Amirleri ve siyasi partilerin İlçe Başkanlarının Anamur’un il olması yönündeki dilek ve temennileri konusu görüşüldü. Anamur İlçesinin il olmasını Aydıncık ilçesi olarak istiyoruz. Böyle bir durumun gerçekleşmesini halkımızda canı gönülden istemektedir. Çünkü; Mersin ili’nin bize 185 km. uzakoiuşu, gerek ekonomik ve iktisadi yönden, gerek iklimi bakımından, gerek sağlık hizmetleri açısından ve her türlü hizmetin bize gelişi yönünden, Anamur ilçesinin bize 55 km. mesafede yakın olması göz önüne alındığında, İlçemizin menfaatlerine daha uygun olacağı kanaati ile iş bu karar oy çokluğu ile imzalandı.
4.10.1995 Bilal San D.Y.P. Aydıncık İlçe Bşk.
Yusuf Keskin Davut Arı A.Ali Boz
Bşk.Yard. Sekreter Üye
A.Mustafa Arslan Ali Yenisaraç M.Ali Gilik
Üye Üye Üye

(ASLI GİBİDİR)

*****************************************************************
*****CHP ANAMUR İLÇE BAŞKANLIĞI KARARDIR
Anamur’un İlçe sınırı bir uçtan bir uca denizle kaplı olup, bir uçtan bir uca uzanan turizme elverişli ve turizmin olduğu bir ilçe olmasına rağmen ve aynı zamanda, Anamur ilçesinin İçel iline 230 km, komşu ilimiz Antalya’ya 260 km., Karaman’a 220 km. mesafe uzaklıklarda olan bir ilçedir. Anamur çevredeki illerin uzaklık mesafesinin verdiği konumun ve coğrafi konumun getirdiği ve getireceği sorunlar itibarı ile ilçenin il olması gereklidir. Bu nedenle, Anamur CHP İlçe Teşkilatı olarak, ilçemizin il olmasının uygun olacağı düşüncesi ile, işbu karar oy birliği ile alınarak tanzim edilmiş ve imza altına alınmıştır. 10.10.1995
Celal ÇETİN Emin ARSLAN

Tahsin UNLU

Belgin GOKYAR

CHP. İlçe Bşk. Sekreter

Sayman

Kadınlardan Sorumlu

Baş.Yrd.

Ferhat TUĞRUL İhsan YANIK

Naci MÜFTÜOĞLU

Köy Çalışanlarından Gençlikten Sorumlu

İnsan Haklarından Sorumlu

Sorumlu Bşk.Yrd. Bşk. Yrd.
Nihaî AYDIN Osan ORHAN

Hakkı ERSOY

H.Dinçer DOĞAN

Üye Üye

Üye

Üye

Remzi ÖZ E.Gürsel ÜLKÜ

Elmas İNAN

Melina GÜMÜŞ

Üye Üye

Üye

Üye

Murat GÜLCAN Kerim DENİZ
Üye Üye

(ASLI GİBİDİR)

****************************************************************
*****Yüksek Okul Yaptırma ve Yaşatma Derneği Başkanı Orhan Sunaç,

Anamur Kaymakamı M.Emin Avcı ve ilçenin tüm yetkili birimleriyle uyum içerisinde çalışarak İl olmaya aday Anamur’a önemli bir eğitim

müessesesini kazandırma projesinin baş mimarı oldu.

*****************************************************************
*****12-Anamur Anavatan Partisi İlçe Yönetim Kurul 3.10.1995 günü toplanarak 136 nolu kararla Anamur’un İl olması konusunda yapılacak çalışmalara maddi-manevi katkıda bulunacağı şu şekilde belirtilmiştir. KURUL KARAR DEFTERİ
Karar No : 136 
Karar Tarihi : 3.10.1995 saat 13:00
Bu karara katılanların Adı ve Soyadı: Tuğrul Ayhan, Ali Karadağ, İbrahim Tunca, Nihat oktan, Arif Gölge, Fazilet Uğur, Cemil Kansu, İsmet Baki, Haydar Yalçın, Kerim Taş, Mehmet Altınöz, Mustafa Uygun, Veli Ekinci, Hüseyin Ehliz, Mustafa Bolgan, Ali Bey, Osman Ansoy M.Eski
Karar : Anavatan Paritsi İlçe Yönetim Kurulumuz, Başkan Tuğrul Ayhan başkanlığında 3.10.1995 salı günü saat 13:00′da olağanüstü toplandı. Anamur’umuzun il olması yolundaki çalışmaları Anavatan Partisi olarak yakından takip ettiğimiz ve memnuniyetle karşıladığımız görüşü dile getirildi. Anamur’un il olması konusundaki çalışmalara maddi ve manevi yönden katkıda bulunabileceğimize oy birliği ile karar verildi.
Başkan Tuğrul Ayhan 
Bşk. Yrd.                Bşk. Yrd.                Bşk. Yrd. Ali Karadağ       İbrahim Tunca      Nihat Oktan
G. Sekreter Arif Gölge 
Muhasip Üye                   Üye Fazilet Uğur       Cemil Kansu 
Üye                           Üye İsmet Baki        Haydar Yalçın
Üye Mehmet Altinöz 
Üye                           Uye Mustafa Uygun      Veli Ekinci 
Üye                           Üye Hüseyin Ehliz     Mustafa Bolgan
(ASLI GİBİDİR)
Uye

Uye

üye

Uye

Uye
Ali Boz

Osman Arısoy

M.Eskil

Î.Küçükalış

M.Nizamoeiu

Uye N.Kadiroslu

KARAR    SURETİ
Sıra No             : 3 Karar Tarihi  : 2.10.1995 Konu                : Anamur’un îl Olması Hk. Yönetim Kurulumuz toplandı. Anamur Kaymakamlığının 27.9.1995 gün ve PL Koo. 95/947 sayılı yazısı üzerine yapılan toplantı sonucunda verilen karar gereğince istenilen destek karan, yönetim kurulumuzca değerlendirilerek, Anamur’un il olmasının desteklenmesi yönünde oy birliğiyle karar almıştır. 2.10.1995
Başkan

Başkan Yrd.

Günay Özdeniz

Doğan Deniz

Muhasip

Sekreter

Üye

Üye
Ahmet Er

Mahmut Garip

Alî Rıza Saçma

Ahmet Çalış
Üye

Üye

Üye

Üye
Mahmul Beşlik

Hamza Asa

Duralı Gür

Hüseyin Top
Üye
Abdullah Ay

(ASLI GİBİDİR)

******************************************************************
*****15 – Bozyazı Milliyetçi Hareket Partisi Yönetim Kurulu 2.10.1995 günü toplanarak 3 nolu kararla Anamur’un İL olmasını destekleme yönünde sukararı almışlardır:
■16 – Aydıncık İlçesi Milliyetçi Hareket Partisi Yönetim Kurulu Anamur’un İL olmasına yardımcı olmak konusunda şu kararı almıştır:

KARAR  DEFTER

Karar Sıra No Karara Esas Olan Evraklar

Mevzuun İzahı ve Özeti

Tarihi

No. Nereden Gönderildiği

Anamur ilçesinin, il olmasının, tafsiye kararı ile ilgili

54

6.10.1995

54
Toplantı Tarihi : 6.10.1995                         günü Başkanın adı ve Soyadı: Mustafa SARI Azalar Adı ve Soyadları: Numan Gökgöz, İbiş Yıldız, Apdil Çalışkan, Ramazan Yanardağ, Ali Sandıkkaya
KARARIN   METNİ
M.H.P. Aydıncık İlçe Yönetimi 6.10.1995 günü toplanarak şu kararı almıştır. İlçemizde gündeme gelen Anamur İlçesinin il olma konusunda yönetim kurulumuz, konuyu değerlendirerek, ilçemiz açısından çok faydalı olacağı, bölgemizde ile olan uzaklıktan dolayı il ve ilçeler arasında, ekonomik, kültürel ve sosyal faliyetler konusunda çok büyük kopukluklar meydana gelmiştir. Bu kopukluktan, çevre ilçelerimizle beraber en çok zararı Aydıncık ilçemiz görmektedir. Bir an evvel bu olumsuz gidişe son verebilmek için Yönetim Kurulumuz oy çokluğuyla Anamur ilçesinin il olması için tafsiye kararı almıştır. 6.10.1995 İbiş Yıldız                Numan Gökgöz                        Başkan Mustafa Sarı Ali Smdıkkaya           Ramazan Yanardağ                 Apdil Çalışkan

(ASLI GİBİDİR)

*****13 – Bozyazı Anavatan Partisi İlçe Başkanlığı 2.10.1995 tarihinde toplanmış ve 132 sayılı kararla Anamur’un İL olması ve Bozyazı İlçesini Anamur’a bağlanmasına yardımcı olmak üzere şu tavsiye kararını almıştır. ANAVATAN PARTİSİ BOZYAZI İLÇE BAŞKANLIĞI YÖNETİM KURULU KARARI Sayı : 132 Konu : Anamur’un İl Olması Hakkında Partimizin Yönetim Kurulu aşağıda imzası bulunan üyelerimizin İştirakıyla Ali Ayaz Başkanlığı’ndatoplandı: Gündemde bulunan maddelerin görüşülmesine geçildi: Gündemin birinci maddesi ANAMUR’un il olması konusu olup bu konuda ilçe başkanı Ali Ayaz: Sayın üyeler, başkanlığımıza ANAMUR Kaymakamlığının yazdığı davetiye üzerine 29.09.1995 saat 17:00 de yapılan toplantıya sizleri temsilen katıldım. Bu topantıda komşu ilçemiz ANAMUR’un il olması ve çevre ilçelerinden kurulacak bu yeni il’e bağlanması yönünde fikir birliği içinde bir bölgesel çalışma İşbirliğine gidilmesi tartışıldı. ANAMUR’un il olmasının bölgeye getireceği yararlar anlatıldı. Bütün kuruluşların ve siyasi parti teşkilatlarının bu konuda olumlu kararlan almalarının gerekliliği ifade edildi. Bu hususta ivedi olarak harekete geçmek gerekliliği vurgulandı. Bu konuda bizimle İlçe Teşkilatı olarak bir karara varmamızı arz ve tekiif ederim dedi. İlçe Başkanımız Ali Ayaz’m Anamur’un il olması konusunda davet edildiği toplantıda, edindiği intihalarını anlatım çerçevesi içersinde yaptığı teklif doğrultusunda yönetim kurulumuzda yapılan tartışmalar sonucunda; Komiteye yön ve cesaret vermek ve ilgili mercilere belge olarak sunulmak üzere ANAMUR’un il olmasına ve BOZYAZI ilçemizin bu doğacak il’e bağlanmasına komitenin sonuna kadar arkasında olduğumuza dair bir tavsiye kararı alınmasına iştirakin OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. 02.10.1995
Ali Ayaz                  Y.Özdcmir   A.Kara      N.Ay      H.Güneş İlçe Bşk.                   Y.K.Ü.        Y.K.Ü.      Y.K.      Y.K.


M.E.Çetinkaya    M.Sarı Y.K.Ü.                      Y.K.Ü. 
A.Asutay   H.Çetin H.Atik Y.K.         Y.K.      Y.K. 
M.Hat Y.K. S. Bakın Y.K. 
M.Gündoğdu Y.K. F.Keskin Y.K. 
D.Kıhnç Y.K.

(ASLİ GİBİDİR)
*****10 – Anamur Cumhuriyet Halk Partisi İlçe Başkanlığı 10.10.1995 tarihinde toplanarak Anamur’un İL olmasının çok uygun olacağı konusunda karar almış ve Anamur’un İL olması gerektiği şöyle vurgulanmıştır:
SAYI KONU 
: Anamur’un İl Olması Hk.
CUMHURİYET HALK PARTİSİ İLÇE MECLİSİ Anamurun çevre illere uzak oluşu sebebi ile bölgemiz halkının Sağlık, Eğitim, Yol, Su, Sosyo Ekonomik yapısının hızla gelişeceği kanaatinde olup, tüm bölge halkının ortak problemi olduğundan Anamur’un il olmasını Cumhuriyet Halk Partisi olarak destekliyoruz. Başkan      : Alİ ARIDENİZ Sekreter    : Ali KÜTÜK Sayman     : Feridun KILIÇ (ASLI GİBİDİR)
14 – Anamur Milliyetçi Hareket Partisi Yönetim Kurul 3.10.1995 tarihinde toplanarak 72. nolu kararla Anamur’un İL olması hususunda yapılacak bütün çalışmalara katılacaklarını şu şekilde karara bağlamışlardır.
KURULU KARAR DEFTERİ
Karar No : 136 
Karar Tarihi: 3.10.1995
Bu karara katılanların Adı ve Soyadı: Mehmet Ali Keskinaslan (Başkan) Kamil Körhasanoğulları, İbrahim Narlıoğlu, Salih Ceylan, Duran Gök, Şahlar Aşıkoğlu, Namık Önverdi, ArifÇelik, Durmuş Ali Bulut, Sefahattin Ora, Hamdi Mersin, Ferhat Çetin, Veli Kamaz, Abdullah Tüzmen, Hamit Akdeniz, Veli Kamaz, Mustafa Savcı, Aziz Oktan. Karar:Parti Yönetim Kurulumuz 3.10.1995 tarihinde saat 13.00 itibariyle toplanarak, Anamur’un il olması hususunda yapılacak bütün çalışmalara katılma kararı alarak, Milliyetçi Hareket Partisi Anamur İlçe Teşkilatı olarak üzerimize düşen maddi-manevi her türlü gayreti göstereceğimizi, İşbu imzalanan kararla taahhüt ediyoruz. Gündemin tek maddesi bu şekilde görüşülüp karara bağlanarak, toplantıya son verildi.
II. Başkan Kamil Körhasanoğulları

Sekreter

İbrahim Narlıoğlu

Muhasip Salih Ceylan
Üye Hamit Akdeniz

Üye Duran Gök

Üye Şahlar Aşıkoğlu
Üye Durmuş Ali Bulut

Üye Ferhat Çetin

Üye Hamdi Mersin
Üye Aziz Oktan

Üye

Abdullah Tüzmen

Üye Selahattin Oral
Üye Veli Kamaz

Üye

Mustafa Savcı

Üye Namık Önverdi
Üye ArifÇelik Başkan Mehmet Ali KESKİNASLAN

(ASLI GİBİDİR)

18 – Anamur Refah Partisi Yönetim Kurulu Anamur’un İL olmasına yardımcı olmak için toplanarak şu tavsiye kararını almıştır. Anamur’un il olması için Refah Partisi Yönetim Kurulu olarak desteklerimizi bildiririz. Kemal Kılıç İlçe Başkanı Aziz Meniz, Mehmet Talu TevfıkGökkaya Yakup Yıldız Şaban Bulut Ahmet Yıldırım Abdullah Dönmez Ahmet Taş Ali BazCap Mehmet Oktar Mustafa Toru Harun Coşkun (ASLI GİBİDİR)
*****19 – Anamur Ticaret ve Sanayi Odası 2.10.1995 tarahinde toplanmış ve 26 sayılı Oda Meclisi karan ile Anamur’un İL olması hususunda hertürlü çalışmaların desteklenmesini şu şekilde karara bağlamıştır.
ANAMUR TİCARET VE SANAYİ ODASI 
Telefon    : (0-324)814 10 50 Fax         : (0-324) 814 30 8? Anamur, 02/10/1995
Servisi Sayı Özü 
Meclis Başkanlığı 2.10.1995 Tarih ve 26 Sayılı Oda Meclisi Kararı “ANAMUR İL OLMALIDIR”Anamur Mersin’e 225 km. Antalya’ya 2?0 km. uzaklıkta Coğrafi konumu ile. Türkiye’nin en güneyinde bulunmaktadır. Toros dağlarının eteklerinden kıyıya doğru gelişen kent, Deniz kıyısından 3 km. içeride, Deniz seviyesinde 10 m. yüksekliktedir. Anamur Burnu, orta Toros zincirinden “Karga Gedik” dağının Akdeniz’e uzantısından meydana gelmiştir. Bu güzel üçe kapalı bir bölgedir. Anamurun gelişmesi, alt yapı, ulaşım sorunlarını aşabilmesi ve ilin getirdiği imkanlardan yararlanabilmesi için mutlaka İl yapılması gerekmektedir. Alt yapı, şehir içi yollar, su, elektrik, telefon gibi hizmetlerin yaygınlaşması için kendine ait bir bütçenin olmasını gerektirmektedir. Akdeniz sahil şeridinde yeni bir İl kurulacaksa mutlaka bu Anamur olmalıdır. Milli gelire büyük katkıları olan ilçemiz İl olmalıdır. Anamurlular olarak devlet imkanlarından faydalanmanın İl olmakia olacağı inancındayız. Çünkü ilçe ve yöre çevre halkı en iyi yaşama şartlarına ve devlet imkanlarının iyisine layıktır. Kaymakamlığın başlattığı İlimiz-Yolumuz kampanyasına Anamur Ticaret ve Sanayi Odası Meclisi olarak destekliyoruz. Yctkilüere diyoruz ki, “Anamur İl olmayı bekliyor. Anamur halkı iie. Hakkı ile İL olmaya layıktır.” Oda olarak bu ortak hareket kararını destekliyor, Anamur’un İl olmasını hasretle bekliyoruz. Anamur Ticaret ve Sanayi Odası olarak Kampanyada her türlü çalışmanın üyelerimizin ve İlçe ekonomisinin geleceğini düşünerek, içinde olacağımızı bildiririz.
Hüseyin ÜLKÜ Meclis Bşk. 
Feridun TORUNOĞLU Yönetim Kurulu Bşk. 
Celal DOĞAN Mec.Bşk.Yrd. 
İbrahim AY Mec.Bşk.Yrd.
Mustafa ÇELİK Yön.Kur.Bşk.Vk. 
Resim ÖĞÜR Yön.Kur.Bşk.Vk. 
Rahmi YALÇIN Muhasip 
D.Ali ELEMAN Üve
Mehmet AYHAN Üye 
Yunus ÎÇÖZ Üye 
Rahmi YALÇIN Üye 
D.Ali ELEMAN Üye
Şevket ÇAM Üve 
Tuğrul EROGLU Üve
(ASLI GİBİDİR)
20 – Anamur Esnaf ve Sanatkarlar Odası Başkanlığı 4.10.1995 tarihinde toplanarak 13 sayılı karar ile Anamur’un İL olmasıyla ilgili kampanyaya her türlü desteğin verileceği şu şekilde belirtilmiştir.

ANAMUR

ESNAF ve SANATKARLAR ODASI BAŞKANLIĞI KARAR     SURETİ 
04.10.1995

Karar Tarihi : 04.10.1995 Karar Sayısı : 13 ‘ANAMUR İL OLMALIDIR’ Anamur Mersin’e 225 km. Antalya’ya 250 Km. uzaklıkta, coğrafi konumu ile, Türkiye’nen en güneyinde bulunmaktadır. Toros dağlarının eteklerinden kıyıya doğru gelişen kent, deniz kıyısından 3 km. içeridde, deniz seviyesinden 10 m. yüksekliktedir. Anamur Burnu, orta Toros zincirinden “Kara Gedik” dağının Akdeniz’e uzantısından meydana gelmiştir. Bu güzel ilçe kapalı bir bölgedir. Anamur’un gelişmesi, alt yapı, ulaşım sorunlarını aşabilmesi ve ilin getirdiği imkanlardan yararlanabilmesi için mutlaka il yapılması gerekmektedir. Altyapı, şehir içi yollar, su, elektrik, telefon gibi hizmetlerin yaygınlaşması için kendine ait bir bütçenin olması gerekmektedir. Akdeniz sahil şeridinde yeni bir il kurulacaksa mutlaka bu Anamur olmalıdır. Milli gelire büyük katkıları olan ilçemiz il olmalıdır. Anamurlular olarak devlet imkanlarından faydalanmanın il olmakla olacağı inancındayız. Çünkü ilçe ve yöre çevre halkı en iyi yaşama şartlarına ve devlet imkanlarının iyisine layıktır. Kaymakamlığın başlattığı İlimiz-Yolumuz kampanyasına Anamur Esnaf Sanatkarlar Odası Yönetim Kurulu olarak destekliyoruz. Yetkililere diyoruz ki “Anamur İl olmayı bekliyor. Anamur halkı ile, Hakkı ile ÎL olmaya layıktır.” Oda olarak bu ortak hareket kararını destekliyor, Anamur’un il olmasını hasretle bekliyoruz. Anamur Esnaf ve Sanatkarlar Odası olarak Kampanyada her türlü çalışmanın üyelerimizin ve ilçe ekonomisinin geleceğini düşünerek, içinde olacağımızı bildiririz.
Otla Başkanı Doğan Bulut 
2.Başkan Emin Yıldırım 
Üye İsmet Kocacöz 
Üye Raif Şahin
Üye Aydın Çelik 
Üye Bünyamin Kaplan 
Üye Ali Öze an 
üye Sclahattin Gürbüz
Üye O.Tekin Baki (ASLI GİBİDİR)
*****21 – Anamur Ziraat Odası Başkanlığınca 4.10.1995 tarih ve 11 nolu Oda Meclis kararıyla tüm çiftçileri temsilen Anamur’un İL olmasının başkanlıkça destekleneceği şöyle karara bağlanmıştır: T.C. ZİRAAT ODALARI BİRLİĞİ ANAMUR ZİRAAT ODASI BAŞKANLIĞI
Sayı     : 405-…. Konu   : 4.10.1995 tarih ve 11 nolu Oda Meclisi kararı 
ANAMUR 4.10.1995

“ANAMUR İL OLMALIDIR”

Türkiye’nin en güneyinde bulunan Anamurumuz, Mersin iline 225 km., Antalya iline de 250 km. mesafede olan şirin bir üçedir. Ancak coğrafi konumu Anamur’u en güneyinde bırakmakla beraber en uçta, çaresiz bir durumda kalmaya mahkum etmiştir. İlçemizin gelir kaynağının büyük bir bölümünü tarım sektörü oluşturuyor. Ancak yukarıda da belirttiğimiz mesafeler çiticimizin yetiştirdiği ürünü değeriendirememesine ve tarıma felce uğratmasına yetiyor. Akdeniz bölgesi itibari ile bir il kurulma düşüncesi var İse bu mutlaka Anamur olmalıdır. Böylece, çiftçimiz yeni imkanlara sahip olacak, teknolojinin bütün imkanlarından faydalanacak, ürününü değerlendirebilecek yeni ortamlar olacaktır. Kısaca bütünü ile CENNET ANAMURUMUZ’un yüzü gülecektir. Anamurumuz İL OLMAYI BÜTÜNÜYLE HAK ETTİ diyerek, Kaymakamlığımızın başlatmış olduğu İlimiz-Yolumuz Kamyanyasım biz Anamur çiftçisinin temsilcisi olarak Anamur Ziraat Odası meclis başkan ve üyeleri destekliyoruz.

A.Hami t Oğuz Meclis Bşk. 
Ali Çetin Meclis Bşk.Yrd. 
N.Tekin Tüzün Yönetim K.Bşk.Yrd.
Mahut UĞUR Üye 
M.Ali CEREN Üye 
Sadık YALÇIN Üye
(ASLI GİBİDİR)
  24 – Anamur Esnaf ve Sanatkarlar Kefalet ve Kredi Kooperatifi 4.10.1995 tarihinde toplanarak 200 sayılı karar ile Anamur’un İL olmasının desteklenmesini şu kararla belirtmişlerdir:
N 23 – Aydıncık Köy ve Mahalalle muhtarları-_ 5.10.1995 tarihinde toplanarak Anamur’un İL ol Mişmafanna destek verdiklerini şu şekilde , erdir:
*****AYDINCIK KÖY VE MAHALLE MUHTARLARI KARARI Anamur ilçesinin il olmasmı Aydıncık Köy ve Mahalle Muhtarları olarak istiyoruz. Böyle bir durumun gerçekleşmesi halinde Ekonomik, İktisadi, Sağlık ve diğer hizmetlerden ilçemizinde yararlanması ve Anamur İlçesinin 55 km. mesafede yakın olması göz önüne alındığında, ilçemizin menfaatlerine daha uygun olacağı kanaati ile iş bu karar oy birliği ile imzalandı. 5.10.1995
Vasfi KISA Merkez Mh. Muht. 
S.Sırrı KESKİN Atatürk Mah. Muht. 
Fahri KARA Cumhuriyet Mah. Muht.
Ömer Ah ASLAN Hürriyet Mah. Muht. 
Cemil DUMAN Yenİ Mahalle Muht. 
ismail SINAV Duruhan Köyü Muht.
Mehmet UĞRAN Eskiyörük Köy. Muht. 
Ahmet PINAR Hacıhahattin Köy. Muht. 
Kemal SERVİLİ Karaseki Köy Muht.
Abdullah KARACA Pembecik Köyü Muht. 
Mehmet Ali AKÇA Yeniyörükkaş Köy Muh. 
Veü TEHNEL Yenikas Kövü Muht.
Ahmet KÖSEOGLU Yeniyörük Köyü Muht. 
Mehmet ÖZDEMİR Karadere Köyü Muht. 
Ömer ÇEREK Tekneci Köyü Muht.
(ASLI GİBİDİR)
22 – Aydıncık İlçesi Esnaf ve Sanatkarlar Odası Başkanlığı 4.10.1995 tarih ve 50 sayılı karar ile Aydıncık halkı ve Aydıncık Esnaf ve Sanatkarlarının Anamur’un İL olmasına canı gönülden destek verildiği şöyle belirtilmiştir. AYDINCIK

Esnaf ve Sanatkarlar Odası Başkanlığı

Merkeze Mah. – AYDINCIK

Tel : (0-324) 841 37 09

Sayı     : 1995/50                                                                                                   04.10.1995 Konu    : Anamur’un İl Olması Hk. TAVSİYE KARARI Yönetim kurulumuzun 4.10.1995 tarih ve 1995/22 sayılı karan. Aydıncık her yönüyle yeteri kadar gelişememiş bir ilçedir. Bunda da en büyük faktör ilçemizin il’yakın olmamasıdır. Bu yüzden halkımız ve esnaf camiası mağdur olmaktadır. İlçemizde özellikle, Eğitim konusunda öğrenciferin yeterli imkanları yoktur. îl’egitmeleri lazım, bunu da her aile kaldıramaz, sağlık İle ilgili sorunlarda acil bir hasta olduğu zaman il’in uzak olması çoğu hastalıklarımızı yarı yoldan geri döndünnektedîr. Çiftçimizin ürettiği mallarda çoğu zaman kısa yoldan pazarlama oİayı yoktur, çiftçimizde mağdur olmaktadır. Bunun gibî daha bir çok sorunlar ilçemizde mevcuttur. Anamur il olduğu zaman, ilçemizde yatırım artacak, gençlerimize iş imkanları sağlanacak, kısaca ekonomik olarak bir değişim olacak ve sorunlar daha çabuk çözümlenecek ve Aydıncığımızın varlığı da ortaya çıkacaktır. Bu sebeplerden dolayı biz Aydıncık halkı olarak özellikle Esnaf ve Sanatkarlar olarak Anamur’un il olmasını canı gönülden destekliyoruz ve istiyoruz. Esnaf ve Sanatkarlar olarakta her türlü yardıma hazırız. YÖNETİM KURUL Başkan : Fikri UZUN                Başkan Yrd. : Halil ARI     Başkan Yrd. : Mükremin KOCABAĞ Üye : Yüksel VATAN         Üye : Şükrü DURU                      Üye : Ali MÎNKİL Üye : Abdil ASİLKAN (ASLI GİBİDİR)

*****S.S. ANAMUR ESNAF VE SANATKARLAR KEFALET VE KREDİ KOOPERATİFİ
Konu : Anamur’un İl Olması ilk. 
Tarih   : 04.10.1995 Savı    : 200

ANAMUR İL OLMALIDIR1

Anamur Antalya iline 250 km., Mersin iline 225 km. uzaklıkta coğrafi konumu ile, Türkiye’nin en güneyinde bulunmaktadır. Toros dağlarının eteklerinden kıyıya doğru gelişen kent, deniz kıyısından 3 km. içeride deniz seviyesinden İÜ m. yüksekliktedir. Anamur burnu, orta Toros zincirinden “Karga Gerik” dağının Akdenize uzantısından meydana gelmiştir. Bu güzel ilçe kapalı bir bölgedir. Anamurun gelişmesi, alt yapı, ulaşım sorunlarını aşabilmesi ve ilin getirdiği imkanlardan yararlanabilmesi için mutlaka il yapılması gerekmektedir. Alt yapı, şehir içi yollan, su, elektrik, tele fon gibi hizmetlerin yaygınlaşması için kendine ait bir bütçenin olması gerekmektedir. Akdeniz sahil şeridinde yeni bir il kurulacaksa mutlaka bu il anamur olmalıdır. Milli gelire katkıları olan İlçemiz il olmalıdır. Anamurlular olarak devlet imkanlarından faydalanmanın il olmakla olacağı inancındayız. Çünkü ilçe ve yöre çevre halkı en iyi yaşama şartlarına ve devlet imkanlarının İyisine layıktır. Kaymakamlığın başlattığı İLİMİZ-YOLUMUZ kampanyasına Anamur Esnaf ve Sanatkarlar Kefalet ve Kredi Kooperatifi Meclisi olarak destekliyoruz. Yetkililere diyoruz ki: “ANAMUR İL OLMAYİ BEKLİYOR. ANAMUR HALKİ İLE, HAKKI İLE İL OLMAYA LAYIKTIR.” Kooperatif olarak ortak hareket kararını destekliyoruz. Bu kampanyada her türlü çalışmanın ortaklarımıza ve ilçe ekonomisinin geleceğini düşünerek, içinde olacağımızı bildiririz.

Aydın ÇELİK Başkan 
M.Kemal ÖZTÜRK 2. Başkan 
Doğan BULUT M.Üve 
Şevki YILMAZ M.Üve
İsmet KARAGÖZ Üye 
Emin YİLDİRİM Üye 
Ersoy ÖZ Üye
(ASLI GİBİDİR)
Anamur İlçesinin genel olarak tanıtılması 
a. Tarih ve Coğrafi Yapısı: Akdeniz kıyısında bulunan Anamur İlçesi; Doğusunda Bozyazı, Batısında Antalya’nın Gazipaşa İlçesi, Kuzeyinde Ermenek İlçesi ve Güneyde Akdeniz ile çevrilidir. İlçe merkezi Mersin’e 232 km, Antalya iline 260 km, Karaman iline 220 Km. ve Kıbrısa 40 mil (76 km.) uzaklıkta olup, Mersin-Anîalya Devlet Kara Yolu üzerinde yüzölçümü 2102 km.dir. Orta Toros Dağlarının Akdenize inen kollan ilçe topraklan içinden geçer.Bundan dolayı arazi engebeli ve dağlıktır. Kıyıdan 5-10 km. içenlerde 500-1000 m. yükseklikte dağlara rastlanmaktadır. Toroslann kollarından olan ve değişik adlar taşıyan bu dağların başlıcaları şunlardır: Alamoz, Kızıldağ, Naldöken. Kızıldağın sarp yamaçları arasında sıkışmış yaylalar, dağ köyleri mevcuttur. Bu yamaçları çoğunlukla meşe ve az miktarda da kızılcam ormanları kaplar. Denizden 3 MİL YILLIK GIR GEÇMİŞE SA-HİP OLAN BU MAĞARA ASTIM* HASTALIĞINA İYİ GELDİĞİ VE ÇO CUKSUZ KİMSELERDE DOĞUR-. GANLIK YARATTİĞİ İNANCI YAY GINDIR. YILLARDAN BERİ HERKES MA ĞARANIN ŞİFA BÖLÜMÜNDE SAĞLIK, HUZUR BÖLÜMÜNDE RAHATLIK. DİLEK KUYUSU BOLÜ MÜNDE MUTLULUK ARAMIŞT m. kadar içeride küçük-küçük tepeler üze­rinde kurulu bulunan namur İlçesinde, ev­ler 16 mahallede toplanmıştır. Anadolunun Akdenizde en güney noktası olan Anamur Burnu ilçenin 7 km. Kuzey-Batısına düş­mektedir. Anamur Burnu’nun en yüksek noktasında bir deniz feneri mevcuttur. Ana­mur Burnu Orta Toros dağ zincirinden Kara Gedik Dağının Akdenize uzanmasından meydana gelmiştir. 36 Kuzey Paraleli bu burnun 5-6 km. güneyinden geçmektedir. Denizle Kasaba arasında uzanan bu düzlüğe çorak ovası denmektedir. Bu ova İlçenin batısındaki Sultansuyu Çayı ile doğusundaki Anamur Çayı’nın (Dragonda) getirdiği Alivyonlardan meydana gelmiştir. Ovanın üst toprağı 20-30 Sm. kalınlığında Killi-Tınlı kahverengi, alt kısmı ise kalker oranı fazla olan toprak­lardan oluşmuştur. Bu ovanın toprakları oldukça verimli ve zengindir. İlçe içinde bulunan dereler ve çaylar çoğunlukla kuzeyden güneye akarlar. Bunlara uyarak dağlar; sırtlar ve tepeler halinde parçalanır. Suîtansuyu, Anamur (Dragonda) çayı başlıca akarsularıdır. Anamur ilçesi 36 derece sıfır, 6 dakika kuzey enlemi ile 32 derece 50 dakika doğu boylamları arasında bulunan ve deniz se­viyesinden ortalama 50 metre yükseklikte kuzeyi, doğusu ve batısı dağlarla çevrili bir sahil şerididir. İklimi karakteristik Akdeniz iklimi olup, yazları sıcak ve kurak, kışları ılık ve yağışlıdır. Yıllık yağış toplamı 1032,3 mm.dir. Yağışın en fazla olduğu aylar, Ekim, Kasım, Aralık, Ocak ve Şubat aylarıdır. Yıllık ortalama yağışlı gün sayısı 75 dir. En soğuk aylar Aralık, Ocak ve Şubak aylarıdır. Don olayı pek nadir görülmektedir. 25 yıllık ortalamalara göre yıllık sıcaklık ortalaması 19,9 derecedir. En düşük sıcaklık 5.2.1950 tarihinde eksi 4,7 derece, en yüksek sıcaklıkta 8.8.1956 tarihinde 44,2 derece olmuştur. 30 derece ve üstündeki tropik günlerin yıllık topla­mı 98,25 ve yukarı günler sayısı yıllık 177 gündür. “0″ derece ve daha aşağı kış günleri sayısı ise 0,4′tür. Yıllık nem ortalaması %64 olup bu miktar kışın %90′a kadar yükselip, yazın ise %15′e kadar düşmektedir. Ortalama olarak senenin 145 günü açık, 180 günü ise bulutlu ve 40 günü de kapalı geçmektedir. Güneşlik süresi günde ortalama 8,4 saattir. Ortalama rüzgar hızı ise 2,5 m/sn. olup, fırtınalı gün sayısı ortalama 8.1 dir. Deniz suyu sıcaklığı yıllık ortalaması 21.1 derece olup, en düşük ay 16,4 derece ile Şubat, en yüksek ay 27,2 derece ile Ağustos ayıdır. Anamur’da Akdeniz bölgesinin karakteristik bitki topluluğu olan kısa ve bodur ağaçlardan oluşan makiler ve ormanlar geniş saha kaplarlar. Ormanlar 788 km2 ile yüzölçümünün %28 oranında olup, sahilde daha ziyade çam, yüksek bölgelerde ise köknar ve katran cinsindendir. Tarihi yönden de zengin olan Anamur İlçesi, eski Anamorium adında gelmektedir. Latin dilinde Enem, Burun, Orium ise rüzgar anlamına gelmekte ve bir bütün olarak da Rüzgarlı burun anlamını taşımaktadır. Finikelilerin-Hiîit ve Asurlulann, İranlıların ve daha sonrada Romalıların eline geçen Anamur İlçesi özellikle bu dönemde Ticaret alanında gelişmiştir. O  çağlarda Kilikyaya bağlı olan bir liman şehri görünümündeki Anamur tüm Kiiikya şehirleri ile birlikte İmparator Galigula tarafından Komma Genes Kralı IV Antikosa verilmiştir. Anamur yöresinde yapılan kazılarda ele geçen paralar üzerinde Kitustan valeri Anusa kadar gelip geçmiş Roma İmparatorlarının resimlerine rastlanmıştır. Romalılardan Bizanslılara geçen Anamur, Bizanslılar zamanında yeniden inşaa edilmiştir. Hükümet Merkezi Konya olan Selçuklu Hükümdarı Alaaddin Keykubat Ertokuş beyi kıyı şehirlerinin alınmasına memur etmiş ve oda 1228 yılında Anamur’u zaptetmiştir. Daha sonra Karamanoğullarının idaresine geçen Anamur1869 yılında Osmanlı idari teşkilatında müdürlük, 1869 yılında da Kaymakamlık olmuştur. 1859 yılı teşkilatında müdürlük bugünkü Nasrettin Köyünde kurulmuş, zamanın beyleri işlerine idarecileri karıştırmamak için müdürlüğün Anamur’un içinde çorak adı ile bilinen mevkiye taşınmasın sağlamışlar ve 1869 yılında da Kaymakamlık olmuştur. Kaymakamlığın Mamure Kalesine taşınması için çalışmalar yapılmışsa da bu durum gerçekleşmemiştir. Bu günkü Hükümet binasının bulunduğu yerde Rumlara ait bir kilise bulunmaktaydı.
Rumların Anamur’u terketmesinden sonra Kilise yıkılarak yerine bugünkü Hükümet binası ■ yaptırılmıştır. b. Nüfus Durumu : İlçemizin köyler dahil toplam nüfusu 66365 dir. İlçemizin Merkez nüfusu 38.817 olup, ilçemize bağlı köylerin nüfusu ise 27.548′dir. İlçe faal nüfusunun %65′i ziraat, %15′i ticaret, %1O’u serbest meslek, %5′ide memuriyetle uğraşmakta olup, geriyekalanı ise başka işler yapmaktadır.
c. idari Durumu : 1987 yılı içinde Bozyazı Kasabasının ilçemizden ayrılarak yeni bir ilçe olması nedeniyle, ilçemizin 37 köyü, bir merkez belediyesi, iki belde belediyesi mevcut olup, ilçeye bağlı bucak yoktur. Şuanda ilçe merkezi 16 mahalleye ayrılmıştır. Anamur ilçesi Toros dağlarının denize doğru açılan eteklerinde kurulmuştur. Ancak son yıllardaki hızlı konut yapımı ve kooperatifleşmeden dolayı yerleşim kasaba merkezi ile İskele arasındaki ovaya kaymaya başlamıştır. Arazinin dağlık ve engebeli oluşu nedeniyle Köylerimiz toplu köyler değildir. Dağınık ve serpiştirilmiş bir durumdadır. ilçe merkezi ve 9 kadar köyümüz sahil bandı üzerindedir. Köylerin ilçe merkezine yakınlığı, ulaşım kolaylığı, halkının ekonomik, görgü ve eğitim durumlarının elverişli olması nedeniyle devlet yönetimiyle halkın arasındaki iîişkiier istenilen düzeyde sürmektedir. İlçemize bağlı 31 köy dağlık yörelerde kurulmuştur. Sahilden içerilere doğru gidildikçe köylerin ilçe merkezine uzaklığı, ulaşım güçlüğü, ekonomik, görgü ve eğitim düzeylerinin kifayetsizliği devlet hizmetlerinin köylere götürülmesini güçleştirmektedir. İlçemizde mezra ve oba yoktur.
Anamur II Olmalıdır 
49
  d. Sosyal Durum : Büyük merkezlerden uzakta, Torosların eteğinde kurulmuş Cumhuriyetten önce hiç devlet ile uzanma­mış Anamur’da halk dededen gördükleri genellikle tek katlı bir tarafı hayvan barınağı iki odalı evlerde ikamet etmekteydiler. Yazaları yayla için Toroslara çıkan halk çadır biçimi kurdukları ottan, çalıdan tek odalı sayfantiarda dede-ebe-anne-baba ve çocuklar beraber yaşamışlardı. Büyük merkezlerle sosyal Kültürel bağ kuramama, sosyal çevre edinememe nedeniyle konut kültürü gelişmemişti. Ancak Anamur merkezi ve bazı beylerin yaşadığı köylerde üzeri kiremitli üç dört katlı “Köşk” adı verilen bol pencereli ve tavanları ağaç süslemeli az sayıda eski evler birer tarihi anı olarak kalmaktadır. Ancak son yıllarda halkın gelir ve kültür düzeyinin yükselmesi, ulaşım imkanlarının artması sonucu ilçe merkezinde bulunan eski, topraktan, kargir binaların yerini 8-10 katlı modern yapılan ve bahçe tipi konutlar almaktadır. Anamur İl Olmalıdır
Aynı şekilde ilçe merkezine bitişik yakın çevre köylerinde dağlık ve yamaçlık sahalardaki eski yerleşim alanları terkedilerek sulanabilen tarıma elverişli arazilere kayma görülmekte ve şuanda ilçenin tüm köylerinde elektrik enerjisi mevcut bulunduğundan köylerimizde de planlı ve modern konutların yapımı hızla çoğalmaktadır. İlçe ekonomisinin ana kaynağı tarım olup, iş ve çalışma hayalıda tarıma dayalı bulunmaktadır. İlçe hudutları içerisindeki arazilerden küçük aile işletmeciliği yapılmaktadır. Her çiftçi ailesi işletmesinin küçüklüğü nedeniyle kendi işini kendisi görebilecek kapasitededir. Son yıllarda büyük bazı işletmeler ortaya çıkmıştır. Özellikle besicilik, süt inekçiliği ve balıkçılık alanında büyük işletmeler kurulmaya başlanmıştır. Şuanda sulanan tarım arazisi toplamı 2479 hektar sulamada kullanılan su miktarı ise 30145000 metreküp olmuştur. Anamur İlçesinde 129844 hektar orman varlığı bulunmaktadır. Yukarıda belirtilen tarla bitkileri sebze ve
 meyvelere ek olarak 12 bin ton domates, 10500 ton salatalık, 90 ton kabak, 120 ton kavun, 35 ton taze fasulye üretimi ilçenin sosyal yönden gelişmesine katkıda bulunmaktadır.
e. Eğitim ve Kültür Durumu İlçemizde eğ iti m-öğ retim çalışmaları Cumhuriyet döneminde hız kazanmıştır. İlk defa 1909 yılında üç sınıf üzerinden öğrenim yapmak üzere Rüştiye mektebi açılmış, 1914 yılında altı sınıf üzerinden eğitim yapmak üzere genişletilmiştir. Cumhuriyet döneminde bugünkü Atatürk İlköğretim Okulu 1937 yılında öğretime başlamış, Merkez dışınada Ortaköy, Köprübaşı, Ovabaşı ve Güngören gibi bölgesel ilkokullar açılmış ve bilaharede ilçemiz merkez ve köylerinde ilkokul sayısı hızla çoğalmaya başlamıştır. Şuanda köylerimizde 58 ilkokul vardır, okulsuz köyümüz yoktur. İlçemizde altı adet lise ve dengi okul, 9 adet ilköğretim okulu bulunmaktadır. Ayrıca iki adet Özel Dersane, bir adet Dil Eğitim Merkezi, bir adet Sürücü Kürsü, bir adet Bilgiişlem Merkezi bulunmaktadır.
İlçemizide yaygın eğitim faaliyetleri, Halk Eğitimi Merkezi Müdürlüğü ve Çıraklık Eğitimi Müdürlüğü kanalıyla yürütülmektedir. İlçemizde Turizm işletmeciliği ve Otelcilik Bölümü iie İşletmecilik bölümü bulunan bir Yüksek Okul bulunmaktadır. İlçede folklor çok zengin olup, halkımızın gelenek ve görenekleri, yaşama şekilleri, sosyal yaşantıları, dünya görüşü, duygu ve düşünceleri, acı-tatlı günleri, zevkli ve neşeli anları folklorumuzun içinde gizlidir. Anamur Folklorunu zenginleştiren etkenlerin başında yöreye has 20′ye yakın oyun türünün olmasıdır. Anamur Halk Oyunları ekipleri geçtiğimiz yıiiarda Türkiye genelinde yapılan Lise ve dengi okullararası yarışmalarda Türkiye birincilikleri kazanmışlardır. f. Ekonomik Durum : İlçemiz Ekonomik hayatında Tarım birinci sırayı alır. Bundan 4050 yıl öncesine kadar muz, susam, mısır, hububat ziraatı yanında sürü hayvancılığı yapılıyordu. Daha önceleri münferiden tarımı yapılan yer fıstığı 1950 yıllarından sonra etkinlik göstermeye başlamış ve Anamur’un belli başlı kazanç sağlayan mahsul durumunu almıştır. 1950-1960 yılları arasında tarıma makineleşmenin girmesi, 1960-1966 yıllarında kimyevi gübrenin faydasının üreticiye kabul ettirilmesi, 1967 yılında da DSİ sulama suyunun ovaya verilmesi ile kuru ve sulu tarım alanlarında ve kültür bitkilerinin verim ve üretiminde büyük artışlar sağlanmıştır. 1967 yılında ilçede ilk sera sebzeciliği başlamış ve hızla gelişerek yaygınlaşmıştır. Yukarıda belirtildiği üzere ilçede 1990 yılı içerisinde sulanan tarım arazisi toplamı 2479 hektara ulaşmış, yine 1994 yılı içerisinde sulamada kullanılan su miktarı 30145000 metreküp olmuştur. İlçemiz Ziraat Bankası kanalıyla 1994 yılında toplam 99.523.272.698.- TL. kredi kullandırılmıştır. Anamur’da Tarım Kredi Kooperatifi tarafından 62775 kilogram kimyevi gübre 75974 kilogram sera naylonu, 202966 kilogram hayvansal yem, 126240 kilogram sera demiri dağıtılmış olup, karşılığında 7.538.885.238.- TL alınmıştır. Tarım Kredi Kooperatifi tarafından üyelere sadece 1994 yılı içerisinde 22.328.924.- TL. kredi verilmiştir.                                                                                                                                                                          
koyun, 50.000.000 adet kıl keçisi, 55.000 adet kanatlı, 3514 adet tek tırnaklı, 15 adet deve ve 7350 adet kovan bulunmaktadır. İlçede 1994 yılında 23.366 ton süt, 1252 ton et, 24.4 ton yapağı, 31,2 ton kıl, 40.000.000 adet yumurta ve 135 ton bal üretilmiştir. İlçemizde 23034 siter, siterli; 105862 metreküp, metreküplü orman üretimi sağlanmış ve 1994 yılı içerisinde orman gelirlerinden 160.058.342.000.- TL. gelir elde edilmiştir. Ayrıca tarım ürünlerinden 1994 yılı içerisinde 1.396.879.500.- TL. girdi sağlanmıştır. İlçemizde bugüne kadar büyük çapta sanayi sitesi kurulmamıştır. Ancak tarıma dayalı sanayi kuruluşları vardır. İlçemizde şuanda Ticaret ve Sanayi Odasına kayıtlı 180 adet kooperatif bulunmaktadır. Bu kooperatiflerin 82 adedi yapı koopeeratifi, 5 adedi tüketim kooperatifi, 93 adedi Motorlu Taşıyıcılar ve Tarımsal Kalkınma Kooperatifidir. İlçe içinde şuanda altı adet banka mevcut olup, bankalar faaliyetlerini en iyi bir şekilde sürdürme çalışmaları içerisindedirler. Bütün bunlar gösteriyor ki, Akdeniz bölgesinde İL olmaya en müsait ilçe Anamur’dur. Anamur niçin İL olmalıdır? Anamur: İçel ve Antalya illeri arasında 500 kilometrelik bir alanın ortasındadır. Karadeniz sahillerinde bu mesafe içinde 9 il merkezi bulunmaktadır. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine 75 kilometrelik mesafe ile Türkiye’nin en yakın toprak parçasıdır. Hizmetlerin halka ulaştırılması, askeri stratejik, sosyal, kültürel, idari, ekonomik durumları: Coğrafi konumu, turizm, tarım ve folklor zenginlikleriyle Türkiye’de İL olmaya en müsait ilçe Anamur’dur. Tarihi Anamur’da: Kilikya’lılar, Hit’liler, Asur’lular, Romalı’lar, Bizanslılar, Arap’lar, Selçuklular, Osmanlılar yaşamışlardır. Roma ve Bizanslılardan kalan Mamure Kalesi; Su kemerleri, hamamı, tiyatrosuyla: Anamur’yum antik kenti, Sarnıçları, surlarıyla, Kalinören Antik Kenti, Sarkıt ve dikitleriyle, Buğu Mağarası, Karamanoğullarından kalan Yivli Minareli Akcamii, 1911′de Fransızlar tarafından yaptırılan Deniz Feneri, 1230 yılında Karamanoğuilarınca yaptırılan Alaköprü, yedi bölümden oluşan Bicikli Mağarası, Dünyanın ikinci büyük mağarası olan yaklaşık 2000 metre derinliğindeki Çukurpınar mağarası, Astımlı hastaların                                                                                                            şifa bulduğu 500 metre genişliğindeki Köşkbükü mağarası, yaklaşık 300 çadır kapasiteli pullu mesire yeri, 15 bin eserin bulunduğu müze, pınarlar, şelalesi, tarihi ve doğal zenginlikleriyle bakir kalmış 13 kilometrelik sahil şeridiyle Anamur eski ve yeni çağlara ait güzellikleri bünyesinde toplamıştır. Anamur İL olduğu taktirde yeterince hizmet verebilecek kapasiteye sahip bütün daire ve kuruluşlar mevcut olacak, alt yapısı, yol, su, elektrik, telefon, kanalizasyon şebekesi tamamlanacak, bina ve okullaşma yönünden eğitim öğretim en üst düzeye çıkarılmış olacak; sosyal ve ekonomik yönden arzulanan hedefe ulaşılacaktır.
Anamur İL olmaya hazırdır.
Bu kitapçık Anamur ve Bozyazı Belediyeleri tarafından hazırlatılmıştır. Hazırlayan: Anamur Milli Eğitim Md. GAZİ MERT ************************************************************************************************************************************

Üçüncü Kitap

3 – ANAMUR YÖRESEL HALK HİKAYELERİ

 NOT : Anamur Halk Oyunları ile ilgili aşağıdaki hikayelerden ;
a – ANAMUR YOLLARI ,
b – DANIŞMANIN DÜZLÜĞÜ ,
c – GÖK GARGA ZEYBEĞİ ,
d – GERALİ HAMÇÖKELEK 2006  yılında  bastırdığım ANAMUR YÖRESEL HALK HİKAYELERİ kitabımda yer almış, kitap 10.000 adet bastırılıp dağıtılmıştır. Ayrıca ANAMUR YOLLARI ve GERALİ HAMÇÖKELEK hikayeleri RADYO TİYATROSU olarak yazılmış ve TRT’nin açtığı HİKAYE YARIŞMASI’na katılmıştır.
                                                                               BİRİNCİ BÖLÜM

                     ( 1 ) ANAMUR YOLLARI

Dudu gelin elindeki tokucakla Kızılca köyünün 2 km uzağındaki bük’lere giden akarsuda yıkamakta olduğu çamaşırlara son vuruşunu yaparken karnında büyük bir ağrı hissetti.

Taş üzerine yerleştirdiği çamaşırlara tokucakla bir daha bir daha vurmaya çalıştı.

Tokucak indikçe karnındaki acıyı daha çok hissetmeye başladı.

Çamaşır yıkamak için gelen komşu kızı Şaziye işini bitirmiş ve köye dönmüştü. Yapayalnızdı. Gün batmak üzereydi.

Az ileride otlayan eşek de huysuzlanmış ön ayağının biriyle yeri eşeliyordu.

Yıkadığı çamaşırlar, su ısıtmak için getirdiği kazan, deterjan yerine kullandığı pelit külü’nün arta kalanlarının bulunduğu kıl torba, çamaşır döğmek için getirdiği tokucakın eşeğe yüklenmesi gerekiyordu.

Fakat kıpırdayamıyordu.

Karnındaki ağrı kasıklarına kadar inmişti.

Komşu kadın Nadire; ” sancın geldiği zaman haberimiz olsun ” demişti.

Acaba bu ağrı “sancı” mıydı ? “Doğum sancısı” bu muydu ?

Kocası Musa Anamur’a çalışmaya gideli aylar olmuştu. “Ben gelinceye kadar doğum olmaz” demişti.

Aynı ağrıyı bir gün önce de hissetmişti. İki büklüm bir halde zorla eşeğin palanını üzerine koydu. Kolanı iyice sıkıştırıp sıkıştırmadığını hatırlamıyordu bile.

Kıldan yapılmış heybeyi palanın üzerine attı. Heybenin gözlerine çamaşırları doldurdu. Kazanı zorluklar içinde palanın üzerine yerleştirdi. Her iki kulpundan kolana bağcıklarla bağladı. Pelit külünün bulunduğu kıl torba ile tokucağı kazanın içine attı.

Eşek önde, Dudu gelin arkada yola koyuldular.

O gün ayın 14′ü idi.Eve vardıkları zaman neredeyse gecenin üçte biri bitmişti.Keçileri otlatan kayınbiraderi Salih ile oğlakları otlatan kaynanası Durdane Ana çoktan uyumuşlardı.Ocakta yanan odunların közü kalmış ve odayı hafifçe aydınlatıyordu.Durdane Ananın uykusu çok hafifti. Bir süre çamaşıra giden gelini Dudu’nun gelmesini beklemiş o gelmeyince bükten gelen gompillerden bir kaçını köz’e atmış oğlu Salih ile birlikte gompil ve ayranla karınlarını doyurmuşlardı.

Dışardan duyduğu tıkırtı ile uyanan Durdane Ana Dudu’nun yardımına koşmuş, birlikte eşeğin yükünü indirmişler, ilerdeki ardıç ağacına eşeği bağlayıp içeri girmişti. Birde ne görsün? Dudu gelin yerde kıvranıyor, kayınbiraderi Salih’in sesini duymaması için ala yazmasının ucunu iki dişinin arasında sıktıkça sıkıyordu. Durdane Ana vaktin geldiğini hissetmiş ve önceden hazırladığı koyun yünü ve pamuk ipliğinden yapılmış ala kilimi, keçi kılından yapılmış çulun üzerine atmış, Dudu gelini üzerine yatırmıştı. Oğlu Salih’i uyandırmış, eline bir kıl çuval tutuşturmuş, yatması için evcik’in erzak deposuna göndermişti. Durdane Ana; Dereköy’e gelin olarak gönderdiği kızı Gülsüm ile komşusu Bekir Koca’nın oğlu Aptil’e verdiği Şaziye ve oğlu Salih’i doğurmuş fakat hiç çocuk doğumunda ebe olarak bulunmamıştı. Ancak keçileri otlatırken onların kuzlama’sına yardımcı olmuştu. Dudu gelin de hiç doğum yapmamıştı. Ama bir defasında oğlak güderken rastladığı komşu köyden Rahime Kadının anlattıklarını dinlemişti. Her şeyi anlamıştı ama göbek bağını kesme olayına akıl erdirememişti. Kaynana gelin doğumun gerçekleşmesinden sonra göbek bağını da iki taşın arasında kesmişler, Dudu gelin derin bir uykuya dalmıştı. Rüyasında Anamur’a çalışmaya giden kocası Musa’yı görmüş bir erkek çocukları doğduğunu Musa’ya anlatmış oda “adını Ahmet koyalım” demişti. Uyandığı zaman Durdane Ana’ya rüyasını anlatmış böylece çocuğun adı da konmuştu; Ahmet … Aynı günlerde Kızılca köyünün kuzeyinde bulunan bir Sayfant’ta gece yarısı yine bir hareketlilik gürünüyordu. Sayfant iki katlı idi alt katta hayvanların barınması için ahır bulunuyordu. Sayfant’ta dede Ese Dayı, karısı Sabahat, gelini Fatma, damat Sadık, Ese dayının üç torunu birlikte yaşıyorlardı. Sayfant’ın yatak odasında gelin Fatma doğum sancısı çekiyordu. Eşinin doğumunun yaklaştığını bilen Sadık doğum için halası Zehra’yı “ebe”lik yapması için getirmişti. Zehra’nın yardımı ile bir kız çocuğu dünyaya getiren Fatma; dördüncü çocuklarının da kız olduğunu duyunca kocası Sadık’ın kendisine kızacağını hissetmiş ve saatlerce onun kapıdan görünmesini beklemişti.

Fatma’nın Sadık’ı beklediği saatlerde Sadık eşinin bir kız çocuğu dünyaya getirdiğini duyunca onu tebrik bile etmeden, çocuğunun yüzünü bile görmeden yaya olarak çalışmaya gitmek üzere kayrak çakıllı yollardan Bozyazı kasabasına yönelmişti.”Adını Gülizar koyun” diyen dede Ese Dayı gelini Fatma’nın bir erkek çocuk dünyaya getirmemesine hayıflanıyor, karısı Sabahat’a dert yanıyordu :” Biz yaşlandık Bük’te kim çalışacak? Gompil’leri kim çapalayacak ? Değirmene kim gidecek? Anamur’a, Bozyazı’ya kim gidip şeker, pirinç, tütün getirecek? Diğer torunlar gibi buda kız … La havle vela kuvvete ..”Yeni doğan bebeğe Gülizar adını koymuşlardı.Ahmet yedi yaşına gelince elinde azık torbası, belinde keser, önünde 30 – 40 oğlakla o dağ senin bu dağ benim dercesine Kızılca köyünün doğusundan batısına güneyinden kuzeyine basmadık yer bırakmamış; 15 yaşına gelinceye kadar hep keçileri ve oğlakları gütmek, anasına yardım etmekle günlerini geçirmişti.Amcası Salih evlenmiş başka bir eve taşınmıştı.

Kocasını Yemen çöllerinde savaşta kaybeden ebe’si Durdane Ana artık yatalak şekilde evin bir köşesinde yatıyordu. Musa Anamur’dan geleli aylar olmuştu. Oğlu Ahmet’in genç bir delikanlı haline geldiğini görünce çalışmak üzere onu da Anamur’a götürmeyi planlamaktaydı. Çok değil iki yıl birlikte çalışsalar Sadık’ların evi gibi bir sayfant yaptırmayı ve evcik’ten kurtulmayı planlıyordu. Bir sonbahar sahahı Musa oğlu Ahmet ile birlikte kayrak çakıllı yollardan Bozyazı’ya, oradan da Anamur’a gelmiş Akcami’nin karşısındaki han’a yerleşmişti. Ahmet babasıyla birlikte tam üç yıl Anamur ve Bozyazı ovasında ne iş bulduysa çalışmıştı. Anamur’un 6 km güneydoğusunda bulunan Mamure Kalesi ile, 7 km batısında bulunan Anemurium antik kenti, Karamanoğulları tarafından yapılan Akcami, bahçelerinde çalıştığı Molla Mehmet Evi, Şevki Efendi Evi, Hakkı Efendi Evi, şehir merkezinde bulunan iki katlı kilise ve her pazar çalan kilise çanı onun genç ruhunda fırtınalar estirmişti. Babası haklıydı. Kızılca’da bir Sayfant’ları olmalıydı. Evcik’ten kurtulmak gerekti. İyi bir para biriktirmişler ve bir sene içinde Sayfant’a taşınmışlardı.

19 yaşına gelen Ahmet için Kızılca köyünde çobanlık yapmaktan başka yapacak bir iş de yoktu.Artık Anamur ve Bozyazı’ya çalışmaya da gitmiyordu.Çocukluk arkadaşı Gülizar bük’te gompilleri sularken Ahmet birkaç defa keçileri sulamak için tarlanın önünden geçmiş ve bir defasında Gülizar’la göz göze gelmişlerdi.Artık her akşam üzeri keçileri sulamak için bük adı verilen tarlanın önünden geçerken hep Gülizar’la karşılaşan Ahmet ile Gülizar arasında sıcak bir yakınlaşma peydahlanmıştı.

Gülizar’a göre Ahmet köydeki gençlerin hiçbirine benzemiyor, daha alımlı bir görünüm sergiliyordu. Ahmet’e göre Gülizar ise Anamur da gördüğü şehir kızlarının, bey kızlarının hiçbirine benzemiyor, daha bir sıcak bakıyordu. Bir defasında yeni doğan bir oğlak Ahmet’in kucağında iken Gülizar oğlağın başını okşamış, gözgöze gelmişler, Gülizar’ın yanakları al al olmuş koşarak Ahmet’in yanından uzaklaşmış, Ahmet ise heyecandan oracığa yığılıp kalmıştı. Bir defasında da Ahmet Kocacevizden kopardığı cevizlerden birkaç tanesini Gülizar’ın yanına bırakmış, Gülizar’ın bu cevizleri aldığını görünce o gün sabaha kadar sevincinden uyuyamamıştı. Yine bir defasında dağdan topladığı alıçları azık çıkısına koymuş, Gülizar’a vermiş onun közde pişirip aynı azık çıkısına koyduğu Gompilleri almıştı. Bu basit ve safça alışverişler, bakışlar iki genci birbirine iyice yaklaştırmıştı. Ese dayı bir hayli yaşlanmış, ilerlemiş yaşına rağmen torunu Gülizar’ın her akşam üzeri kargaları kovalamak bahanesi ile tarlaya – büke gidişine pek anlam verememiş, ilerleyen aylarda Ahmet ile olan yakınlaşmasını ilgi ile izlemişti. Gençliğinde kendisi de böyle bir sevdaya tutulmuş fakat sevdiceği bir başkasına yar olmuştu. Ahmet’te kendi gençliğini Gülizarda sevdalandığı ve kavuşamadığı komşu kızının gençliğini görüyordu.

Durdane Ana’da yatalak olmasına rağmen Ahmet’teki bu değişikliği fark etmiş Ese Dayı gibi o da genç kızlığını hatırlamış, gençliğinde sevdalandığı gencin bir başkası ile evlendiğini düşünmüş, Gülizar’ı kendisine Ahmet’i sevdalandığı gence benzetmişti.Acaba birbirine kavuşamayan bu iki sevdalı Ese Dayı ile Durdane Ana’mı idi?Gülizar bir gün özene bezene gompil ekmeyi yapmış, babasının Bozyazı’dan getirdiği pirinçten pilav hazırlamış sevdalısı Ahmet ile birlikte koca taşın arkasındaki piynar ağacının gölgesinde birlikte yemek yiyeceklerdi.Ahmet’te keçi yoğurdundan yapılan taze ayran getirecekti.

Nedendir bilinmez. Gülizar annesi Fatma’ya babası Sadık’a ebesi Sabahat’a değil de dedesi Ese Dayı’ya bu buluşmayı haber vermiş, Ahmet’te durumu annesine, babasına değil ebesi Durdane Ana’ya anlatmıştı. Genç sevdalılar koca taşın arkasındaki piynar ağacının dibinde piknik yaparken sol taraftaki ardıç ağacının dibinden Ese Dayı, sağ taraftaki andız ağacının dibinden Durdane Ana yaşlı gözlerle onları izlemekte idi. Genç sevdalılar tuluk ayranını yudumlarken iki yaşlı gözde karşılıklı birbirlerini süzüyordu.

Ahmet’le Gülizar’ın dillere destan gizli sevdası masum bir şekilde yıllar yılı devam etmiş derken her Türk genci gibi Ahmet’de askere çağrılmıştı.Ahmet yavuklusuyla hüzünlü bir ayrılık yaşamış, Gülizar’ın kendisine verdiği işlemeli beyaz mendili itina ile iç cebine yerleştirmiş, kendisini uğurlayan komşuları ile vedalaşmış tek başına kayrak çakıllı yollardan geçerek 60 km uzaklıktaki Anamur’a gelmişti.Diğer köylerden toplanan gençlerle birlikte Ermenek Sancağına varmışlar oradan Konya’ya gitmişlerdi.

Konya’da sıkı bir askeri eğitimden geçen Ahmet, Çavuş rütbesi almış ve Ahmet Çavuş olarak İstanbul’a gönderilmişti. Ahmet’in İstanbul’da Selimiye kışlasında askerlik yapmaya başlamasından iki ay sonra Balkan Savaşı çıkmış, Balkan Devletlerinden Bulgaristan, Yunanistan, Sırbistan ve Karabağ hükümetleri Türklere karşı topyekün savaş ilan etmişlerdi. Yapılan çetin savaşlar sonucu 3 – 4 cephede Türkler yenilgiye uğramışlardı. 29 Ekim 1912′de Bulgarlara yenilen Türkler Çatalcaya çekilmişlerdi. Ahmet Çavuş da Çatalcaya kadar çekilen Türk askerlerinin arasında idi. Lüleburbaz Savaşları denilen ve Çatalca’ya çekilmek zorunda kalınan 29 Ekim yenilgisinde Türkler sadece Bulgarlara yenilmemiş açlık ve çamur’a da mağlup olmuştu. Ahmet Çavuş haftalarca potinini bile çıkarmamış diğer askerlerle birlikte gece gündüz aç susuz kahramanca mücadele etmişti. Balkan Devletlerinden Bulgarların hedefi İstanbul’u ele geçirip boğazlara hakim olmaktı. 17 Kasım 1912′de Bulgarlar İstanbul’u almak için yeni bir taarruz başlatmışlardı. Her türlü zor şartlara, açlığa susuzluğa rağmen Türk ordusu hazırlıklıydı. 20 gündür tüneller kazılmakta, tuzaklar hazırlanmaktaydı. Top – tüfek sesleri, Allah Allah nidaları arasında Ahmet Çavuş bir oraya,bir buraya koşuşturmaktaydı. Elindeki dolma tüfek ile üzerlerine el bombası ve kurşun yağdıran Bulgar askerlerine ateş etmekte, attığı her kurşunun hedefine vardığına inanmaktaydı. Bir ara içinde gizlendikleri sığınağın hemen yanı başına bir el bombası düşmüş Ahmet Çavuş arkadaşlarının şaşkın bakışları arasında patlamaya hazır el bombasını Bulgar askerlerinin üzerine fırlatmıştı. İşte o anda düşman topçusunun attığı bir top, sığınağın yakınına düşmüş fırlayan şarapnel parçaları Ahmet Çavuşun sol ayağının baldırına saplanmış, sağ ayağının dizden aşağısını parçalamıştı. Görülmemiş bir direnişle karşılaşan Bulgarlar geride 10.000 ölü bırakarak savaş alanını terk etmişlerdi. Türk askerleri büyük bir zafer kazanmış ancak yüzlerce şehit vermiş, yüzlerce yaralıyı hastaneye kaldırmışlardı.

Hastane geçici olarak kurulan bir sahra hastanesiydi.Ahmet Çavuş yaralılar arasında idi.Kısa sürede her iki bacağı kangren olmuş, ameliyat sonunda sol ayağı dizinden bir karış yukarısından, sağ ayağı ise dizinden kesilmişti.Sahra hastanesinde aylarca tedavi gören Ahmet Çavuşun tek tesellisi Gülizar’ın verdiği ve avucunun içinden hiç ayırmadığı kana bürünmüş işlemeli beyaz mendil idi.Onunla yatıyor, onunla kalkıyor, onunla konuşuyordu.

Sahra hastanesinde her iki bacağına takma ayaklar takılmış ve ellerine iki asa verilmişti. Balkan Savaşları sona ermiş, Ahmet Çavuş terhis olmuş, memleketine gitmek üzere Haydarpaşa istasyonundan trene bindirilmişti. Aktarmalı tren yolculuğu ile Adana’ya gelmişti. Adana’da askeri birliğin verdiği bir katır ve rehberiyle haftalarca süren yolculuktan sonra Anamur’a askerlik şubesine teslim edilmişti. Yine bir binek atı ve rehberiyle kayrak çakıllı yollardan Kızılca köyüne gelen Ahmet Çavuş gece vakti evlerinin kapısını çalmıştı. Bu kavuşmanın üzüntüsüne dayanamayacağını hisseden rehber er, atına atladığı gibi geri dönmüş, Ahmet Çavuş evinin kapısında yalnız kalmıştı. Anne Dudu Gelin yıllar yılı Ahmet’ten haber alamamanın üzüntüsü ile yanıp tutuşmaktaydı. Durdane Ana yatalak olduğu için ev işlerinde gelinine hiç yardımcı olamamaktaydı. Baba Musa rahatsız olduğu için sadece oğlakların bakımını üstlenmişti. Dudu Gelinin saçları ağarmış neredeyse beli bükülecek hale gelmişti. Akşam vakti keçi ve oğlakları ağıla katmış, Durdane Anaya ve kocası Musa’ya yiyecek bir şeyler hazırlamış, onlar uyuduktan sonra kendisi de yatmış uyumak üzereydi. Kapı çalındığı zaman bir an şaşırmıştı. Komşuları olamazdı. Bu saatte kendilerini arayacak pek komşusu yoktu. Kapıyı açtı. Bir de ne görsün? Askere giden oğlu Ahmet kapıda durmuyor mu? Baba uyanmış, Durdane Ana’yı da uyandırmışlardı.

Hüzün ve sevinç birbirine karışmıştı.Oğullarının takma bacakla karşılarına çıkması aileyi perişan etmişti.Ahmet annesine yavuklusu Gülizar’ı sormuş, annesinin Gülizar ile ilgili anlattıklarını duyunca yıkılmış, sabaha kadar kendine gelememişti.Gülizar Ahmet’in askere gidişinden sonra iki gözü iki çeşme her akşam üzeri biteviye sayfantlarının önündeki ardıç ağacının dibinde güneşin batışını izlemekte idi.Geyik avlama mevsiminde günlerden bir gün Anamur’dan gelen avcıların yolu Kızılca köyüne düşmüştü.

Avcılar ardıç ağacının dibinde tek başına oturan gözü yaşlı Gülizar’ı görmüşler, güzelliğine hayran kalmışlardı. Av dönüşü Anamur’da ve Bozyazı’da dilden dile Gülizar’ın güzelliği konuşulur olmuştu. 0 dönemde uzak köylerden kız istemek pek alışılmış bir durum değildi. Ancak Bozyazı ve Anamur’da Gülizar hakkında o kadar çok şey söyleniyordu ki… Yine o dönemde bedelli askerlik sebebiyle bazı gençler bedel parasını ödeyip askere gitmiyordu. Babasının bedel parasını ödediği bir bey oğlu Gülizar’ın güzelliklerini duymuş ve ikinci av mevsiminde avcıların peşine takılmış Kızılca Köyüne gitmişti. Uzaktan Gülizar’ı gören bey oğlu ona aşık olmuş ve av dönüşü durumu ailesine anlatmıştı. … ve Balkan Savaşlarında yavuklusunun şehit olduğunu tahmin eden Gülizar Anamur’a gelin gitmişti. Gece yarısı eve gelen Ahmet Çavuş sabah şafakla birlikte elinde asası, takma bacaklarını sürüye sürüye Kocataş’ın arkasındaki Piynar ağacının dibine gitmiş, Gülizar’ın verdiği lime lime olmuş kanlı işlemeli mendili yere sermiş öylece kalakalmıştı. Musa, Dudu, Salih, Komşu köyün gençleri Ahmet’i aramışlar bulamamışlardı. Ese Dayı’nın hatırlatmasıyla Kocataş’ın arkasındaki piynar ağacının dibinde yarı baygın şekilde yatan, takma bacaklarını sağa sola fırlatan Ahmet Çavuş’u bulmuşlar ve evine taşımışlardı.

Ahmet Çavuş günlerce ağzına bir lokma ekmek almadan, bir tas su içmeden bitkin bir şekilde Durdane Ana’nın yanı başında gözünü avucunun içindeki kanlı beyaz işlemeli mendile dikmiş vaziyette yatmaktaydı.Haftalar haftaları aylar ayları kovalamış ve bir ara Ahmet Çavuş başını Durdane Ana’nın göğsüne yaslamış, gözlerini Durdane Ana’ya dikmiş ve “bunun için mi Balkan savaşına katıldım, bunun için mi bacaklarımı kaybettim. Gülizar nerede?” demişti.

Bu sözler belki de aylardır ağzından çıkan ilk sözlerdi. Ahmet Çavuş’un ağzından çıkan ikinci şiirimsi sözler şunlar olmuştu; “Anamur yolları gayrak çakıllı… Bir yar sevdim uyar akıllı… Anamur üstüne duman bürümüş… Benim sevdiceğim bu diyarda imiş…” Durdane Ana bu sözleri adeta ezberlemiş Ahmet’in sözlerini gelen gidene söyler olmuştu. Yıllar yılları kovalamış Ahmet çavuş kendini toparlamış kaderine razı olmuştu. Bunun sırrı neydi ? Ahmet Çavuş nasıl kendine gelmişti? Bunu anlamak mümkün değildi. Ahmet Çavuş artık insanların arasına karışır olmuştu. O takma bacaklarıyla gittiği her yerde aynı sözleri mırıldanıyordu. Ama her geçen gün yeni ilavelerle… “Anamur yolları yar yar… Gayrak da çakıllı a canım… Bende bir yar sevdim yar yar… Uyarda akıllı a canım… Anamur üstüne yar yar… Dumanda bürümüş a canım… Benim sevdiceğim yar yar… Bu diyarda imiş a canım…”

Bu sözler Kızılca köyünde artık yediden yetmişe herkesin dilinde söylenir olmuştu.Ahmet Çavuş’un dilinden dökülen şiirler daha da genişlemiş her sözün sonuna “aman” kelimesi eklenmişti.Nedendir bilinmez Kızılca Köylüleri Ahmet Çavuşa “Kanuni Ahmet Çavuş” demeye başlamışlardı.

Gençler Ahmet Çavuş’un isteği ile hem söyleyip hem oynamaya başlamışlardı. Gençler oynarken ve söylerken Kanuni Ahmet Çavuş yüksekçe bir taşın üzerine oturuyor, gençlerin önünden oda söylüyordu. Hem de yeni yeni eklemeler yaparak. Ahmet Çavuş’un türküsü kısa zamanda civar köylerde, Bozyazı kasabasında, Anamur ilçesinde dilden dile söylenir olmuştu. Artık bütün düğünlerde keman, klarnet, davul eşliğinde söylenmeye başlanmıştı. Kim bilir, belki de aynı sözler Ahmet Çavuş’un yavuklusu Anamur’a gelin giden Gülizar’ın kulağına bile gitmişti. Kanuni Ahmet Çavuş’un “Anamur yolları Gayrak çakıllı …” diye başlayan türküsünün ünü; Silifke, Mut, Gülnar, Ermenek, Alanya gibi komşu ilçelere oradan da Mersin, Adana, Antalya gibi illere yayılmış her yerde halk oyunları olarak oynanmaya başlanmıştı. Halk oyunları olarak bütün Türk halkına mal olan bu türkü ; Canlı ve kıvrak bir şekilde kaşıkla çalgı eşliğinde söylenmeye, kızlı erkekli oynandığı gibi sadece erkekler tarafından da oynanmaya başlanmıştı. Oyunlarda erkekler; keçe külah, kıl haba, şalvar, göğnek, çorap, bel kuşağı, bağcık, yörük çarığı giymektedir. Kızlar ise; fes, alınlık, pullu veya ala yazma, göğnek, üç etek, salta-cepken, darabulus kuşak, çorap, don, çarık giymektedir. Bugün Türk halkına mal olan “Anamur yolları gayrak çakıllı…” diye başlayan Kanuni Ahmet Çavuş’un türküsünün son şekli şöyledir: Anamur yolları yar yar aman Gayrak da çakıllı a canım sürmelim ben yandım aman Bende bir yar sevdim yar, yar, yar, yar aman edalım aman Uyar da akıllı a canım sürmelim ben yandım aman Anamur üstüne yar, yar, yar yandım aman Dumanda bürümüş edalım sürmelim bir tanem aman Benim sevdiceğim yar, yar, yar aman Bu diyarda bir idi a canım sürmelim aman. HİKAYEDE ADI GEÇEN İSİM VE SÖZCÜKLER Durdane Ana : Kanuni Ahmet Çavuş’un babaannesi. Dudu Gelin : Kanuni Ahmet Çavuş’un annesi Sadık         : Gülizar’ın babası Salih          : Kanuni Ahmet Çavuş’un amcası Şaziye        : Komşu kızı Rahime Kadın : Komşu köyden Musa         : Kanuni Ahmet Çavuş’un babası Ahmet        : Kanuni Ahmet Çavuş Gülizar       : Kanuni Ahmet Çavuş’un yavuklusu Ese Dayı    : Gülizar’ın dedesi Sabahat     : Gülizar’ın anneannesi Fatma        : Gülizar’ın annesi Nadire       : Komşu kadın Gülsüm      : Kanuni Ahmet Çavuş’un halası Bekir Koca : Kanuni Ahmet Çavuş’un halasının beyi Abdil        : Kanuni Ahmet Çavuş’un halasının beyi Şaziye        : Kanuni Ahmet Çavuş’un halası Zehra         : Gülizar’ın doğumunu sağlayan ebe Tokucak    : Çamaşır yıkamak için ağaçtan yapılan alet Bük           : Patates ekilen tarla Pelit           : Meşe ağacı Palan         : Eşeğin üzerine çekilen binek aracı Kolan        : Palanın tutması için kullanılan kıldan yapılan kalın ip Heybe        : İki gözü bulunan, at ve eşek üzerine atılan kıl ve yünden yapılan bir araç Gompil       : Patates Ala yazma  : Bir tür baş örtüsü Ala kilim    : Beyaz, yeşil, sarı renklerden yapılan içleri eşkenar dörtgen ile dokunan bir kilim türü Çul : Keçi kılından yapılan yer sergisi Kıl çuval    : Keçi kılından yapılan çuval Evcik         : Yayla köylerinde yapılan içinde ocak, yatak odası, oturma odası, misafir odası, erzak deposu bulunan üstü sık yapraklı ağaç dallarıyla kaplı ev Kuzlamak  : Küçük baş hayvanların yavrulaması Sayfant      : Yaylalarda yapılan iki katlı, alt katta ahır bulunan ev Bozyazı : 1988 yılında ilçe olan Kızılca Köyü’nün bağlı bulunduğu ilçe Anamur  :  1859 yılında Osmanlı İdare şeklinde Müdürlük, 1869 yılında kaymakamlık olan Mersin iline bağlı ilçe Akcami   : Karamanoğulları devrinde yapılan yivli minareli şu anda hizmete açık bir cami Han:           İnsan ve hayvanların barındığı yer Mamure kalesi : Geç Roma Döneminde yapılmış Anamur’un 6 km güneydoğusunda bulunan kale Anamurium Antik Kenti : Türkiyenin en güney ucunda bulunan Anamur burnunun kıyısında yer alan ören yeri Molla Mehmet Evi : Saray mahallesinde koruma altına alınmış eski bir ev. Şevki Efendi Evi . Koruma altına alınan Saray Mahallesinde bulunan ev Hakkı Efendi Evi : Göktaş mahallesinde korumaya alınmış, tescili yapılmış sanat değeri olan bir ev Kilise : Rumların Anamur’u terk etmesinden sonra hükümet konağı yapılan daha sonra yüksek okul olarak kullanılan, korumaya alınmış sanat değeri bulunan iki katlı bina Keçe Külah : Eğrilmemiş kuzu yününden yapılan ve başa giyilen külah Kıl haba     : Kuzuların güz yününden dokunan yakasız, kol altı kol yenine kadar yırtık, yenleri kıl iplikle bağlanan ceket Şalvar : Kıl habanın kumaşından dikilen, kalça kısmı geniş, paçalara           doğru   daralan, beli uçkurla bağlanan  pantolon Göynek . Çulfalık adı verilen ince dokuma tezgahında dokunan çiğ iplikten yapılmış yakasız giysi Çorap : Deve yününden ağaç millerle örülen ağız kısmı özel örülmüş iple bağlı, şalvarın içine katıldığı giysi Bel kuşağı  : Beyaz kuzu yününden beyaz iplikten veya ibrişimden dokunan uçları  püsküllü kuşak Bağcık       : Koyun veya kuzu yününden dokunan uçları tokalı ip Çarık         : Sığır veya manda derisinden yapılan ayakkabı Fes :  Kadife veya renkli keçeden yapılan başa giyilen kadın giysisi Alınlık        : Fes’in alt kısmına bağlanan süslü veya altınlı giysi. Pullu yazma : Fesin üzerine atılan başörtüsü Ala yazma . Alına pullu çember üzerine düz bağlanan baş örtüsü Göynek      : Erkeklerin giydiklerinden ayrı olarak yapılan boyun kısmı göğüse kadar, düğmeleri ağaçtan çiğ iplikten yapılan bir giysi Üç etek . Uzun kollu ve yakasız göyneğin üzerine giyilen renkli dokumadan yapılan giysi Salta-Cepken : Üç eteğin üzerine giyilen kolsuz veya yakasız, dokumadan veya alacadan yapılan kıyafet Don : Göklü dokuma veya alacadan dokunan paça kısmı işlemeli, paça ve bel kırnapla büzülerek giyilen kıyafet Darabulus kuşak : İpekten dokunan renkli ve uçları püsküllü,üç etek üzerine bele bağlanan kuşak Kızılca: Başbakanlık arşiv belgelerine göre, Osmanlı İmparatorluğunda İçel Sancağı Anamur kazasına bağlı Yörükan taifesi topluluğunun yaşadığı halen Bozyazı ilçesine bağlı bir köy. ********************************************************************************************************************************                                                

                       İKİNCİ BÖLÜM  

( 2 ) GERALİ  HAMÇÖKELEK                       

Denizin mavisi  ile  çamların yeşilinin buluştuğu  noktada  başta  küçük Ali olmak  üzere  mahallenin çocukları  diğer günlerde olduğu  gibi kumda yine oyun oynardı. Arkadaşları Abdullah, Nazmi, Süleyman ve İbrahim kendisinden yaşça  büyük olmalarına  rağmen oyun kuruculuk görevi hep  Ali ye  aitti. O günkü  oyun  şöyleydi: Denizle kumun birleştiği noktaya kumdan bir dağ  yapılacak dağın  bir yanında  Türk askerler öbür yanında düşman askerleri bulacak. Denizle kumun  birleştiği noktada  bulunan  kumdan askerlerin  elinde kurumuş çam  dallarında  yapma dolma  tüfekler verilecek. Gel-git  hareketleri sebebiyle denizin dalgası hangi kumdan askeri  yıkıyorsa o vurulmuş sayılacak. En son kumdan asker dağın hangi tarafında  kalıyorsa o gurup galip sayılacaktı. Oyun için boylarının büyüklüğünde, 3 adım eninde kum dağı yapmışlar, ormandan getirdikleri taşları, yeşil çam dallarını kumların üzerine yerleştirip hayali dağı oluşturmuşlardı. Dağın  doğu tarafına 10`larca  Türk askeri, batı tarafına daha kalabalık düşman askerleri yerleştirmişler, askerlerin ellerine silah vermişlerdi. Denizin dalgası  hangi askeri  yutuyorsa kaşı tarafın onu  öldürdüğü kabul  ediliyordu. Son asker ne tarafta kalmışsa  o gurup  galip ilan  ediliyordu. Asker oyununun yanı sıra kumdan sıralı evler, mamure kalesine benzer  kaleler yapılır gece bekletilir gel-git hareketleri sonunda  deniz yaptıklarına yıkmışsa üzüntü, su geri çekilmişse mutluluk duyulurdu. Su üzerinde taş kaydırma, kütüklerden kayık yapma, denize atılan bir ağacı kıyıya çekme, kumdan yer kazıp su bulma, kumun bittiği yerde başlayan çam ormanında saklambaç-çom – ağaca tırmanma-yer kapmaca-kurt kuzu oyunu-kumda yarış- taşla kare yapma- birdir bir- Soyunup giyinme- halat çekme… gibi basit oyunlar  çocukların başlıca  eğlenceleriydi. Uçsuz bucaksız deniz kilometrelerce uzunluktaki kum hemen bitişiğindeki çamlık ve mahalle araları onların başlıca oyun alanlarıydı . Bu oyunlara bazen Ali`nin kardeşi Emiş, ağabeyi İlyas arkadaşlarının kardeşleri ve komşu mahallelerin çocukları da katılırdı. Henüz ilkokula gitmeyen onlarca çocuk mahallenin eğlence kaynağı idi. Geceleri yapılan mahalle toplantılarında da çocuklar bir araya gelir  kendilerine  göre oyun  oynarlardı. Bu oyunlar aile büyükleriyle aynı odada, gaz lambası veya ocakta yanan kütüklerin ışığında gürültü yapmadan oynanan ayak oyunlarıydı. Oyunlardan biri şöyleydi: Çocuklar sırayla otururlar ayaklarını yan yana uzatırlar, “ebe” olan çocuk elleriyle ayaklara vurarak  şu tekerlemeyi  söylerdi: Birlim,  ikilim, üçlüm, dörtlüm, beşlim, altılım alma, yedilim yelme, sekizim selme, dokuzum dolma, onlum orak, onbir  dayak, sen gir ayak, sen çık ayak… Sona kalan ayağa, Oyunun başı olan ‘’ebe’’sorar:- ‘’keserim kaça?’’ Cezalı çocuk : –‘’Beşe’’ Ebe:-‘’vermem beşe, çalarım daşa’’ diyerek havlu veya sopa ile eline vurur oyun biterdi. Büyüklerin sohbeti bitmemiş ise oyun tekrar edilirdi. Ali, Hazma ile Asiye’nin ortanca çocuklarıydı. Yıllar önce köyden şehre inmişler Çorak’ta, deniz kıyısında bir ev sahibi olmuşlardı. Evin bahçesinde limon, portakal, mandalina, erik ağaçları, bir köşesinde de tavuk kümesi vardı. Mutlu bir aile yaşantısı sergiliyorlardı. Her yıl Anamur ve Bozyazı ovasının sulanan arazilerine çeltik ekilir, hasat mevsiminde başta Hamza olmak üzere ekili çeltik arazisi olanların yüzü gülerdi. Bu mutluluk yıllar yılı devam etmişti. Tâ ki acı haber yayılıncaya kadar… Bir yaz günü Ali’nin arkadaşları Süleyman ile Nazmi bilinmeyen bir sebeple aynı gün ölmüş, mahalle mâteme bürünmüştü. Aradan  3 gün  geçmiş Nazmi`nin bir yaşındaki  kardeşi de ölmüştü. Ölüm, çocuklar arasında kol  geziyordu. Hiçbir  yetkili buna bir anlam veremiyordu. Çorak`ta yaşayan diğer mahallelerden, Bozyazı`dan da ölüm haberleri geliyordu. Yaz sezonu  boyunca onlarca çocuk toprağa verilmişti. Bir yıl sonra yaz mevsiminde  yine korkulan  olmuş toplu çocuk ölümlerinin yanında bu defa büyüklerden de  ölenler olmuştu. Denizin mavisiyle çamların yeşilinin buluştuğu noktada yıllarca mutlu bir yaşantı süren insanlar ne yapacağını şaşırmış vaziyetteydi. Veysel dayının oğlu Abdullah ile Kara Hasan’ın oğlu İbrahim’de vefat etmişti. Ali’nin kardeşi Emiş’de ölen çocuklar arasındaydı. Ankara’dan sağlık ekibi gelmiş, durum anlaşılmıştı: Ovada çeltik ekimi yapılırken meydana gelen bataklıklarda çoğalan sivrisinekler ölüm olaylarını meydana getiriyordu. Sıtma paraziti, anofel cinsi sivrisinek aracığıyla insandan insana taşınmış, halsizlik, ateş, başağrısı, titremeyle kendini göstermiş, toplu ölümlere sebep olmuştu. Yayla da yeri–yurdu olanlar göç etmişler, neredeyse Anamur-Bozyazı boşalmıştı. Hamza ile Asiye küçük kızları Emiş’i kaybetmenin üzüntüsüyle  kıvranırken Ali’nin de ateşlendiğini görünce paniğe kapılmışlar, apar –topar geldikleri dağ köyüne göç etmişlerdi. Yayla’ya götürülen Ali yaklaşık 6 ay sıtma ile mücadele etmiş babasının Anamur’dan getirdiği sulfata hapı sayesinde ölümden dönmüş ancak çok halsiz kalmıştı. Bu arada olayı incelemek üzere Ankara’dan gelen heyet çeltik ekiminin yasaklanması için rapor hazırlamış, bakanlar kuruluna sunmuş, Bakanlar kurulu kararı ile Anamur, Bozyazı ve çevresinde çeltik ekimi yasaklanmıştı. Anamur ve Bozyazı ovasının sulanan arazileri çeltik ekimine elverişliydi. Çatalyatak, Yellice, Kızcağız tepelerinden doğarak Anamur ovasının doğu yakasını sulayan Anamur çayı sulama kanallarıyla denize dökülüyordu. Karaçukur, Korucuk, Köşekbükü, Değirmen, Kumlu geçit, Çiçek derelerinin suyuyla beslenen Sultan suyu kanallarla ovaya yayılıyor, Anamur’un batı bölümünü sulayarak denize dökülüyordu. Sultan suyu : Sultan adını; Bir kış mevsiminde coşkun sularının gelinlik bir kızı allı pullu duvağı ile alması neticesinde almıştı. Bozyazı Sini çayı da kanallar vasıtasıyla Bozyazı ovasına yayılıyor bataklıklar oluşturduktan sonra denize dökülüyordu. Anamur çayı’nın doğu kesiminde Kıbrıslı gölü ile Karagöl, Sultan suyu ağzında balık lavı gölü, Yarlağan gölü çeltik ekimi zamanında büyük bataklıklar oluşturuyordu. Küleks adı verilen zararsız adi sivrisineklerin yerini sıtma hastalığını taşıyan Anofel cinsi sivrisineklerin alması belki de bu göller sebebiyleydi. Çünkü çeltik ekim mevsiminden sonra da 12 ay bu göller hiç kurumuyordu. Emiş’lerini kaybeden Hamza ve Asiye bir daha Anamur’a dönmemiş, ovadaki tarlaları ile deniz kenarındaki arsalarını, evlerini yok pahasına satarak yayla köyüne yerleşmişlerdi. Aylar ayları, yıllar yılları kovalamış, Ali büyüyüp serpilmiş kocaman bir delikanlı olmuştu. Ovadaki gelir kaynaklarından yoksun kalan aile; sattıkları, tarla, arsa ve evin parasını bitirmiş geçim sıkıntısına düşmüşlerdi. İlyas evde anne- babasının yanında kalmış, Ali teyzesinin oğlu Salih’le çalışmak üzere çocukluğunun geçtiği Anamur’a gelmiş, çocukluk arkadaşı Nazmi’nin babası Koca Abdil’lere misafir olmuşlardı. Abdil, sıtma nedeniyle 2 çocuğunu birden kaybetmişti ve Hamza’nın asker arkadaşıydı. Ali’yi görünce eski günlerini, kaybettiği çocuklarını hatırlamış çok duygulanmıştı. İş arayanlar Çavuşpınarı’nın önündeki tarihi çınar ağacının dibinde toplanırlar, İşverenler işçileri buradan alıp götürürlerdi. Kırçıl saçlı, yüzü çilli, sarışın, iri kıyım, yabancı aksanıyla konuşan adam Anamur’un çavuşpınarı’ndaki tarihi çınar ağacının dibinde toplanan işçilere Takavil yolu’ndan, Vinç’ten, Maden’den, Yoğunduvar’dan, gemiden… bahsediyordu. İşçiler arasında bulunan Ali anlatılanları dinliyor, başta yabancı şirket, ihracat kelimeleri olmak üzere anlatılanlardan hiçbir şey anlayamıyordu. Kimdi bu kırçıl saçlı, iri kıyım, yüzü çilli, yabancı aksanıyla konuşan sarışın adam? Takavil, Vinç, Maden, Gemi, İhracat, Şirket ne demekti? Yabancı aksanıyla konuşan adam bu defa One, two, three, four, five… gibi İngilizce rakamlar söylüyor, toplanan işçileri gruplara ayırıyordu. Teyzesinin oğlu Salih ile ayrı gruplara düşen Ali iyiden iyiye paniklemiş, Anamur’a geldiğine bin pişman olmuştu. Kırçıl saçlı, yüzü çilli, sarışın, iri kıyım adam Ali’deki değişikliği görünce çalışmak istemediğini zannederek 5-6 metre uzaktan gözünü Ali’nin gözlerine dikmiş tam yanına yaklaşmış, eğilmiş burun buruna gelmişler, iri kıyım adam avuçlarıyla Ali’nin pazularını yoklamaya başlamıştı, iş aramak için Anamur’a gelen Ali, birkaç saniye içinde köyünü, anne-babasını, yoksulluklarını, paraya ihtiyaçları olduğunu düşünmüş can havliyle adamın gözünün içine bakarak pazularında bulunan ellerini demirden pençe gibi tutmuş, sıkmış, adama adeta güç gösterisinde bulunmuştu. Nedendir bilinmez, Ali’deki bu kuvveti gören iri kıyım adam hafifçe tebessüm ederek geri dönmüş Ali işe alınmıştı. Salih gemilere maden yüklemek için Bozyazı’daki Yoğunduvar iskelesine gidecek, Ali de fabrikanın bulunduğu maden çıkarılan yere, Vinç’e gönderilecekti. Hep beraber Yoğunduvar’a varmışlar, madenciler erzaklarını, yemek pişirmek için gerekli olan ihtiyaçlarını, şirketin hazırladığı yataklarını Takavil’e yüklemişler ve Vinç’e gidip işe başlamışlardı. Bir kısmı fabrikada, bir kısmı dağdan maden çıkarmada çalışıyordu. Ali’nin en çok dikkatini çeken dağın onlarca metre içinden çıkarılan yumuşak, mavimtrak- beyaz renkte, dövülerek şekil verilebilen, saf olduğu zaman parlak olan, havayla temas ettiği anda donuklaşan kurşun madeniydi. Bir de elinde haritayla bir oraya bir buraya koşuşturan kırçıl saçlı, yüzü çilli, iri kıyım adam yine … Bir de herkesin hürmet etmekte yarıştığı adına Vehbi bey denilen kırçıl saçlı’ya göre daha ufacık tefecik adam… Herkese emirler yağdıran kırçıl saçlı adam nedense Vehbi bey denilen adamın önünde hürmetle eğiliyor, ona çok büyük saygı gösteriyordu. Birkaç hafta içinde Ali çok şey öğrenmişti; Vehbi bey denilen adam sonraki yıllarda ülkeye damgasını vuracak olan ünlü iş adamı Vehbi Koç’tu. Kırçıl saçlı adam yüksek maden mühendisi Vehbi beyin ortaklık kurduğu yabancı şirketin elemanı, Fransız bilim adamıydı. Genç işadamı Vehbi Koç, bir yabancı şirketle Anamur’un Vinç adı verilen yöresinde dağdan kurşun madeni çıkarıyor, dağın eteğine kurdurduğu fabrikada işliyor, Takavil adı verilen araçlarla Bozyazı’da bulunan Yoğunduvar’dan gemilere yükleterek yurt içine sevkediyor bir kısmını da yurt dışına, ihraç ediyordu. Maden ocağı Ali için adeta bir okul olmuş, orada çok şey öğrenmiş, şahsiyetini kazanmış, kabiliyetleri-becerileri ortaya çıkmıştı. Uzun kış gecelerinde tertiplenen eğlencelerde günü birlik uydurduğu manilerle, şiirlerle, şarkılarla, türkülerle eğlencelere renk katıyordu. Ali şair ruhlu biri olup çıkmıştı. Her olayı dörtlüklere, şiire döküyordu. Bir sabah kahvaltısında katımış darı ekmeğinin içine koyduğu çökelek boğazına durmuş, arkadaşı Hasan’dan acele su istemiş, onun biraz gecikmesi üzerine de ona serzenişte bulunarak: “Hasan suyu getirdi getirecek Boğazına durdu hamçökelek Geliver- geliver aslan kardeş geliver Ali kardeşini çökelekten kurtarıver” diye bir dörtlük uyduruvermişti. Kim bilir bu dörtlük belki de hamçökelek adı verilecek olan halk oyunumuzun ilk başlangıç dizeleri olacaktı. Artık Ali kime kızıyorsa, kimi lanetlemek istiyorsa: “Boğazına dursun hamçökelek” diye ileniyordu. Yıllar yılları kovalamış tüm ülkede kıtlık baş göstermişti. Vinç’teki madende, fabrikada ve Yoğunduvar’da gemi yüklemede çalışan işçilere yemek konusunda kısıtlama gelmişti. Çökelek işçilerin başlıca yiyeceği olmuştu… …ve Ali ile özdeşleşmişti. Eskiden yöresel Anamur yemekleri ile beslenen işçilerin yiyecekleri arasına değirmende öğütülerek un haline getirilmiş darı koçanı unundan yapılan ekmekle çökelek de girmişti. Kıtlık nedeniyle o devrin hükumeti ülke genelinde bir defaya mahsus olmak üzere tüm iş yerlerinden vergi alınmasını kararlaştırmıştı. Vergileri tesbit etme görevi Valilere verilmişti. O dönemde Mersin İlinin en gözde işyeri Vehbi Koç ve bir yabancı şirketin birlikte işlettikleri Anamur’daki kurşun madeni fabrikasıydı. Yıllar sonra sayın Vehbi Koç’un hatıralarında yazdığı şekliyle kurşun madenine öyle bir vergi konulmuştu ki bu vergiyi ödeyebilmek için fabrikanın satılması gerekiyordu. Sayın Vehbi Koç ‘Hayat Hikâyem’ adını verdiği hayatını anlatan kitabının 69’uncu sayfasında VARLIK VERGİSİ başlığı altında aynen şunları yazıyordu: “Merhum Şükrü Saraçoğlu bey Başbakan,Fuat Ağralı bey Maliye Bakanı idi.Varlık Vergisi adı altında bir  vergi kanunu çıkardılar. Bu verginin matrahı takdire bağlıydı. Her ilde komisyonlar kuruldu. Bu komisyonların koydukları vergilerin itirazı,temyizi yoktu ve Türk tarihinde eşi benzeri olmayan bir vergiydi. İlk hamlede bana da 350.000 lira vergi takdir edilmişti. O vakit Ankara ve İstanbul’da mağazalarım,Karalyan’la ortaklaşa Orhangazi’de 8.000 liraya alınmış bir köy zeytinyağı değirmeni ile Gemlik’de 40.000 liraya alınmış bir fabrikamız,bir de Anamur’da Mehmet Karamancı ve Canik Vertel’le ortak bir kurşun madenimiz vardı. Bulundukları bölgelerde en  büyük vergiyi alabilmek için,mülkiye âmirleri  yarışa girmişler. Gemlik’te iki fabrikanın maliyeti  48.000 lira iken 40.000 liralık varlık vergisi,100.000 liralık Anamur kurşun madenine de 200.000 lira varlık vergisi geldi. Şuradan buradan yazılan vergilerle bana düşen vergi milyona yaklaştı. Uzun uğraşmalardan sonra,mükerrer vergiler yazıldığını isbat ederek bana takdir edilen Varlık Vergisini 600.000 liraya indirdik,hepsini ödedik…” Aynı sayfada bir zeytinyağı fabrikasını Varlık Vergisi yüzünden sattığını belirlen Vehbi Koç, Türkiye genelinde kurduğu onlarca fabrikanın tamamının ödeyeceği vergiden daha fazlasının Anamur’daki kurşun madenine konduğunu ve itiraz etme şansının da olmadığını görünce Türk ve yabancı şirket yetkilileriyle toplantılar yapmış, vergi ödenmiş fakat kurşun madeni fabrikası kapanmıştı. Var olan madene “yok” raporu verilmişti. Ali bu olaya hiçbir anlam verememiş, madenin ağzının büyük kaya parçalarıyla kapanmasını, teleferikle dağdan inen madenin işlendiği fabrikadaki eşyalarını apar-topar Takavil’lere yüklenerek götürülmesini üzüntüyle izlemişti. Maden kapanmış Ali ve arkadaşları işsiz kalmıştı. Köyden gelen bir haber Ali’nin moralini bozmuş bir yandan işsizlik diğer yandan babasının sınır komşusu Mehmet’le yaptığı kavgayı duyması Ali’nin köyüne dönmesine sebep olmuştu. Mehmet, Kocatarla’nın bir bölümünü sürmüş, buğday ekmiş, kendisine ait olduğunu iddia etmiş, babası Hamza yıllardır ektiği tarlaya el koyan Mehmet’e müdahale edince Mehmet onu kasığından bıçaklamıştı. Ali eve geldiği zaman babasının perişan vaziyetini görünce duvarda asılı duran dolma tüfeği almış annesi Asiye’nin bütün müdahalelerine rağmen hızla dışarı çıkmış Kocatarla’da koyun otlatan Mehmet’i sol dizinin kasığına yakın yerinden vurmuş ve yakalanma korkusuyla dağa çıkmıştı. Şair ruhlu Ali neredeyse eşkıya olmuştu. Jandarma yıllarca Toroslar’ın yamaçlarında Ali’yi aramış bulamamıştı. O dönemde Toros Dağlarında Jandarmanın takip ettiği sadece Ali değildi. Kıbrıs’tan geldiği tahmin edilen bir grup Rum eşkıya zaman zaman dağ köylerine baskınlar yapmakta, terör estirmekteydi. Jandarma Rumların da peşindeydi. Ali dağa çıktıktan sonra Rumların durumunu köylülerden öğrenmiş bir grup gönüllü gençle Rum eşkıyalarının peşine düşmüştü. Ali dağda kaldığı süre zarfında köylülerin büyük çapta yardımlarını görmüştü. Çünkü Ali ve yanındaki kızanlarının günleri sadece Rum eşkıyalarının takibinden ibaretti. Rum eşkıyalarının başı Dimitri; Ali ve kızanlarıyla çatışmaya girmemeye gayret ediyor, gasp ettiği altın ve kıymetli eşyaları deniz kıyısında bir koyda gizlediği kayıklarla Kıbrıs’a kaçırıyor, birkaç gün sonra aynı kayıklarla tekrar Türk sınırlarına giriyor, Toroslar’ın gizli sığınaklarında barınmaya devam ediyordu. Ali köylülere verdiği bilgilerle Dimitri ve adamlarının geliş gidiş yaptığı yerleri öğrenmiş kızanlarından biri aracılığıyla Jandarma komutanına haber ulaştırmış yapılan anlaşma ve işbirliği sonunda Rum çeteciler tam kayıklara binerken kıs kıvrak yakalanmış. Ali ve adamlarının yaptığı işbirliği nedeniyle Jandarma onları aramaktan vazgeçmiş, bir yıl sonra çıkan genel afla Ali’de affa uğramış köyüne dönmüştü. Köylüler saçları ağarmaya başlayan Ali’ye Gerali demeye başlamışlardı. Gerali köyüne döndüğü zaman Topal Mehmet’in öldüğünü duymuş, amcasının oğlu Remzi’nin Topal Mehmet’in kızıyla evlendiğini görmüş, akraba olduklarını anlamış, Topal Mehmet’in sınırlarını geçtiği Kocatarla’nın yarısını Mehmet’in çocuklarına vermiş ve barış sağlanmıştı. Gerali bir av dönüşü atla çeşme başında istirahat ederken elinde kabaklarla su almaya gelen Fatma ananın kızı Hediye’yi görmüş, Hediye kıza sevdalanmıştı. Hediye kızında Gerali’ye karşı ilgisi vardı. O, ünü nedeniyle köyde bazı genç kızların gönlünde taht kurmuştu. Hediye’de onlardan biriydi. Hamza ile Asiye Fatma anadan Hediye’yi istemişler, Gerali’nin çok iyiliğini gören Fatma ana kızının’da istekli olduğunu görünce Hediye’yi Gerali’ye verdiğini söylemiş. Söz kesilmiş nişan dönemi 1 ay sürmüş, bir ay sonra düğün hazırlıklarına başlanmıştı. O dönemde köy düğünleri bir hafta devam ederdi. Düğünün duyurusu için okuntu gönderilirdi. Bu ya bir çay bardağı, ya bir kahve fincanı, ya da peşkir olurdu. Okuntuyu alan mutlaka düğüne katılır ve geline bir hediye sunardı. Düğünün birinci gününde keşkekler pişirilir, davarlar kesilir, davullar çalar, oyunlar oynanırdı. Kız tarafının yapacağı masrafların tamamı oğlan evi tarafınca karşılanır kız tarafına hediye edilecek küçük baş hayvan boynuzuna kırmızı kurdela takılan bir koç olurdu. Bir hafta devam eden düğünün diğer günlerinde kına gecesi, nikah, eğlenceler yapılır, son gün gelin almaya gidilir, at üzerinde eve getirilen gelinin başına içinde para, şeker, değişik çerez ve yemişlerden oluşan yiyeceklerin bulunduğu Sazaklı dökülürdü. Zifaf’a girecek damat gece vakti törenle getirilir hızla kapıdan içeriye itilir ve görümlük almadıkça gelin pulluca’sını açmazdı. Köy düğünlerinde yapılanların tamamı Gerali’nin düğününde de yapılmış, gelin töre gereğince anne babasının evinde, aynı evde kalmaya başlamıştı. Gerali ile Hediye‘nin mutlu beraberlikleri iki yıl sürmüş, ikinci yılın sonunda bitişik köyden Abdil Emmi’nin kızı Dudu bohçasını alıp evlenmek için Gerali’nin kapısına dayanmıştı. Bir müddet Dudu ile konuşan Hediye, Dudu’nun kuma olarak gelmesine razı olmuş. Gerali sade bir törenle Dudu ile de evlenmiş, ikinci evliliğini yapmıştı. Bu ikinci evlilik neden ve nasıl olmuştu? Olay üç kişinin arasında geçtiği için neler konuşulduğunu anlamak mümkün değildi. Gerali iki eşli olarak hayatını sürdürürken geçim sıkıntısı başlamış, ilerleyen yıllarda evin ihtiyaçlarını karşılayamaz duruma gelmişti. Şehir merkezine gider evin ihtiyaçlarını gidermeye çalışırdı. Bir defasında eşi Hediye’ye mavi renkte bir fistanlık almış, diğer eşi Dudu’ya da  iç çamaşırları getirmişti. Hediye Dudu’yu, Dudu Hediye’yi kıskanmıştı. Yine başka bir defasında Hediye’ye ala yazma, Dudu’ya pullu yazma getirmişti. Her ikisine de yazma getirmesine rağmen eşler birbirlerini yine kıskanmışlardı. Gerali geçim sıkıntısına, kadın dırdırına, eşlerin birbiriyle olan kavgalarına dayanamaz olmuştu. Eşleri kıskançlık yüzünden evde yemek bile yapmaz olmuşlardı. Çarşı’dan, şehirden getirdiği keçi derisi içindeki çökelek ile bayatlamış katı darı ekmeğinden başka bir şey de yenmez olmuştu. Bir defasında ayağı kırılan bir keçiyi kesen komşuları Duran’ın gönderdiği Mehle’yi tel dolaba koyan Ali, aradan üç gün geçmesine rağmen eşlerinin birbiriyle olan kavgaları sonucu etin pişirilmeyip kokutulduğunu görmüş, şair ruhunda fırtınalar esmeye başlamıştı. Sevinçlerini, kederlerini dörtlüklerle manilere döken Gerali bu defa şiir türünde söyleme başlamıştı. Bu şiirlerden biri de ham çökelekti. Gerali’nin söylediği Ham çökelek şiiri önce komşuları tarafından, sonra Anamur-Bozyazı yöresinde yaşayan insanlar tarafından adeta ezberlenmiş, dilden dile söylenir olmuştu. Ali’nin hayat hikayesini bilenler bu şiirlere daha çok ilgi duymaya başlamışlardı. Öyle ki: şiir, şarkıya dönüşmüş düğünlerde, toplantılarda söylenir olmuştu. Anamur’da yaşayan gençler kendi aralarında toplanıp Gerali’nin şiirinden hızlı-kıvrak oynanan bir oyun sergilemeye başlamışlardı. Aralarına bir davulcu ve gırnatacı alan gençler her toplantıya davet edilir olmuştu. Aradan geçen yıllar zarfında oyun şekillenmiş, geliştirilmiş, halka mâl olmuş, halk oyunları olarak her toplulukta değişik türde kıyafetler ve kaşıklarla oynanmaya diğer yöresel oyunların arasına girmeye başlamıştı. O dönemlerde Anamur’da lise olmadığı için civar il ve ilçelere okumaya giden gençler bu oyunu oralarda da sergilemeye başlamış, Ham çökelek adı verilen Anamur’un yöresel halk oyunu buralarda da benimsenmiş, hatta kendilerine mal edilmişti. Öyle ki bazı  ilçelerimiz ham çökelek’in kendi yörelerinin halk oyunları olduğunu söylemişler, kendilerinden izinsiz seslendirdi diye bazı ses sanatçılarını mahkemeye bile vermişlerdi. Oysa ham çökelek Anamur yöresinde çıkan bir halk oyunuydu ve herkesin malıydı. Gerali, ham çökeleğin bazı  ilçelerce kendi yörelerinden çıkan Halk Oyunu olduğu iddiası onun bu ününü daha da artırmış ve tamamen Türk halkına mal olmuştur. O hiçbir yörenin değil artık Türk halkının, Türk insanın malıdır. Türk halkı sevilen insanların kendi yörelerinden çıktığını söyleye gelmiştir. Nitekim ünlü şairimiz Yunus Emre içinde böyle olmuştur. Bu gün Yunus Emre’nin mezarının kendi yörelerinde olduğunu söyleyen ve Yunus Emre için anıt mezarı yaptıran onlarca ilimiz, ilçemiz vardır. Bu; Yunus Emre’nin Türk halkının gönlünde hâla yaşamakta olduğunun işareti’dir. Gerali için de durum aynıdır. Bazı  ilçelerimizin Gerali’nin kendi yörelerinde yaşadığını iddia etmesi onun Türk Halkına mal olduğunun ve halkımızın gönlünde yaşadığının en belirgin örneğidir. GERALİ (HAMÇÖKELEK)’İN SÖZLERİ ŞÖYLEDİR

Birine aldık bir edik.

Ötekine de alalım dedik

İki avrat aldık ta Bir halt mı yedik,

Geralim Hey,hey…

Geli geliver kız sekerek

Boğazına dursun Ham çökelek

Avradın kötüsü Kötüden kötü

Dolapta kokutmuş yüz Dirhem eti

Başına düşürmüş sirke ile Biti

Yandım kötü avradın elinden Hey hey…

Geli geliver kız sekerek Boğazına dursun Hamçökelek

Gır eşeğe biner de Kaşoluktan aşarım

Canımı sıkmayın Avratlar da İkinizi de birden boşarım

Geralim hey hey…

Geli geliver kız sekerek

Boğazına dursun Hamçökelek

Gerali dedikleri de bir ala Dana

Çekmiş bıçağı çıkmış Meydana

Birinin adı Hediye birinin Adı Dudu ya

Yandım iki avrat elinden Hey hey…

HİKAYELERDE ADI GEÇEN İSİM VE SÖZCÜKLER

__  A  __

Ahmet                 : Kânuni Ahmet Çavuş Abdil                   : Kânuni Ahmet Çavuş’un halasının beyi Ala Yazma          : Bir tür başörtüsü Ala Kilim            : Beyaz, yeşil, sarı renklerden yapılan içleri eşkenar dörtgen şekilleri  ile dokunan bir kilim türü. Anamur              : 1859 yılında Osmanlı idari teşkilatında Müdürlük,      1869 yılında Kaymakamlık olan Mersin İl’ine bağlı bir ilçe. Akcami               : Karamanoğulları devrinde yapılan yivli minareli Anamur’da hizmete açık bir cami. Anamurium  Antik kenti       : Anamur’un 7 Km batısında içerisinde kale, su yolları, su kemerleri, tiyatro, odeon, paleestra, hamamlar, kiliseler bulunan Türkiye’nin en güney ucunda Kıbrıs’a en yakın olan Anamur burnunun kıyısında yer alan 350 adet mezar bulunan ören yeri. Alınlık               : Halk oyunları kıyafetlerinden kadınların fes’inin alt kısmına bağlanan süslü veya altınlı giysi. Ala Yazma        : Halk oyunları kıyafetlerinde kadınlarda alına bağlanan pullu cember üzerine düz baş örtüsü. Normal başörtüsü. Abdurrahman    : Salih dedenin oğlu. Asiye                 : Salih dedenin kızı. (Gözlü gölün gök gargasın’da) Ala Köprü         : Anamur’un 16 Km kuzeyinde Karamanoğulları tarafından 1230 yılında yapılan halen faal vaziyette olan köprü. Ali                     : Gerali Abdullah           : Ger Ali’nin arkadaşı, Veysel dayının oğlu. Asiye                 : Ali’nin annesi (Gerali Ham çökelek’te) Anofel               : Bir sivrisinek türü. Hediye                 : Ger Ali’nin birinci eşi. Abdil Emmi      : Gerali’nin ikinci eşinin babası, kayınpeder. ___  B  ___ Bekir Koca      : Kânuni Ahmet Çavuşu’un halasının beyi Bük                   : Patates ekilen tarla. Bozyazı            : 1988 yılında Anamur’dan ayrılarak İlçe olan Kızılca Köyünün bulunduğu Mersin’in bir İlçesi. Bel Kuşağı       : Halk oyunlarında kullanılan beyaz kuzu yününden beyaz iplikten veya ibrişimden dokunan uçları püsküllü kuşak. Bağcık              : Halk oyunlarında kullanılan koyun veya kuzu yününden dokunan uçları tokalı ip. Bişşek               : Yannık’ta yayık yapılırken kullanılan alet. Beserek             : Buhur ve boz develerin birleşmesinden meydana gelen tülü devenin erkeğine verilen isim. Belen                : Küçük tepe, dağ beli geçidi. Buğu Mağarası: Anamur’un kuzeyinde 1500 metre uzaklıkta sarkıt dikitli bir mağara. Birdir bir          : Bir oyun çeşidi. ___  Ç  ___ Çul             : Keçi kılından yapılan yer sergisi. Çarık          : Sığır ve manda derisinden yapılan ayakkabı. Çorap         : Deve yününden ağaç millerle örülen ağız kısmı özel örülmüş iple bağlı, şalvarın içine katıldığı halk oyunlarıyla ilgili giysi. Çebiç         : Keçinin ve tekenin küçüğü, oğlağın büyüğü. Çeltik         : Pirinç. Çomça       : Kaşığın büyüğü. Çulfalık     : Dokuma tezgahı. Çemen       : Çimen. Çom           : Bir tür arakesti oyunu. Çorak         : Anamur’un eski adı. Çavuşpınar’ı : Anamur’da bir yer adı. Çökelek     : Yağı alınmış sütün yada ayranın kaynatılmasıyla elde edilen katık. ___  D  ___ Durdane ana: Kânuni Ahmet Çavuş’un baba annesi. Dudu Gelin  : Kânuni Ahmet Çavuş’un annesi. Don               : Halk oyunları giysilerinden Göklü dokuma  veya alacadan dokunan paça kısmı işlemeli, paça ve bel kırnapla büzülerek giyilen kıyafet. Darabulus Kuşak : Halk oyunları giysilerinden ipekten dokunan renkli ve uçları püsküllü, üç etek üzerine bele bağlanan kuşak. Daylak       : İki yaşını geçmiş dört yaşını bitirmemiş deve. Durmuş       : Salih dedenin oğlu (Gözlü gölün gök gargasında) Durali          : Oba başı (Gözlü gölün gök gargasında) Danışman    : Anamur’a 8 Km uzaklıkta bir yer (Danışmanın Düzlüğü hikayesinin geçtiği yer) Darı             : Mısır Darı Koçan : Mısırın dip koçanı Deniz fener : Türkiye’nin en güney noktası olan Anamur burnunda 1911 yılında Fransızlar tarafından yapılan ve Akdeniz’de gemilere yol gösteren fener. Dimitri      : Rum eşkıyalarının reisi. Davar        : Koyun ve keçi Duran        : Gerali’nin komşusu. Dudu:Geralinin 2.eşi                     -E – Ese dayı    : Gülizar’ın dedesi. (Kayrak çakıllı yollarda) Evcik         : Yayla köylerinde yapılan içinde ocak, yatak odası, oturma odası, misafir odası, erzak deposu bulunan üstü sık yapraklı ağaç dallarıyla kaplı ev. Eğirtmeç    : Yün veya kıl ip eğrilen alet. Emiş          : Gerali’nin kardeşi (Gerali ham çökelekte) ___  F  ___ Fes           : Kadife veya renkli keçeden yapılan başa giyilen kadın giysisi. Fistan        : Halk oyunlarında giyilen bir kadın giysisi. Fatma        : Gülizar’ın annesi (Kayrak çakıllı yollarda) Fatma ana : Gerali’nin kaynanası. Ayşe’nin annesi (Gerali ham çökelekte) ___ G  ___ Gülizar     : Kânuni Ahmet Çavuş’un yavuklusu. (Kayrak çakıllı yollarda) Gülsüm     : Kanuni Ahmet Çavuş’un halası (Kayrak çakıllı yollarda) Gompil      : Patates Göynek     : Halk oyunlarında giyilen, Çulfalık adı verilen ince dokuma tezgahında dokunan çiğ iplikten yapılmış yakasız giysi. (Erkekler için)Çulfalıkta dokunan boyun kısmı göğüse kadar olan, düğmeleri ağaçtan,çiğ iplikten yapılan giysi. (Kadınlar için) Gayalık      : İki yaşını geçmiş boz devenin dişisi. Goyak        : İki dağın arasında kalan dere boyu. Gök Garga : Mavi ile açık yeşil arası olan bir karga türü ( Gözlü gölün gök gargasında) Gölevez     : Anamur – Bozyazı İlçelerinde ve Kıbrıs’ta yetişen patatese benzeyen bir tür yiyecek. Gel-git hareketi : Ayın ve güneşin çekimi etkisiyle, deniz sularının kabarma ve inmesi. Görümlük : Bir şeyi görmek için verilen değerli armağan, yüz görümlülüğü. ___  H  ___ Heybe        : İki gözü bulunan, at ve eşek üzerine atılan kıl veya yünden yapılan bir araç. Han            : İnsan ve hayvanların barındığı yer. Hakkı Efendi Evi : Anamur’da Göktaş Mahallesinde korumaya alınmış, tescili yapılmış sanat değeri olan bir ev. Havud        : Devenin semeri. Hüseyin     : Salih dedenin oğlu. (Gözlü gölün gök gargasında) Hüsmen dayı: Oba başı (Gözlü gölün gök gargasında) Heleş         : Kurutulmuş incir ile üzüm pekmezinin pişirilmesinden elde edilen tatlı. (Anamur’un yöresel yemeklerinden…) Hamza       : Ger Ali’nin babası (Ger Ali Ham çökelekde) Ham çökelek : Yağı alınmış sütün yada ayranın kaynatılmasıyla elde edilen yiyecek kadar oluşmamış katık. ___  İ ___ İsmail         : Salih dedenin damadı. (Gözlü gölün gök gargasında) İbrahim      : Gerali’nin arkadaşı, Veysel dayının oğlu (Gerali ham çökelekde) İlyas           : Gerali’nin ağabeyisi (Gerali ham çökelekde) İhracaat      : Bir ülkeden başka bir ülkeye mal satma. ___ K  ___ Kolan         : Palanın tutması için kullanılan kıldan yapılan kalın ip. Kıl çuval   : Keçi kılından yapılan çuval Kilise         : Rumlar Anamur’da yaşarken ibadet için kullanılan, Rumların Anamur’u terk etmesiyle hükümet konağına dönüştürülen, hükümet konağı yeni binasına taşındığı zaman yüksek okul olarak tahsis edilen korumaya alınmış iki katlı taş bina. Keçe Külah: Eğrilmemiş kuzu yününden yapılan halk oyunlarında başa giyilen külah. Kıl haba     : Kuzuların güz yününden dokunan yakasız, kolunun altı kol yenine kadar yırtık, yenleri kıl iplikle bağlanan ceket. Kızılca       : Başbakanlık arşiv belgelerine göre; Osmanlı İmparatorluğunda İçel sancağı Anamur kazasına bağlı Yörükan taifesi topluluğunun yaşadığı halen Mersin’in ilçesi Bozyazı’ya bağlı, tarihte; Yazın Kıbrıs ve Antalya’dan gemilerle gelip yayla olarak gidilen bir köy. Kuskun      : Eğere bağlı olup hayvanın kuyruğu altından geçirilen kayış. Keçi           : Tekenin dişisi Keşkek       : Anamur’un yöresel yemeklerinden olup mısır’dan yahnili ve yoğurtlu olarak yapılan bir tür yemek. Kapama     : Mısır unundan elle taptaplanarak yapılan iki yuvarlak bazlamanın içine peynir, maydonoz karışımı konarak üst üste kapatılarak saçta pişirilen Anamur yöresine ait börek. Kuzlamak  : Küçük baş hayvanların yavrulaması. Kanyon      : Anamur çayının (Dragon veya Kocaçay) 25.inci Km’sinde sarp kayalar arasında 950 metre uzunluğunda akarsuların yeri oyarak meydana getirdiği derin, dar ve dolambaçlı boğaz. Kütük        : Ağaç gövdesinin kalanı. Kara Hasan         : Gerali’nin arkadaşı İbrahim’in babası ( Gerali ham çökelekde) Küleks       : Bir sivrisinek türü. Koca Abtil : Gerali’nin arkadaşı Nazmi’nin babası. (Gerali ham çökelekde) Kırçıl         : Kırlaşmaya başlamış, dik saç. Kurşun      : Pb simgesi ile gösterilen yumuşakca ve bükülgen madde. Kıbrıs        : Türkiye’nin güneyinde; Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Kıbrıs Rum Yönetimi adıyla iki devletin bulunduğu ada. Koç            : Damızlık erkek koyun. Kına Gecesi        : Düğünlerde gerdek gecesinden 1 gece önce genellikle kadınlar tarafından yapılan eğlenti. Kuma         : Evli olan bir bayanın üstüne alınan ikinci eş. ___  M  ___ Musa          : Kanuni Ahmet Çavuş’un babası (Kayrak çakıllı yollarda) Mamure Kalesi : Anamur’un 6 Km güneydoğusunda geç Roma döneminde yapılmış, Bizans, Arap, Selçuklu, Osmanlı döneminde kullanılmış kale. Molla Mehmet Evi : Anamur Saray Mahallesinde sanat değeri tescili yapılmış bir ev. Maya          : Tülü devenin dişisinin adı. Mehmet 1  : Salih dedenin damadı (Gözlü gölün gök gargasında) 2         : Oba başı (Gözlü gölün gök gargasında) 3         : Gerali’nin babasını yaralayan, Gerali’nin vurduğu kişi (Gerali ham çökelek) Mollaç                : Anamur’a yöresel yemeklerden katımış mısır ekmeğinden yapılan çorba. Maş Çorbası: Anamur yöresel yemeklerinden baklagiller soyundan maş ürünü ile yapılan çorba. Maden        : Toprağın içinden filiz halinde çıkarılan madde. Mehle        : Hayvanın ön budundan çıkan et. Mani          : Birinci, İkinci ve dördüncü dizeleri uyumlu olan deyiş. ___  N  ___ Nadire        : Kânuni Ahmet Çavuş’un komşu kadını (Kayrak çakıllı yollardan) Nazmi        : Gerali’nin arkadaşı. Veysel dayının oğlu (Gerali ham çökelekde) ___  O  ___ Otlak          : Hayvan otlatılan yer, mera. Okuntu gönderme : Düğün için haber verme.Davetiye. ___  P  ___ Pelit           : Meşe ağacı. Palan          : Eşeğin üzerine konulan atlardaki eğer yerini tutan enli ve yumuşak bir çeşit eğer. Pullu Yazma: Fesin üzerine atılan başörtüsü. Bir tür başörtüsü. Peşkir        : Havlu Pınarlar Şelalesi: Anamur Ermenek karayolu üzerinde gezinti ve piknik alanı Anamur içme suyunun bir kısmının karşılandığı yer. Pulluca      : Gelinin başına örtülen bir tür örtü. ___  R  ___ Rahime Kadın: Komşu köyden bir kadın (Kayrak çakıllı yollarda) Raziye        : Salih dedenin kızı (Gölü gölün gök gargasında) Remzi        : Gerali’nin  amcasının oğlu (Gerali hamçökelekte) ___  S  ___ Sadık          : Gülizar’ın babası. (Kayrak çakıllı yollarda) Salih  1      : Kânuni Ahmet Çavuş’un amcası. (Kayrak çakıllı yollarda) 2                  : Ger Ali’nin teyzesinin oğlu (Ger Ali hamçökelekte) Sabahat      : Gülizar’ın annesi. (Kayrak çakıllı yollarda) Sayfant       : Anamur- Bozyazı’nın yaylalarında kireçtaşı, çamur harç ve ahşap hatlarla yapılan çatısı tahta ve ardıç kabuğu ile örülen iki katlı, alt katta ahır bulunan ev. Salta-Cepken: Halk oyunlarında üç eteğin üzerine giyilen kolsuz veya yakasız, dokumadan veya alacadan yapılan kıyafet. Salih Dede : Oba başı (Gözlü gölün gök gargasında) Selim         : Salih dedenin oğlu (Gözlü gölün gök gargasında) Sarı İbrahim        : Oba başı (Gözlü gölün gök gargasında) Selim Çavuş: Oba başı (Gözlü gölün gök gargasında) Senit          : Yufka ekmek yapılan tahtadan dört ayaklı geniş tahta . Susamlı turp otu yemeği : Anamur’un yöresel yemeklerinden olup haşlanan turp otu bol soğanlı kırmızı biberle kavrulup üzerine kavrulmuş, dövülmüş susam, sarımsak, limon suyu ilave edilerek hazırlanan yemek. Samsıra      : Anamur’un yöresel yemeklerinden olup susamın üzüm pekmezi veya bal ile pişirilmesinden elde edilen tatlı. Süleyman   : Gerali’nin arkadaşı (Gerali hamçökelekte) Saklambaç : Bir çeşit oyun. Sıtma Paraziti : Sıtma hastalığı yapan asalak. Sulfata       : Bir ilaç türü. ___ Ş  ___ Şaziye 1     : Komşu kız (Kayrak çakıllı yollarda) 2       : Kânuni Ahmet Çavuş’un halası (Kayrak çakıllı yollarda) Şevki Efendi Evi : Saray Mahallesi Şekerlik Sokakta bulunan tescili yapılıp korumaya alınan ev. Şalvar        : Kıl habanın kumaşından dikilen, kalça kısmı geniş, paçalara doğru daralan, beli göklü bükme ve alacadan kesilmiş uçkurla bağlanan halk oyunlarında giyilen pantolon.(Yöresel bir giysi) Şirket         : Ortaklık Şiir             : Duygulu, sesi ve özü güzel deyiş. Şarkı          : Müzik faslının şen şakrak nakaratlı ve ara nameli parçaları. ___  T  ___ Tokucak    : Çamaşır yıkamak için ağaçtan yapılan alet. Teke           : Keçinin erkeği. Toklu         : Bir yaşını bulmuş kuzu. Teleferik    : Havada gerilmiş kablo üzerinde kayarak giden asılı taşıt. Takavil      : Bir çeşit tranvay. ___  Ü  ___ Üç etek      : Uzun kollu ve yakas ___  V  ___ Vadi           : Koyak, alan. Veysel dayı         : Gerali’nin arkadaşı Abdullah’ın babası (Gerali hamçökelekte) Vinç           : Geçmiş dönemde kurşun çıkartılan Anamur’da bir semtin adı. Vehbi Bey : İşadamı Vehbi Koç. Vergi         : Hükümetlerin halktan topladığı para. ___  Y  ___ Yazmış      : Kuzulamayan kısır keçi. Yaylak       : Hayvanların yayılıp otlamasına elverişli yer, otlak. Yörük Ateşi        : Üç uzun dal yardımı ile bir idam sehpası hazırlanır. Ortasından yere doğru taşıyıcı bölüm sallandırılır. Alta yakılan ateşle yemek pişirilir. Yayla                   : Düz ve yüksek yer. Yoğunduvar: Bozyazı’da gemilerin barındığı küçük liman. ___  Z  ___ Zehra         : Gülizar’ın doğumunu sağlayan ebe. (Kayrak çakıllı yollarda) *******************************************************************************************************************************          

                                         ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

( 3 ) DANIŞMANIN DÜZLÜĞÜ  :          

Anamur ve Bozyazı’da sıcakların başlamasıyla birlikte yerli halk ve yörükler yaylalara giderler, havaların soğumaya başlamasıyla da deniz kenarındaki yerleşim yerlerine geri dönerlerdi. Yaylaya gidemeyen yerli halk ve Anamur’da yaşayan Rum’lardan bazıları o yılın en sıcak ayında Anamur`un 7 – 8 km batısında bulunan Danışman düzlüğünde bir araya gelirler ve haftalarca süren eğlenceler tertip ederlerdi. Kaşpazarı, Çamurlu, Abanoz, Kaş, Halkalı, Şabanoluk, Akpınar, Beşkuyu, Dokuzoluk, Kırkkuyu, Gözlügöl, Elbalak yaylalarına giden yörük beyleri de bu eğlencelere katılmak, genç yörüklerin yaptığı el sanatlarını sergileyip satmak için, diğer beylerle görüşmek, yapılacak eğlencelere katkıda bulunmak için dağ köylerinden, torosların yamaçlarından kalabalık bir yörük obasıyla birlikte ovaya inerler, Danışmanın düzlüğünde bir araya gelirlerdi. Koyunlar kesilir, yöresel halk yemekleri yapılır, çeşitli yarışmalar düzenlenir, yörük el sanatları sergilenip satışa sunulur, güreşler tertiplenir, oyunlar oynanır, sazlar çalınır, türküler söylenirdi. O yıl, şenliklerin ilk gününde onlarca koyun kesilmiş, Anamur ve Bozyazı’nın yöresel yemeklerinden Darı keşkek’i için kazanlar kurulmuş yahnili–yoğurtlu Keşkek yemeği hazırlanmıştı. Darı unundan Kapama yapmak için çadırların yanına senitler, sac’lar, un çuvalları getirilmiş, yörük ateşi yakmak için odun hazırlanmıştı. Keşkek kazanlarının yanı başına etli gölevez pişirmek için büyük boy tavalar yerleştirilmiş, her bir yörük çadırının yanına birer çuval gölevez dökülmüştü. Susamlı turp otu yapmak için otlar büyük tencerelerde haşlanmış iki avucun arasında sıkılmış topak vaziyette büyük tepsilerde bekletilmeye başlanmıştı. Katımış mısır ekmeğinden Mollaç ve Maş ürününden Maş çorbaları hazırlanmıştı. Tatlı için Heleş ve Samsıralar çok önceden hazırlanmış bir köşede bekletilmekteydi. Haftalarca devam eden şenliklerde yöresel yemeklerin yapımı her gün yenilenmekteydi. Şenliklerin ikinci gününde güreşler yapılmaktaydı. Bu güreşlere her yıl olduğu gibi o yıl da civar il ve ilçelerden, Anamur ve Bozyazı`dan, yörük obalarından onlarca güreşçi katılmıştı. Ödül olarak baş güreşlere bir deve, bir tosun, üç baş koç, onbeş altın, bir ala kilim konmuştu. Başaltı güreşlerinin bitmesiyle birlikte sağda solda baş pehlivanlar soyunmaya başlamış, heyecan doruk noktaya ulaşmıştı. Ödüllerin fazlalığı göz kamaştırıyordu. Baş güreşlerin belli bir kuralı yoktu. Kendine güvenen meydana çıkıyordu. Cazgır güreşçileri eşleştirmiş ortada altı ayrı yerde güreşler yapılmaktaydı. Kazanan kenarda bekliyor ve diğer galip gelenle kapışıyordu. Bu yıl Rum’lar da bir güreşçi getirmişler, bir köşede kendi güreşçilerini alkışlayıp duruyorlardı. İri kıyım Rum genci her önüne geleni yeniyor ve yeni hasmını beklemeye başlıyordu. Üç kişi ile güreşmiş birini künde ile birini paça kasnakla yenmiş; üçüncü hasmının kolunu kırmıştı. Son hasmıyla kapışmış onu da kafa kolla yenerek meydanda dolanmaya başlamıştı. Rum’ların çılgınca alkışları yörük ağası Ahmet Beyi çok tedirgin etmişti. Kendisi de gençliğinde bu meydanlarda baş pehlivanlığı birkaç kez kazanmış ancak ihtiyarlamıştı. İlk defa bir Rum güreşçi baş güreşleri almak üzereydi. Onun sırıtkan bakışları, herkese meydan okuyan davranışları kanına dokunmuştu. Ahmet Bey’in ödül alarak ortaya koyduğu deve’nin çobanı Mehmet az ilerde, elinde devenin yuları olduğu halde üzüntü içinde ortada dolanıp duran Rum gencine bakıyor, yıllardır beslediği develerden birinin bir Rum’a gitmesi onu adeta kahrediyordu. Yörük obasının yaşlılarından biri Ahmet Bey’in kulağına eğilmiş bir şeyler söylüyordu. Üzüntüden neredeyse iki büklüm hale gelen yörük ağası şöyle bir doğrulmuş, düşen bıyıkları dikleşmiş iki elini beline koymuş çoban Mehmet’i süzmeye başlamıştı. İçinden “Mehmet bu işi beceremez” diye düşünüyordu. Mehmet’i yanına çağırdı güreşip güreşemeyeceğini sordu. Beserek’i Rum gencine kaptırmak istemeyen Mehmedin gözleri parladı. Ve bir köşede soyunmaya başladı. O, hırkasını, göyneğini çıkarırken yaşlı yörük, Ahmet Beye onun köşşek’lerle nasıl güreş tuttuğunu ve onları nasıl yere yıktığını anlatıyordu. Mehmet şalvarla ve yalın ayak ortaya çıktığı zaman bir uğultu yükseldi. Yırtık- pırtık hırkanın içinden tam bir güreşçi vücudu ortaya çıkmıştı. Göğüsler, pazular şişmiş, hiç yağ görünmeyen karın bir kömürcü körüğü gibi inip çıkmaya başlamıştı. Cazgır duasını okumuş her iki güreşçiyi Danışmanın düzlüğüne salmıştı. Rum güreşçi peşrev’e başlamış, peşrev bilmeyen Mehmet onun peşrevini seyre dalmıştı. Peşrevini bitiren Rum pehlivanı Mehmet’in dalgınlığından istifade ederek onu sürmeye başlamış neye uğradığını şaşıran Mehmet çabuk toparlanmış, tam seyircilerin üzerine düşecekleri sırada bir çam ağacı gibi dimdik durmuş ve Rum güreşçinin hamlesini boşa çıkarmıştı. İkinci, üçüncü, beşinci hamleleri de hep hoşa çıkarmıştı. Güreş yarım saati doldurmuş ve nihayet çoban Mehmet harekete geçmişti. Hep Müdafaada dururken bir kaplan çevikliği ile ileri atılmış mükemmel bir boyunduruk vurmuş, nerdeyse boğulma noktasına gelen Rum güreşçiye bir kafa ko1 çekmiş, sırt üstü yere sermiş ve göbeğinin ortasına oturmuştu. Başta yörük ağası Ahmet bey olmak üzere Türkler ayağa fırlamış Rumlarsa perişan vaziyette yerde yatan güreşçilerine yardıma koşmuşlardı. Çoban Mehmet o yıl baş pehlivanlığı kurtarmış ve ortaya konan ödülleri almıştı. Bu güreşler ne ilk ve ne de sondu. Yıllardır devam eden Danışman güreşleri yine yıllar yılı devam edecekti. Şenliklerin üçüncü gününde gençler kendi aralarında oyunlar oynar gösteriler sunar, yarışmalar yaparlardı. Orta yaşlı tecrübeli yörükler gençlere yön tahminleri, yön bulma, çadır kurma, koyun ve keçilerde ayak kırılma – çıkma – burkulma esnasında yapılacak işlerle ilgili bilgiler verirlerdi. Onlarca oyundan bir tanesi şöyle idi : Gençler kızlı erkekli bir yuvarlak daire şeklinde oturarak dizilirler, bir tanesi dairenin dışında ayakta kalırdı. Ayakta kalan yörük gencinin elinde ucu düğümlü bir peşkir olurdu. Arkalarında dolaşırken peşkir’i birinin arkasına bırakır kaçmaya başlardı. Arkasında peşkir bırakılan genç peşkir’i alarak onu kovalar yetişirse arkasına vurur ve yerine otururdu. Yetişemezse peşkiri bırakan onun yerine oturur ve kendisi ayakta kalırdı. Oyun bu şekilde devem ederdi. Çom oyunu, çellik oyunu, halat çekme oyunu, birdir bir oyunu, eşyaları tanıma oyunu, yörük çadırı kurma oyunu, yer kapmaca oyunu, ses tanıma oyunu, sopa atıp tutma oyunu… gibi pek çok oyunlar oynanırdı. Bu oyunlar hiçbir zaman vakit doldurmak için oynanmaz, öğretici, eğlendirici olmasına özen gösterilirdi. Orta yaşlı Yörük’ler yaylalarda keçi otlatan gençlerin gece gündüz yönlerini bulabilmeleri için onlara değişik bilgiler verirlerdi. Yıldızlarla yön bulmayı anlatırken kutup yıldızının, büyükayı ve küçükayı’nın yerlerinin sabit olduğu anlatılırdı. Yön bulmada karıncaların yuvalarından çıkardıkları toprakları daima güneye yığdıkları, ağaçların rüzgar sebebiyle devamlı güneye doğru eğik oldukları, kayalardaki yosunların genelde kuzey tarafta bulunduğu öğretilirdi. Kara çadır kurma yöntemleri, insanlar ve hayvanlar için gerekli olan ilk yardımların nasıl yapılacağı ile ilgili bilgiler verilirdi. Yörük ateşinin nasıl yakılması gerektiği anlatılırken üç uzun ağacın bir idam sehpası gibi üsten birleştirilmesinin, bağlanmasının gerektiği, ortasından yere doğru taşıyıcı bölümün sallandırılmasının icap ettiği, altına yakılan ateş ile nasıl yemek pişirileceği, kütüklerin nasıl üst üste birbirine paralel vaziyette konup tutuşturulmasının icap ettiği tatbikatlı bir şekilde anlatılırdı. Danışman düzlüğünde en az 10 ayrı yerde geceleri yörük ateşi yakılır her yer gündüz gibi aydınlanırdı. Dördüncü gün şenliklerinde davullar, sazlar, kavallar, klarnetler, kemanlar çalınır; Türküler söylenir Anamur – Bozyazı ve civar illerden gelen aşıklar ellerinde sazlar ile karşılıklı atışmalar yapar, söylenen sazlı sözlü türküler şenliklere damgasını vururdu. Yörükler arasında saz ve kaval çalma adeti çok eskilere dayanmakta idi. Aşıklar arasındaki atışmaların sonunda Yörük ağaları, Anamur beyleri aşıklara hediyeler verir o yıl derledikleri yöreye has manileri de söylemeleri istenirdi. Maniler dört mısralık bağımsız şiirlerdi. Halkın ortak malı olan maniler her yıl yerli aşıklar tarafından derlenir ve Danışman şenliklerinde söylenirdi. O yıl yerli aşıkların derledikleri maniler şunlardı; İnanma zemheri ayazına Gün var iken kar yağar Güvenme avrat sözüne Eri var iken er arar. *** Ortaköylü azgın olur Sarıcağı düzgün olur Nasradın’dan gız alan Canından bezgin olur *** Ala kilimin yüzüyüm Buğday ununun özüyüm Aslımı sorarsanız Ahmet ağanın gızıyım *** Anamur’un darısı Tatlı olur sarısı Yiyen bilir dadını Bulunursa irisi *** Maniler saz ve kaval eşliğinde söylenirdi. Saz ve kaval ; Yörüklerin çadır kültürüne girmişti. Saz ve kavalın asılacağı direkler bile belirlenmişti. Danışman düzlüğü’ne kurulan çadırlarda yörük çadırı kültürünün görüntülerine rastlanırdı. Çadır içinde ; Kilimler, çullar, çuvallar, heybeler, duz torbaları, orta direğe asılı Kuran’ı Kerim, silah, fişeklik, saz torbası, kaval Torbası, İdare lambası, yayla çadırlarında olduğu gibi burada da görünürdü. Danışman şenliklerinin beşinci gününde el sanatları sergilenirdi. El sanatlarının içinde özel desenli kilimler, çullar, çuvallar, heybeler, duz torbaları, eğirtmeçler, tahtadan yapılan ibrikler, kaşıklar, tokucaklar, sini – şiş – oklava – senitler, sazlar, kavallar, erkek- kadın kıyafetleri, tülbent için boncuk örme, dantel, yün el örgüsü, ceket ve kazaklar sergilenir ve satışa sunulurdu. El sanatlarının en güzel örnekleri kilim’lerdi. Kilimin ham maddesi koyun yünü ve pamuk ipliği idi. Yörükler kilim dokuyacakları yünü koyunlardan kırpar, sıcak su ile yıkar ve güneşte kuruturdu. Kilim dokuma tezgahının eni 2 metre, boyu 2,5 – 3 metre arasında değişir ve ağaçtan yapılırdı. Yünler genelde kök boya ile boyanırdı. Kilimlerdeki motifler şekillerini ve isimlerini doğadaki canlılardan alırdı. El  sanatlarından Tülbentte boncuk örücülüğü için firkete, tığ ve şiş kullanılırdı. Boncuk örme örnekleri; isimlerini genel olarak doğadan alırdı. Bu örneklerin bazıları şunlardı; Deli dut burcu, domates, süpürge, papatya, sarhoş bacağı, akıllı dut burcu, yıldız, yemiş yaprağı, darı sömeği, karpuz dilimi, tesbih… Şenliklerin 6′ncı gününde sergi ve satışlara devam edilir, erkekler Karamanoğulları tarafından yaptırılmış olan Anamur merkezindeki Ak Cami’ye Cuma namazı kılmaya giderler, onlarla birlikte şehir merkezine gelenler deniz feneri, Anamurium antik kenti ve Mamure kalesini gezerlerdi. Akcami; Karamanoğulları tarafından yaptırılmış tarihi bir cami idi. Minaresi Akdeniz yöresinde pek görülmeyen yivli minare şeklindeydi. Deniz feneri; 1911 yılında Fransızlar tarafından yapılmıştı. Türkiye’nin güney bölgelerinin en uç noktasında, Kıbrıs’a en yakın yerde Anamur burnunda bulunmaktaydı. Yapılış amacı; deniz yolunu tercih eden yolcu ve tüccarların gemilerinin yön bulmalarına yardımcı olmaktı. Anemurium antik kenti; Milattan önce IV. Yüzyılda yapılan içerisinde kale, su yolları, su kemerleri, tiyatro, odeon, paleestra, hamamlar, kiliseler, mezarlar bulunan Türkiye’nin üçüncü büyük ören yeriydi. Mamure kalesi; Geç Roma döneminde yapılan Bizans, Arap, Selçuklu dönemlerinde kullanılan, içinde camii ve sarnıçlar bulunan Osmancık filminin çekildiği bir kaleydi. Şenliklerin son gününde veda hazırlıkları, veda törenleri yapılırdı. Kuşluk vakti veda yemeği verilir, öğleye doğru şenliklerin eşya ve malzemeleri toplanır, çadırlar sökülür, ateşler söndürülür, ateşlerin üzeri toprak ile örtülür, çevre temizliği yapılırdı. Her türlü hazırlıklar tamamlandıktan sonra yörükler eşyalarını develere yüklerler, Anamurlu, Bozyazılı yerli halk ile vedalaşılırdı. Bir hafta boyunca çadırlarda yatıp gündüzleri yerli halk ile birlikte eğlenen yörükler yükseklikleri 2000 metreye ulaşan Toros Dağlarının muhtelif yerlerine giderken Anamur’un 14 km kuzeybatısında bulunan Köşekbükü mağarası yakınlarından, kuzeyinde bulunan 1500 m uzaklıktaki Buğu Mağarası yakınlarından,.Dragon Çayı üzerinde Anamura 16 km uzaklıkta Alaköprü’den, Pınarlar şelalesinden, Dragon çayının 25.km’sinde sarp kayalar arasında bulunan 950 m uzunluğundaki kanyon yakınlarından geçerek Elbalak,Gözlügöl, Kırkkuyu, Dakuzoluk, Akpınar, Abanoz, Kaş Pazarı yaylalarına giderlerdi. Başbakanlık arşiv belgelerinin Osmanlı İmparatorluğunda oymak, aşiret ve cemaatler bölümünde belirtildiği şekliyle Anamur yaylalarına giden Yörüklerin bazıları şunlardı; Karaböcülü, Karalar, Karalı, Küçüklü, Aslangazili, Bayır, Bayırlı, Beyre, Beyreli, Gölgeli, Gölgelioğlu, Hacılar, Kızılalili, Kurutlar, Kızılca, Tekeliler, Yıvaküçük, Yıvalar, Yaycılar, konar-göçerleri, Türkmen yörükan taifeleri ve göçer-evli yörükan taifeleri… Danışman Düzlüğündeki şenliklerden dönen yörükler, yaylalarda bulunan yörüklerin arasına karıştıkları zaman yapılan eğlenceleri, Yarışmaları, yemekleri, sergileri birbir anlatırlar; bu anlatılanlar yaz boyu yaylalarda dilden dile dolaşırdı. Anamur ve Bozyazı ‘ dan Danışman Düzlüğüne giden yerli halk ile Anamurda azınlık halde yaşayan Rumlar da bu şenlikleri yıl boyunca çevresindekilere anlatırlardı. Danışman düzlüğünde yıllar yılı devam eden eğlenceler en sonunda türkü haline gelmiş hem yörükler arasında hem Anamur ve Bozyazıda yaşayan yerli halk arasında hem de Anamurda yaşayan Rumlar arasında söylenmeye başlanmıştı. Danışman türküsü kısa zamanda civar il ve ilçelerde de söylenir olmuştu. Danışman türküsü zamanla davul, klarnet, kabak kemani çalgıları eşliğinde grup halinde söylenip oynanmaya başlanmıştı. Düğünlerde, özel günlerde hem çalınan hem söylenen Danışman Anamur yöresinde halk oyunlarının ayrılmaz bir parçası haline gelmişti. Danışmanın en belirgin özelliği yöreye has kıyafetleridir. Şu anda halk oyunları için hazırlanan kıyafetleri Anamur ve Bozyazı halkı günlük kıyafet alarak giyerlerdi. Bugün halk arasında unutulmaya yüz tutmuş bu kıyafetlerin bir kısmı erkek kıyafeti bir kısmı kadın kıyafeti idi. Uzun kollu yelek, yarım kollu dize kadar uzanan göynek, topuğa kadar uzanan don, arası bol olarak dikilen şalvar, koyun yününden yapılan ceket, diz üstü bol diz altı dar pantolon günlük hayatta giyilmekte idi. Bunlar erkek kıyafetleri idi. Kadınlar ise kısa kollu, diz veya topuğa kadar uzanan fistan, kolu dirseğe kadar uzanan göynek, yazmanın üzerine üstlük ve gelinlerin giydiği ipekli emprime’yi günlük hayatta devamlı giyerlerdi. Bu giysiler şimdi Danışman ve Anamur’un diğer halk oyunlarının oyna: DANIŞMAN OYUNUNUN SÖZLERİ ŞÖYLEDİR: İndim gittim Danışmanın düzüne Lanet olsun çirkinlerin yüzüne haydi… Haydi haydi atamaz oldum Danışman’ın cümbüşünden yatamaz oldum Ayşe gelin yeni gelmiş yayladan Hoş geldine varamadım haydadan Haydi haydi atamaz oldum Danışmanın cümbüşünden yatamaz oldum Gün görünmez menengicin dalından Kimse bilmez ben garibin halindan haydi… Haydi haydi atlı da geliyor Şu kızın nâmeleri de tatlı da geliyor haydi… Evlerine varamadım köpekten Al uçkuru çözemedim göbekten haydi… Haydi haydi atamaz oldum Danışmanın cümbüşünden yatamaz oldum. HİKAYEDE ADI GEÇEN İSİM VE SÖZCÜKLER Danışman : Anamur ilçesine 8 km uzaklıkta bir yer. Keşkek : Mısırdan yahnili ve yoğurtlu olarak yapılan bir tür yemek Darı : Mısır Kapama . Mısır unundan elle taptaplanarak yapılan iki yuvarlak bazlamanın içine peynir, maydanoz karışımı konarak üst üste kapatılarak saçta pişirilen börek. Senit : Yufka ekmek yapılan tahtadan 4 ayaklı geniş tahta senit. Gölevez : Anamur – Bozyazı ve Kıbrısta yetişen patatese benzeyen bir tür yiyecek. Susamlı Turp Otu Yemeği : Haşlanan turp otu bol soğanlı kırmızı biberle kavrulup üzerine kavrulmuş, döğülmüş susam, sarmısak limon suyu ilave edilerek yenen yemek. Mollaç : Katımış mısır ekmeğinden yapılan çorba. Maş Çorbası:: Baklagiller soyundan maş ürünü ile yapılan çorba. Heleş . Kurutulmuş incir ile üzüm pekmezinin pişirilmesinden elde edilen tatlı. Samsıra : Susamın üzüm pekmezi veya bal ile pişirilmesinden elde edilen tatlı. Beserek : Buhur ve boz develerin birleşmesinden meydana gelen tülü devenin erkeğine verilen isim. Peşkir : Havlu Yörük Ateşi: Üç uzun dal yardımı ile bir idam sephası hazırlanır.Ortasından yere doğru taşıyıcı bölüm sallandırılır. Alta yakılan ateşle yemek pişirilir. Deniz Feneri:. Türkiyenin en güney noktası Anamur burnunda ’1911 yılında Fransızlar tarafından yapılan gemilere yol gösteren fener. Anemurium Antik Kenti : Anamur ilçesinin 7 km batısında Türkiyenin en güney uç noktasındaki Anamur burnunda bulunan içerisinde kale, su yolları, su kemerleri, tiyatro, odeon, paleestra, hamamlar, kiliseler ve 350 adet mezar bulunan yer. Mamure Kalesi . Anamurun 6 km Güney Doğusunda geç Roma döneminde yapılmış bir kale. Alaköprü : Anamur’a 16 km uzaklıkta Karamanoğulları tarafından 1230 yılında yapılmış köprü. Buğu Mağarası : Anamur’un kuzeyinde l500 m uzaklıkta sarkıt – dikitli bir mağara. Pınarlar Şelalesi : Anamur içme suyunun geldiği, Anamur – Ermenek karayolu üzerinde gezinti ve piknik alanı Kanyon . Anamur çayının 25 km’sinde sarp kayalar arasında 950 m uzunluğunda akarsuların yeri oyarak meydana getirdiği derin, dar ve dolambaçlı boğaz. Göynek : Çulfallık adı verilen ince dokuma tezgahlarında dokunan bir giysi Şalvar . Kıl habanın kumaşından dikilen kalça kısmı geniş paçalara doğru daralan beli göklü bükme ve alacadan kesilmiş uçkurlarla bağlanan giysi. Fistan : Bir kadın giysisi. ****************************************************************************************************************************

 DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

( 4 ) GÖK GARGA ZEYBEĞİ

Anadolu’da göçebe hayatı yaşayan ve bir yerde durmayıp devamlı yer değiştiren Türk kabilelerine Yörük denilmektedir. Yörük’ler; Balkar dağlarında, Geyik dağlarında, Bey dağlarında, Akdağlar’da Anamur- Bozyazı çevresindeki Alamusa, Karagedik, Dayılı Sarmış, Elmakuzu dağlarında ilkbahar, yaz, sonbahar mevsimlerini yaşarlardı. Akdeniz bölgesinde Fethiye’de yaşayan Yörük’ler yazın Albey, Akdağ, Girdev yaylalarına… Antalya-Alanya arasında yaşayan Yörük’ler Geyiktepesi çevresindeki Karaboynuz’a, Çarşır, Eğrigöl, Karıngöl, Çakallar, Çamur yaylalarına, Baran, Feslikan’a … Anamur’da yaşayan Yörük’ler Abanoz, Akpınar, Kaş, Kırkkuyu, Gözlügöl, Elbalak, Beşkuyu, Kaşpazarı yaylalarına … Bozyazı’da yaşayan Yörük’ler; Bardat Pazarı, Ardıçpınarı, Ardıç Alanı, Elmakuzu, Çoğoluk, Tersakan, Devrent yayla’larına giderlerdi. Yörük göçerler; bütün yı1 boyunca çadırlarda yaşayıp koyun, keçi beslerler ilkbaharda sahillerden yaylalara, sonbaharda yaylalardan sahillere göç ederlerdi. Yayla göçleri görülmeye değerdi. Yörük’ler atının kuskununu, devesinin havudunu, eşeğinin palanını çeker, çuvalını, haranı’sını, senidini, sayacağını, kap-kacağını, yiyecek – içeceklerini develere yükler, çebiçlerini, yazmışlarını, tekelerini, toklularını, öküzlerini, tosunlarını önüne katar yaylanın yolunu tutarlardı. Yollarda kuzu ve oğlakların annelerini emmesini sağlar, fazla emmemeleri için süt sağar, sağdıkları sütü yoğurt-peynir yapmak yerine dağa dökerlerdi. Yaylalarda sağdıkları sütten kışlık peynir, yağ, çökelek yapar, yannıklarda bişşek ile ayran yapıp çomça ile tas’a koyup içerlerdi. Eğirtmeç eğirir, çulfallık’ta çul – kilim, heybe – çuval dokur, yufka ekmek açarlardı. Şu anda Anamur ve Bozyazı yöresinde halk oyunları olarak çalıp söylenen Gök Garga türküsü 18′nci yüzyılın ikinci yarısında buralarda yaşayan yörük’lerin yaşantılarından çıkmıştı. O dönemlerde Anamur – Bozyazı tek yerleşim yeriydi. Komşu ilçe Ermenek gibi beyliklerle idare ediliyordu. Her iki ilçe’de de konar – göçer yörük’ler yaşıyordu. Her sene olduğu gibi yine bir ilkbahar mevsiminde Anamur – Bozyazı yöresinde yaşayan Yörük Türkmen’ler deniz seviyesinden 1200 m yükseklikte bulunan Ermenek’e bağlı Kazancı yakınlarında bugünkü adıyla Elbalak yaylası çevresinde konaklamışlardı. Yörük’ler ısının yükselmesi ile birlikte buralara gelmek için yola çıkmıştı. Çadırlar, un çuvalları, kap-kacaklar, yiyecek-içecekler, giysilerin bulunduğu Alaçuvallar Beserek’lere, Gayalık’lara , Maya ve Daylak’lara yüklenmişti. 2000′in üzerinde keçi ve oğlak, obanın gençleri tarafından çoktan yayla yolunu tutmuştu. 5 adet iri yağız köpek adeta hayvanlara çobanlık yapıyordu. Sabahın alacakaranlığında yola çıkan Yörük obası Pınarlar yakınında konaklamış bir gün bu civarda kalmıştı. Yine şafakla yola çıkan oba Kaş – Abanoz arasında konaklamış bir gecede orada kalmışlardı. Halkalı – Kervanalanı arasında, Akpınar- Çandıralanı arasında, Kırkkuyu – Dokuzoluk arasında birer gün konaklayan Yörük obasının son durağı Elbalak yaylası olmuştu. O yıl Yörük’lerin başı Salih dede idi. Salih dedenin oğulları Selim, Abdurrahman, Durmuş, Hüseyin ile kızları Asiye, Raziye ve damatları Mehmet, İsmail bir oraya bir buraya koşuşturuyor; bir kısmı ağıl yapmaya çalışırken diğerleri çadırları kuruyordu. Elbalak yaylasına gelen Yörük obası sadece Salih dedelerde değildi. Geçen yılın oba başı Sarı İbrahim ile bir önceki yılın oba başı Hüsmen dayının eş ve çocukları, torunları da obanın arasındaydı. Onlarda en az Salih dedenin ev halkı kadar kalabalıklardı. Onlar da Yürük obasının bir parçasıydı. Yörük kültürünün tüm özellikleri çadırlarda görülmekteydi. Dıştan görünüşü sade olmasına rağmen içlerinde düzenli bir yerleşim vardı. Baş direğe Kur’an-ı Kerim ve silahlar asılırdı. Kapının yanındaki direğe mutfak eşyaları, orta direğe fener asılırdı. Çadırı ikiye bölen perdenin kenarlarına ise eşya ve erzak sandıklarıyla içerisinde kıyafetlerin bulunduğu Alaçuval’lar dizilirdi. Yiyecek torbaları çadırın rutubet almayan ve pek göze çarpmayan yerlerine konurdu. Kapıya göre sol taraf erkeklere, sağ taraf kadınlara ayrılırdı. Yaklaşık 10′a yakın çadır kurulmuş, yeterince ağıl yapılmıştı. Dadaloğlu’nun : Ey dağlar sözümüzün doğrusu böyle Noksanım varsa gel bana söyle Türkmen’e bir at, yayla, bir davar ile Ala dilber, soğuk su, mor çemenler gerek mısralarına uygun biçimde rüzgarların ıslık çaldığı, burcu – burcu kekik kokan dağlarda, vadilerde, goyaklarda, mor çemenler arasında 10′larca yıldır Yörük’ler ilkbahar, yaz, sonbahar’ı buralarda geçiriyorlardı. Artık Elbalak yaylası onların yaylak yurduydu. Elbalak yaylası ve çevresinin özellikle Gözlügöl’ün yaylakları, buz gibi soğuk suları Ermenek göçer Yörük’lerinin de iştahını kabartmıştı. Onlar da ilkbaharda buralara gelmeye otlakları gütmeye başlamışlardı. Önceleri gençler arasında başlayan kavgalar daha sonra kadınları, kızları hatta bizzat Yörük beylerini de içine almış, olay davarların kurşunlanmasına, bazı çadırların yakılmasına, su kuyularının taşla doldurulmasına, insanların yaralanmasına ve hatta öldürülmesine kadar uzanmıştı. Yıllar yılı devam eden bu sınır kavgaları hem Anamur hem Ermenek beylerini hem de her iki yerleşim birimindeki devlet yöneticilerini rahatsız ediyordu. Yörük Qba başları Salih dede, Sarı İbrahim ve Hüsmen ağa vefat etmiş, Salih dedenin yerini oğlu Selim Çavuş, Sarı İbrahim’in yerini oğlu Durali, Hüsmen ağanın yerini oğlu Mehmet almıştı. Ama sınır kavgaları hiç değişmemişti. Bu kavgaları önlemek için Anamur’la Ermenek arasında sınır çizilmesi gerekiyordu. Her iki yörenin devlet yöneticileri ile Yörük beyleri bir araya gelmişler barışçı bir çözüm aranmıştı. Çözüm şöyleydi : Elbalak yaylasında bulunan Anamur Yörük’leri Gözlügöl civarında toplanacaklar, Ermenek Yörük’leri de Elbalak’a aynı uzaklıkta Ermenek yöresinde bir araya geleceklerdi. Aynı gün sabaha karşı horozlar öter ötmez Yörük’ler hem Ermenek tarafından hem de Anamur tarafından yola çıkacaklar her grubun arasında karşı taraftan 2′şer şahit bulunacaktı. Antlaşma şartları gereğince Anamur Yörük’leri Gözlügöl’de toplanmış yatsı namazını kıldıktan sonra meydana büyük bir ateş yakmışlardı. Ateş o kadar harlıydı ki karşı dağların yamaçlarını bile gündüz gibi aydınlatıyordu. Yörük’ler de sanki sabah olmuş gibi saz çalıp türkü söylemeye, eğlenmeye başlamışlardı. Horozlar bu aydınlığı ve gürültüyü duyunca sabah oldu zannederek ötmeye başlamışlardı. Horozlar ötünce karşı tarafın şahitleriyle birlikte yola çıkılmıştı. Gün ağardığı zaman bir Gök Garga peydahlanmış Ermenek yönüne doğru yol boyunca uçmaya başlamıştı. Yörük beyi Selim Çavuş’un torunu Ayşe kız, Gök Garga’dan gözünü ayıramıyordu. Oba’nın önüne bir belen çıkmıştı. Belen’in arkasından dolanmak gerekiyordu. Gök Garga kestirme bir yoldan uçmaya devam etmiş, Ayşe kız oba’dan ayrılarak Gök Garga’nın peşine takılmıştı. Gözlügöl’ün uzantısı bir su başına vardığı zaman Gök Garga suyun kenarına konmuş, kana – kana su içmiş Ayşe’de elini yüzünü yıkamış Gök Garga’nın yanında beklemeye başlamıştı. Gök Garga bir oraya bir buraya gidiyor fakat uçmuyordu. Ayşe kız’ın kendileriyle birlikte olduğunu zanneden Yörük’ler belen’in arkasından dolanarak suyun bulunduğu yere gelmişler Ayşe kızı ve Gök Garga’yı orada bekler vaziyette görünce hayretlerini gizleyememişlerdi. Onların gelişi ile birlikte Gök Garga yine havalanmış kuzeye Ermenek tarafına doğru uçmaya başlamıştı. Ayşe’de koşarcasına onun uçtuğu yönde peşine takılmıştı. Yörük obası da Ayşe’nin arkasından kestirme yollardan Elbalak yaylasının doğu yamaçlarından Ermenek’e doğru yol almaya başlamışlardı. Bu hızlı yürüyüş öğleden sonraya kadar devam etmiş, sınır kavgası yapılan Elbalak yaylası çok gerilerde kalmış, Ermenek Yörük’leri hala görünmemişti. Öte yandan Ermenek Yörük’leri Anamur Yörük’lerinin harekete geçtiği saatlerde derin uykularındaydı. Şafak sökmüş horozlar ötmeye başlamış onlar da Elbalak yaylasına doğru yürümeye başlamışlardı. Gök Garga’nın, Ayşe kızın durumu, Ayşe kızın gözüne girmek isteyen gençlerin hareketleri Anamur Yörük’lerine daha bir şevk vermiş hızlarını artırmıştı. Ermenek’e bağlı Kazancı yöresine yaklaştıkları zaman ilerde bir toz bulutu görmüşler, yürüyüşlerini yeterli görerek beklemeye başlamışlardı. Gök Garga’da guru bir pelit ağacının üzerine konmuştu. Ayşe’nin gözüne girmek isteyen oba’nın gençleri ileri atılmışlar guru ağacın üzerindeki Gök Garga’yı tutup Ayşe kıza getirmişlerdi. Gök Garga sanki Ayşe kızın avuçlarının içinde mutluydu. Ayşe kız adeta Gök Garga’ya aşık olmuştu.   Gençler hemen aracıkta pelit dallarından bir gafes yapmışlar ve Gök Garga’yı gafese koymuşlardı. Gök Garga gafeste, gafes Ayşe kızın elinde idi. Gözlügöl’ün Gök Garga’sı gafese girmişti. Derken Ermenek Yörük’leri Kazancı yakınlarında Anamur Yörük’leriyle buluşmuş her iki tarafın şahitleri karşılıklı görüşmüşler, anlaşmışlar, olayı onaylamışlardı. Buluşma yeri Anamur ve Ermenek ilçesinin sınırı olmuştu. Durum Yörük beylerine ve her iki ilçenin yöneticilerine bildirilmiş Anamur – Ermenek sınırı böylece çizilmişti. Başbakanlık arşiv belgelerine göre; Osmanlı imparatorluğunda oymak, aşiret ve cemaatlarla ilgili bölümlerde bu yörelerin, Yörüklerin yaylakları olduğu da ifade edilmektedir. Belgelerin bir bölümünde yörükan taifesinden Sipahili cemaatinin Niğde, Konya, Adana, Mersin, Kastamonu, Kocaeli sancaklarında yaşadıkları belirtilerek; “İncirbelik nam mahalden kalkup, Anamur’da Kırkkuyu nam mahalde yaylayup, İncirbelik’te kışlarlar” denilmektedir. Bu yöreler aynı zamanda tarihi İpek Yolunun da geçit yerleriydi. Alanya’ya 30 km mesafede bulunan Alarahan’dan kalkan İpek Yolu yolcuları Mersin, Adana, Gaziantep, Kahramanmaraş’a giderken bu yörelerden geçmekteydi. İpek yolu güzergahını belirleyen işaret taşları hala buralarda sapasağlam durmaktadır. O yıldan sonra Elbalak otlakları, Gözlügöl, Kırkkuyu, Dokuzoluk ve civarındaki yaylalar Anamur’lu , Bozyazı’lı Yörüklerin yaylakları olmuştu. Gök Garga için, Ayşe kız için türküler söylenmeye başlanmıştı. Gök Garga Zeybeği türküsü Anamur’da, Bozyazı’da, civar il ve ilçelerde yıllar yılı nesilden nesile söylenegelmiş, halk oyunları olarak bu yörelerde, eğlence yerlerinde, düğünlerde, bayramlarda, kızlı erkekli oynanmaya başlanmıştır. Öyle ki diğer yöresel halk oyunlarıyla birlikte yapılan yarışmalarda 10′larca Türkiye birincilikleri kazanmıştır. Her yörenin halk oyunlarında olduğu gibi Gök Garga oyununda da kız ve erkeklerin özel kıyafetleri vardır. Bu kıyafetler yıllarca halk arasında da giyilmiştir. Oyun; davul, klarnet, kabak kemani gibi çalgılar eşliğinde söylenmekte ve oynanmaktadır. GÖZLÜGÖLÜN GÖK GARGASININ SÖZLERİ ŞÖYLEDİR: Amanın Gök Garga’yı, çocuk Gök Garga’yı Guru ağaçta duddular, ooof duddular oy Amanın duddular da, çocuk duddular da Dar gafese de gaddılar hey, heeey gaddılar hey Aman çıkabilsem, çocuk çıkabilsem Şu yokuşun başına vay, Eeee başına vay Amanın yeni girdim, çocuk yeni girdim Onüç ondört yaşına vay, Eeee yaşına vay. Gök Garga’nın sözleri bu şekilde devam edip gitmektedir.

HİKAYE’DE ADI GEÇEN İSİM VE SÖZCÜKLER:

Kuskun: Eğere bağlı olup hayvanın kuyruğu altından geçirilen kayış

Havud : Deve semeri

Palan : Enli ve yumuşak bir çeşit eğer. Çebiç : Keçinin ve tekenin küçüğü, oğlak’ın büyüğü Yazmış       : Kuzulamayan kısır keçi Teke          : Keçinin erkeği Keçi          : Tekenin dişisi Toklu         : Bir yaşını bulmuş kuzu Bişşek        : Yannıkta yayık yapılırken kullanılan alet Çomça       : Kaşığın büyüğü Eğirtmeç    : Yün veya kıl ip eğrilen alet Çulfallık     : Dokuma tezgahı Beserek     : Buhur ve boz develerin birleşmesinden meydana gelen tülü devenin erkeğine verilen isim Gayalık      : İki yaşını geçmiş boz devenin dişisi Maya         : Tülü devenin dişisinin ismi Daylak       : İki yaşını geçmiş dört yaşını bitirmemiş deve Salih dede  : Oba başı Selim : Salih dedenin oğlu Abdurrahman : Salih dedenin oğlu Durmuş      : Salih dedenin oğlu Hüseyin      : Salih dedenin oğlu Asiye         : Salih dedenin kızı Raziye        : Salih dedenin kızı Mehmet : Salih dedenin damadı İsmail : Salih dedenin damadı Sarı İbrahim : Oba başı Hüsmen dayı : Oba başı Çemen : Çimen Vadi : Koyak, alan Goyak : İki dağın arasında kalan dere boyu Otlak : Hayvan otlatılan yer, mer’a Yaylak : Hayvanları yayılıp otlamasına elverişli yer, otlak Selim Çavuş : Oba başı Durali : Oba başı Mehmet : Oba başı Gök Garga : Mavi ile açık yeşil arası olan renkte bir karga türü Belen : Küçük tepe, dağ beli geçidi.