KEREM İLE ASLI

KEREM İLE ASLI

( 18 ) KEREM İLE ASLI

Kerem ile Aslı, Orta Asya’dan Balkanlara kadar uzanan geniş bir alanda söylenen yaygın bir halk hikayesidir.

 Bu hikaye;Tasavvuf ve fantastik öğelerle zenginleştirilmiştir.

Hikayede insanın alın yazısının değiştirilemeyeceği görüşü hakimdir.

Hikaye ; On altıncı yüzyılda ortaya çıkmıştır.

Türk folklorunun en lirik ve seçkin örneklerindendir.

Hikayeye göre: Kerem, İsfahan şahlarından birinin oğlu olan Ahmet Mirza’dır. Aslı ise,Hazine nazırı Ermeni kesişinin kızı olan Kara Sultan’dır.

Ahmet Mirza ile Kara Sultan’ın babaları aslında bu yuvanın kurulmasını istemektedir.

Ermeni Keşiş son anda kararından vaz geçer.

15 yaşına gelinceye kadar birbirini görmeyen gençler birbiriyle tanışınca Ahmet Mirza, Kara Sultan’a aşık olur.

Kızın babası bu evliliğe karşı çıkar.

Ahmet Mirza yemeden içmeden kesilir.

Hikaye bu ya; düşünde aşk şarabını içip hak aşığı olur. Uyanınca şiirler söylemeye başlar.

Kız’a Aslı, kendine de Kerem adını verirler.

Baba yine kız istemeye gider.

Din ayrılığı nedeniyle Keşiş kızını vermez ve Aslı’yı kaçırır.

Kerem yollara düşer. Elinde sazı köy-köy dolaşır. Sonunda Aslı’yı bulur.

Aslı Müslüman olur.

Kızın babası nihayet bu evliliğe razı olur.

Ancak yine hikaye bu ya kızına sihirli bir elbise giydirir. Gerdek gecesi bu elbiseyi çıkarmak isteyen Kerem, düğmeleri çözdükçe yeniden iliklenen elbiseyi Aslı’nın üzerinden çıkaramaz.

Tan yeri ağarırken Kerem, yürekten bir “ah” çeker ve bu ah ile ağzından çıkan alevle yanıp kül olur.

Hikayeye göre Aslı, Kerem’in küllerinin başında 40 gün bekler. Kırkıncı gün Kerem’in dağılan küllerini saçını süpürge yaparak toplarken Aslı da yanar. Külleri Keremin küllerine karışır.

Hikaye bu kadar…

19’uncu yüzyılda Kerem ile Aslı hikayeleri kitap haline getirilmeye başlanmıştır.

1386’da İstanbul’da basılan hikaye kitabı Türkiye’de basılan ilk hikaye kitabıdır.

Kerem ve Aslı’nın yaşadığı ağırlık kazanmaktadır. Hayatları ise halk hikayesi

olarak tiyatro, sinema, opera ve resimlere konu olmuştur.

Hoşça kalınız.

Zaman Ayrışma Zamanı Değil Birlik Olma Zamanıdır

Türkiye’mizin kalkınma hamlelerine girişi nedeniyle terör olayları da tırmanışa geçmiş durumda…

İktidar partisinin yurt içinde ve yurt dışında terörü bitirme konusundaki kararlı tutumu her türlü takdirin üstünde…
Sayın Devlet Bahçelinin terörü bitirme konusundaki tavrı ise Bülent Ersoy’un tabiri ile fevkaladenin fevkinde…
Ana muhalefet partisinin tutumu ise adeta bir garabet örneği…
HDP ise adeta terör ağzıyla konuşuyor…

Amerika bize hem müttefikimiz diyor hem de bizimle savaş halinde olan teröristlere utanmadan sıkılmadan 3500 tır dolusu cephane bağışı yapıyor.
Avrupa birliği ülkeleri burnumuzun dibinde bize gözdağı vermek için sözde tatbikat yapıyor…
Bu arada şehitlerimiz yüreklerimizi dağlamaya devam ediyor.

Yurt dışı ve yurt içi terör olaylarına karşı uyanık olmak hem iktidar partisinin, hem muhalefet partilerinin namus borcudur.
Türk milleti olarak terör olaylarına karşı birlik-beraberlik içinde olmaya her zamankinden daha çok muhtacız.
Muhalefetiyle, İktidarıyla bütün partilerimiz terörü yok etme konusunda fikir birliği etmelidir.

Ayrışma geçtiğimiz yıllarda fikir ayrılıkları türban, başörtüsü, zorunlu din dersleri, PKK terör örgütü, Kürt sorunu, alevi açılımı… konularında da devam etmişti.
Bu fikir ayrılıkları ülkemize hiçbir fayda sağlamamıştı.
Artık bıçak kemiğe dayanmıştır.

Artık ayrışma zamanı değil, birlik-beraberlik zamanıdır.
Türk milleti olarak bugünlere kolay gelmedik.
Bir su matarasına, bir kundura bağına, bir tüfek kayışına, bir lokma ekmeğe, bir silah mermisine muhtaç günlerden geldik.
Bizim gibi toplu bir İstiklal Savaşı vermiş milletlerin sayısı çok değildir.
O savaşları yaşamış, cephede kanını, kolunu, bacağını bırakmış insanlarımızdan bir kısmı hala aramızda yaşıyorlar.
Son yüzyılda dünya bir Balkan, iki dünya savaşı yaşadı.
İlk dünya savaşında 10 milyon insan can verdi.
Kaybolanların sayısı 15 milyon…
Her üç savaş da ya topraklarımız üzerinde veya çevremizde yapıldı.
Bugünkü nesiller, o günleri yaşamış insanların hatıralarını dinleyerek büyüdüler.
Haçlının, Rus’un, Yunan’ın günah izleri; Taşımızdan-toprağımızdan henüz silinmedi.
Hal böyleyken; Acaba bu acı günlerden alınacak ibret dersi son yıllarda nasıl unutuldu?
İstiklal için savaş vermiş, savaş kazanmış bir milletin çocukları devletine nasıl başkaldırıyor?
Karakollara, okullara, devlet kuruluşlarına nasıl baskın düzenleyebiliyor?
Polisi, jandarmayı nasıl arkadan vurabiliyorlar?
Masum çocuklar, hamile kadınlar nasıl kurşuna diziliyor?
Henüz uzak olmayan bir tarihte düşman çizmesi altından kurtarılan vatanda insanlarımız nasıl birbirine düşürüldü?

Millet olarak toparlanmaya, teröre karşı asgari müşterekte birleşmeye, birlik ve beraberlik içinde yaşamaya muhtacız.
Doğu-batı, kuzey-güney, yaşlı-genç, okuyan-okumayan, işçi-patron, amir-memur, asker-sivil demeden toplu bir bütünleşme, birlik-beraberlik hamlesi başlatmalıyız.

Ülkemiz ekonomik eğitim seferberliği paketleri yanında birlik-beraberlik paketine de muhtaçtır.
Durumumuz “Boş ver” anlayışına uygun değildir.
Yüzyıllarca “Nizam-ı âlem”i temsil ettik.
Millet olma tecrübemiz hiçbir millette yok…
Tarihin en güçlü ordularını, dünyanın en büyük imparatorluklarını kurduk.
Yer altı-yer üstü zenginliklerimiz, tarihi, stratejik, demokratik imkanlarımız düşmanlarımızı kıskandıracak kadar güçlü…
Bu imkanları hakkıyla değerlendirebilirsek hem bölge, hem dünya barışına yön verecek ışıklı pırıltılı bir ülke olabiliriz.
Komünizmin çöküşüyle birlikte bu bölgede kurulan Türk devletleri bizim liderliğimizi bekliyor.
O halde neden bir ve bütün değiliz?

Bazı İnsanlarımız niçin devlete karşı gelme yolunu seçiyor?
Kuzeyden, batıdan, güneyden, doğudan tam bir ateş çemberi içerisindeyiz!
Rusya’nın dağılmasına rağmen kuzeyimiz yine Demirperde…

Batı komşumuz Yunanistan Ekonomik krizle boğuşmasına rağmen yine de bir Türk düşmanlığı cezbesinde…
Güney Kıbrıs Rum kesimi Türkiyeyi ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetini dışlayarak arkasına Avrupa Birliği ülkelerini de alarak, ezeli ve ebedi düşmanımız İsrail’le ortaklaşa KIBRIS’TA petrol ve doğal gaz arama peşinde…
Ayakları henüz yere basmayan güney ve doğu komşularımız kardeş kavgasında…

Cenabı-ı Allah Kur’an-ı Kerim’de;
“Birbirinizle ihtilafa düşerek çekişip durmayın. Aksi halde başarısızlığa düşersiniz. Gücünüz, kuvvetiniz kaybolup gider…”.buyuruyor.
Yine başka bir Ayet-i Kerimede:

“İnanmayanlar bile birbirlerinin yardımcılarıdırlar. Şayet siz böyle yapmazsanız, yeryüzünde büyük bir fitne ve kargaşa ortaya çıkar.”buyrulmaktadır.
Peygamber Efendimiz, Veda Hutbesinde: “Sakın benden sonra ihtilafa düşüp, birbirinizin boynunu vurmayınız” buyurmaktadır.
Ayet ve hadislerdeki ikazlar bizi derin-derin düşündürmelidir.
Aksi takdirde bu ikazların muhatap ve mahkumu oluruz.
Dünya yürüyor…

Yürüyen, ilerleyen dünyada durmak, terörü desteklemek çağın ve ihtiyaçların gerisinde kalmaktır.
İslam dini fitneyi yasaklamış bir dindir.

Bizi birbirimizle kavgaya götürecek hiçbir problemimiz yoktur.
Menfaatimiz kavgada değil, birbirimizi sevmededir.
Bölüşemediğimiz nedir?

Yüzümüzü ağartan bir sevgi ve kucaklaşma ile yokluğun üzerine yürümek varken, kavga etmek nedendir?
2017′li yılları yaşadığımız şu günlerde bu soruları herkes birbirine sormalıdır.

Geçmişimizin ve geleceğimizin sırtımıza yüklediği ağır sorumlulukları birlikte çözmeliyiz.
Bu bizim gerçek kurtuluşumuz olacaktır.

Hoşça kalınız.